Doç. Dr. Zeynep Aslı Kaplan

Doç. Dr. Zeynep Aslı Kaplan

Soğukta üşütür müyüz?

Nesilden nesile aktarımı neredeyse genetik kadar kuvvetli olan kültürel bir uyarımız var: “Üzerine bir şey al, şifayı kapacaksın!” Peki, gerçekten de sadece üşüdüğümüz için mi hasta oluruz? Bilimin bu konudaki cevabı hem "hayır" hem de çok stratejik bir "evet".

Virüslerin kış festivali

Şunu te olarak söyleyebiliriz ki, soğuk hava tek başına bir hastalık kaynağı değildir. Grip, nezle veya farenjit gibi kış hastalıklarının asıl faili virüslerdir. Yani dondurucu bir havada, tamamen steril ve virüssüz bir ortamda olsanız, teorik olarak sadece donarsınız ama "şifayı kapmazsınız". Ancak soğuk hava, bu mikropların yayılması için mükemmel bir zemin hazırlar.

Yazının Devamı

Doğum şeklinde kim söz sahibi?

Eğer gebe kaldıysanız muhtemelen şu soruyu defaten duyacaksınız: “Normal mi düşünüyorsun, sezaryen mi?”

Masumca görünen bu soru, toplum baskısının ve annelik ölçüm cetvelinin ilk kıstasıdır. Çünkü cevabınızla birlikte görünmez bir değerlendirme başlar. Vajinal doğum isteyen “cesur”, sezaryen isteyen ise çoğu zaman “kolaycı” ilan edilir. Peki, çocuk doğurmanın, içinde bir insan büyütüp çıkarıp tüm sorumluluğu almanın “kolay” yolu olması mümkün müdür?

Bazı anneler doğumdan gerçek anlamda korkar. Saatler süren sancıdan, kontrolünü kaybetmekten, acıdan, sayısız komplikasyon ihtimalinden ve normal doğumun ön görülemezliğinin taşıdığı sayısız artmış risklerden… Bazıları daha önce zor ve travmatik bir doğum yaşamıştır. Bazıları yıllarca süren infertilite tedavilerinden sonra elde ettiği gebelik ile ilgili risk almak istemez.

Yazının Devamı

Gebelikte ilaç kullanımı: Korkular mı, gerçekler mi?

Gebelik dönemi, çoğu yanlış inançlarla genel olarak annenin bazen temel sağlık ihtiyaçlarının dahi kısıtlanabildiği bir dönemdir. En sık bilinen yanlışlardan biri ise; “Gebelikte ilaç kullanılmaz.”

Hatta bir adım ötesi vardır: “İlk üç ay hiçbir ilaç alınamaz.”

Tıpta en sık karşılaştığımız yanlış inanışlardan biri tam olarak budur.

Yazının Devamı

Ramazanda gebeler oruç tutsun mu?

Ramazan ayı geldiğinde kadın doğum hekimlerine en sık sorulan soru, gebelerin oruç tutup tutamayacağıdır. Hem bebek hem de anne sağlığı söz konusu olunca, endişe duymak kaçınılmaz olur.

Oruç tutmanın bebek ve anneye sakıncası olup olmadığının tek ve kesin bir cevabı yoktur. Çünkü gebelik, her kadın için farklı ilerleyen fizyolojik bir süreçtir. Aynı gebelik haftasında olan iki anne adayının ihtiyaçları, metabolik dayanıklılığı ve risk düzeyi birbirinden tamamen farklı olabilir.

Tıbbi açıdan bakıldığında, sağlıklı ve risksiz seyreden gebeliklerde kısa süreli açlık çoğu zaman ciddi bir problem yaratmayabilir. Ancak unutulmaması gereken önemli bir nokta vardır: Gebe bir kadın yalnızca kendisi için değil, gelişimini sürdüren bebeği için de enerji ve sıvı dengesi sağlamak zorundadır.

