100 yıl sonra yine kapımıza dayandılar
Bir devlet adamı uyarısı
Bu yazı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Venezuela Devlet Başkanı’nın, uluslararası hukuk hiçe sayılarak başka bir ülkenin operasyonuyla kaçırılmasının hemen ardından yaptığı açıklamayı esas alarak kaleme alınmıştır.
Aşağıdaki değerlendirme; o açıklamanın dili, vurguları ve işaret ettiği risklerin, sahada ve toplumda nasıl karşılık bulduğuna dair bir okuma niteliğindedir.
Uluslararası hukuk yok sayılarak bir devlet başkanının başka bir ülkenin operasyonuyla kaçırılması, yalnızca hedef alınan ülkeyle sınırlı bir gelişme değildir.
Yapılan açıklamanın bütününde, bu durumun egemenliği olan tüm devletler açısından bir gözdağı anlamı taşıdığına dikkat çekildiği görülmektedir.
Kılıçdaroğlu’nun açıklaması, yaşanan olayın tekil bir kriz olarak değil; küresel sistemde yaşanan yön değişikliğinin bir işareti olarak ele alındığını ortaya koymaktadır.
Kurulan bu dil, dünyanın hangi noktaya doğru savrulduğuna dair ciddi bir kırılmaya işaret etmektedir.
Böylesi bir gelişmenin hemen ardından yapılan bu açıklama, sürecin henüz başındayken kurulan bir uyarı çerçevesi olarak okunmaktadır.
Nitekim takip eden günlerde yapılan değerlendirmelerde benzer kaygıların ve vurguların dile gelmiş olması, bu uyarının yön gösterici bir nitelik taşıdığını göstermektedir.
Bazı insanlar laf olsun diye konuşmaz; konuşması gerektiğinde konuşur.
Bazıları ise herkes susarken, sözüyle istikamet çizer.
Yapılan bu açıklama, bir sosyal medya tepkisinden ziyade; devletini ve milletini önceleyen bir sorumluluk dili olarak dikkat çekmektedir.
Yeni bir dünya düzeninden söz edilirken, korku yaymaya dayalı bir üslup tercih edilmemiştir.
Ancak tehlike de örtülmemiştir.
Bilimle ya da kültürle değil; savaşla ve işgalle şekillenen bir düzenin kapıya dayandığı açıkça ifade edilmiştir.
“Mesele burada bitmiyor” vurgusuyla, asıl dikkat edilmesi gerekenin bir adım sonrası olduğu işaret edilmiştir.
Açıklamada harita üzerinden yapılan vurgu dikkat çekicidir.
Kuzey, güney, doğu, batı ve Akdeniz…
Bu coğrafi çerçeve, meselenin uzak bir kriz değil; Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren bir kuşatma ihtimali olarak ele alındığını göstermektedir.
Kullanılan dil bir korku dili değildir.
Ancak uyarı nettir:
“100 yıl sonra yine kapımıza dayanıyorlar.”
Bu ifade, günlük siyaset tartışmalarının ötesinde; tarihi hafızaya yaslanan bir okuma olarak değerlendirilmektedir.
Açıklamanın bütünü, devletin sürekliliğini esas alan bir refleksin izlerini taşımaktadır.
Sadece tehlikenin altı çizilmemiş, ne yapılması gerektiğine dair yön de gösterilmiştir:
“Zaman; milli kardeşlik zırhımızı giyme zamanıdır.”
Bu çağrı, bir temenniden çok; topluma yapılan açık bir yön tarifidir.
Kimlikler üzerinden ayrışmamak, inançlar üzerinden bölünmemek; içeride kavga ederek değil, dışarıya karşı birlik içinde durmak gerektiği vurgulanmaktadır.
Bu yaklaşımı okuyan vatandaşın hissettiği şudur:
Bir korkutma yoktur.
Bir kışkırtma yoktur.
Sorumluluk, ortak akıl ve birlik çağrısı vardır.
Açıklamanın en kapsayıcı ifadelerinden biri ise şudur:
“783 bin kilometrekare vatan toprağında, inancına ve kimliğine saygı duyduğumuz tüm yurttaşlarımızın yegâne devleti Türkiye Cumhuriyeti’dir.”
Bu cümle, ne ötekileştirici ne de dışlayıcı bir anlam taşımaktadır.
Aksine, farklılıkları aynı çatı altında buluşturan, Atamızın emaneti Türkiye Cumhuriyeti vurgusunu merkeze alan bir anlayışı yansıtmaktadır.
“Sömürgeci güçler demokrasi getirmek için gelmez” ifadesi de bu bütünlük içinde okunmalıdır.
Bu söz; dünyayı sloganlarla değil, Irak’ı, Libya’yı ve Ortadoğu’yu yaşayarak okuyan bir bakış açısının ifadesidir.
Bu nedenle yapılan bu açıklama, sadece güncel bir dış politika değerlendirmesi olarak değil; devletini bilen, milletini önceleyen bir devlet adamı uyarısı olarak okunmaktadır.
Devlet adamlığı bazen makamla değil; millete tehlikeyi gösterip onu korkutmadan, sağduyu ve birlik duygusuyla ayağa kaldıran cümlelerle anlaşılır.
Kılıçdaroğlu’nun yaptığı bu açıklama da, toplumun bütün olarak geniş kesimlerinde tam olarak bu karşılığı bulmuştur.