Yazının Devamı

Kemik sağlığı için altın ipuçları

Kemik ağrıları başlayana ya da kırık yaşayana kadar kemik sağlığı hep geri planda kalıyor. Oysa kemiklerimizin sağlamlığı öncelikle gençlik yıllarında ne kadar kuvvetlenip, yaşlılığa nasıl bir kalite ile geçildiği ile ilgilidir. Çocuklukta ve gençlikte yapılan “kemik yatırımı”, ileri yaşların en güçlü sigortasıdır. Kemikler canlı bir doku olduğu için sürekli bir yapım/yıkım dengesi vardır, bu denge gençlikte yapım lehine, yaşlılıkta ise yıkım lehine işler. Yine de hangi yaşta olursak olalım kemikleri korumak mümkündür.

Kemiğin temel minerali kalsiyumdur. Süt ürünleri başta olmak üzere susam, badem, brokoli ve yeşil yapraklı sebzeler iyi kaynaklardır. Ancak kalsiyumun fazla olması tek başına bir işe yaramaz; onu kemiğe yerleştiren anahtar D vitaminidir. Güneş ışığı bilindiği üzere D vitamini için en doğal kaynağımızdır. Günlük 15–20 dakika güneşlenme D vitamini üretimine katkı sağlar. Eksiklikte ise mutlaka hekim kontrolünde takviye gerekir.

Bir diğer önemli mineral magnezyumdur. Kemiğin yapısına katılır ve D vitamininin etkinliğini artırır. Kuruyemişler, tam tahıllar, avokado ve koyu yeşil sebzelerde bolca bulunur.

Yazının Devamı

Tıpta bütüncül yaklaşım trendi artarken

Tıp eğitiminde temel tanımlar ile eğitim başlar.

Hastalıkların tanımı ve kriterleri vardır, algoritması vardır, tedavi basamakları vardır. Eğitimin ilk yıllarında kitaplar tertiplidir, tablolar düzenlidir, sonuçlar çoğu zaman kesindir. Ama mesleğe adım attığınız ilk gün şunu fark edersiniz:

Hasta, kitaplara uymaz. O noktada devreye insan faktörü girer.

Yazının Devamı

Stres kısırlık sebebi mi?

Günümüz kadını için stres artık bir dönemsel durum değil, neredeyse kalıcı bir yaşam biçimi. Muayenede rutin sorduğum bir soru: “Stresli misiniz?”. Henüz stresli yaşamı olmadığını söyleyen birine denk gelmedim. Herkesin farklı bir nedeni var, özellikle şehir hayatı yaşayan ve gözü saatte olan insanlar için.. İş telaşı, ekonomik kaygılar, aile sorumlulukları, ilişki problemleri, sağlık sorunları ve bitmeyen zihinsel yük… Peki tüm bunlar yalnızca ruhumuzu mu yoruyor, yoksa doğurganlığımızı da etkiliyor mu?

Stresin tüm sağlığı etkilediği gibi doğurganlığı da kötü yönde etkilediğine dair bir şüphe yok. Temel mekanizmayı anlatmaya çalışacağım. Stres vücutta kortizol hormonunu artırır. Kortizol yükseldiğinde beyin, “hayatta kalma modu”na geçer ve üreme hormonlarını ikinci plana atar. Yani vücut, tehlike algıladığı bir ortamda hamile kalmayı öncelik olarak görmez, hatta engellemek ister. Bu durum yumurtlamanın gecikmesine, adet düzensizliklerine ve bazı kadınlarda yumurta döngüsünün tamamen baskılanmasına kadar gidebilir.

Klinik pratikte stresin doğurganlığa negatif etkilerini çok sık gözlemliyoruz. Uzun süredir çocuk isteyen ama yoğun stres altında yaşayan kadınların yumurtlama kalitesinde düşüş, hormon değerlerinde dalgalanma ve hatta tüp bebek tedavilerine daha zayıf yanıt görülebiliyor.

Yazının Devamı

Bebekler için yeni bir koruyucu daha ülkemizde

Ağır üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları ile ilişkili Respiratuvar Sinsityal Virus (RSV),özellikle bebeklerde bronşiolit ve zatürre gibi ağır seyreden hastalıklara neden olabilen birviral etken. RSV, dünyanın en sık çocukluk çağı enfeksiyonlarından biridir ve her yıl 5 yaşaltı çocuklarda 3,6 milyonun üzerinde hastane yatışına ve yaklaşık 100 000 ölüme yolaçmaktadır; ölümlerin yarısından fazlası ise 6 aylıktan küçük bebeklerde görülür.

2023’te Pfizer’in RSV aşısı “Abrysvo”, Amerika Birleşik Devletleri’nde FDA onayı alarakgebelerde kullanım için tescillendi ve sonrası CDC önerileri ile 32–36 haftalar arasındagebelikte yapılması tavsiye edildi. Bu aşı, annenin bağışıklık sisteminin geliştirdiğiantikorların plasenta yoluyla bebeğe geçmesini sağlayarak doğumdan itibaren ilk 6 aydaRSV’ye karşı koruma sağlar. WHO ise Mart 2025’te bu aşıyı değerlendirip viral alt solunumyolu enfeksiyonlarında bebeklerde ciddi sonuçları azaltmak üzere uluslararası kullanım içinön onay verdi.

RSV aşısı hangi ülkelerde rutin uygulanıyor?

Yazının Devamı

Ertelenen annelik ve doğurganlık meselesi

Geçmişin aksine kadın erkek eşitliğinde yol alındıkça, kadının eğitim, kariyer ve iş edinme süreci, ve bu sürece gebeliğin potansiyel olumsuz etkisi doğurganlık yaşını ileriye taşıdı. Ancak kadın bedeni, bizim bu yoğun ajandaya koşulsuz ayak uydurmak üzere tasarlanmış değil ne yazık ki. Kadın bedeninin biyolojik saati, doğurganlık yolunda da olumsuz işliyor..

Pek çok kadının en büyük yanılgısı, "Kendime iyi bakıyorum, sporumu yapıyorum, gencim, o yüzden her zaman vaktim var"; diye düşünmesi. Maalesef dışarıdan ne kadar dinç görünürsek görünelim, yumurtalıklarımızın bir hafızası ve bitiş tarihi var. Bir kadın, ömrü boyunca kullanacağı tüm yumurta hazinesiyle dünyaya gelir. Yani sonradan sayısı ve kalitesi artırılan bir şey değildir yumurta rezervi, mümkün olan sadece korumaktır. Yumurta rezervi ve sayısı yaşla birlikte azalır; bu doğanın değişmez bir kuralı. Daha vurucu kısmı ise, yumurtaların hem sayısı hem de kalitesinde olan azalmanın, 35 yaşından sonra kartopu gibi hızlanarak arttığıdır.

Yumurtalık rezervinde belirleyici sadece yaşlanmak da değildir. Günlük hayatımızdaki alışkanlıklarımız, yani hayat tarzımız doğurganlığımız için en önemli belirleyicidir. Sürekli stres altında çalışmak, uykusuz geceler, kötü beslenme, sigara, çevresel toksin yükü, mikroplastikler ve endokrin bozucular yumurtalarımızın kalitesini adeta "paslandırıyor". Kısacası, biz hayatı ertelediğimizi sanırken, aslında şansımızı da biraz tüketiyoruz.

Yazının Devamı

Ekonomide sert dalgalanma: Perimenopoz

Ekonomideki ani dalgalanmalar son haftayı insanları dağıtarak geçirdi. Emtialardaki aniyükselişler ve beklenmeyen çalışmalar, belirsizlik hissini büyüttü, uykuları kaçırdı. Buduyguları perimenopozdaki kadınlar dönemsel değil, maalesef düzenli yaşıyor ve bütün budüzensizlik içinde rutin hayatına normal devam etmeye çalışıyorlar. Bu fırtınalı piyasa ortamıise en son beklenen noktaya açılıyor: menopoz.

Menopozun ilk aylarında hormonlar ekonomi gibi dalgalıdır. Bir gün her şey yolundaykenertesi gün sıcak basmaları, çarpıntı, uykusuzluk ve ani duygu değişimleri ortaya çıkabilir.Bu dönem kadınların kendini yeni baştan tanımaya çalıştığı bir geçiş dönemidir. Oysa sorunkadının kendisi değildir. Sorun, yıllardır alışılmış hormonal ve metabolik dengenin artıkdeğişiyor olmasıdır.

Perimenopozda da ekonomi gibi, henüz hazır değilken uzun süredir bildiğimiz düzen bozulur,göstergeler inişli çıkışlı hale gelir. Herkes aynı soruyu sorar: “Bu böyle mi devam edecek?”Çoğu zaman cevap nettir: Hayır, bu bir geçiş dönemidir. Hormon terazisi dengesinibulana kadar sürecektir.

Yazının Devamı

Gebelikte bitki çayı meselesi

İlaç kullanımının fazlasıyla kısıtlandığı gebelik döneminde, şifa arayışı kadınları bitki çaylarına yöneltiyor. Her bitki çayının, sadece doğal olduğu için gebelikte uygun olmayabileceği, yavaş yavaş halk arasında da kanıksandı. Bu yazıda bitki çaylarını da biraz daha irdelemek istedim.

Bebek haberi alındığı andan itibaren, sersemlik, uyku ve bulantı şikayetleri de arttıkça çevreden öneriler gelmeye başlar, bunların bazıları doğru bazıları ise iyi niyetli de olsa riskli olabilir. Genel olarak bitkisel içerikten, ister çay olsun, ister kozmetik olsun, ister yağı olsun kimse şüphe duymaz başta. Sonuçta doğadan geliyor, ne zararı olabilir ki? Ancak! Konu hamilelik olunca "doğal olan her şey zararsızdır" mantığını bir kenara bırakmamız gerekiyor. Çünkü o masum görünen bitkiler, içerikleriyle birlikte vücuda yanlış sinyaller verip, bazen hormon değerlerini değiştirip, bazen de doğuma kasılma sinyali verebiliyor.

Öncelikle gebelikte tercih ettiklerimizi konuşalım. Gebeliğin en sık şikayeti muhtemelen ilk aylarda yaşanan bulantılar. Bir dilim taze zencefil atılmış sıcak su, mide bulantısında en yakın dostunuzdur.

Yazının Devamı

Tüp bebek tedavisinde yapay zekanın yeri

Tüp bebek tedavisi, doğal yollarla çocuk sahibi olamayan çiftlerin son durağıdır. Günümüzde bilimin her alanında giderek yaygınlaşan yapay zeka kullanımı, tüp bebek tedavisinde de adından söz ettirmeye başladı. Peki tüp bebek tedavisinde yapay zeka denilince, kastedilen şey nedir ve yapay zeka kullanımı gerçekten de vazgeçilmez bir alternatif midir, bu yazıda açıklayacağım.

Tüp bebekte en kritik aşamalardan biri, rahime yerleştirilecek en sağlıklı embriyonun seçilmesidir. Embriyo gelişimi, uluslararası belirli kriterler kullanılarak değerlendirilir. Bu değerlendirmede embriyodaki hücre sayısı, fiziksel görünümü, içindeki yapıların düzeni, berraklığı gibi bazı ölçütler kullanılır. Bu ölçütlere göre, embriyo kalitesi sınıflandırmaya tabi tutulur.

Artık bazı merkezlerde embriyolar özel cihazlarda 7 gün 24 saat izleniyor. Yapay zeka, bu görüntüleri saniye saniye analiz ederek embriyonun gelişim hızına, hücre yapısına ve düzenine bakıyor. Bu takipler yapay zeka sistemine yükleniyor, binlerce başarılı ve başarısız deneme kıyaslanarak, tutunma ihtimali en yüksek embriyo tahmin ediliyor. Bu da doğru embriyoyu seçme şansını artırabiliyor.

Yazının Devamı

Vücudun en temel elementlerinden Magnezyum

Pandemi sonrası bireysel takviyeler hızla popülerlik kazanırken, listede önü çeken bir isim magnezyum. Son yıllarda “olmazsa olmaz” kategorisinden listeye giriş yapan magnezyum takviyeleri gerçekten bu kadar gerekli mi, yoksa yine “moda” bir destek mi, onu konuşalım.

Magnezyum vücutta demirden sonra en önemli elementtir ve 300’den fazla biyokimyasal reaksiyonda görev alır. Kasların gevşemesi ve koordinasyonu, kalp ritmi, sinir sistemi, uyku kalitesi, kemik sağlığı, kan şekeri dengesi ve stres yönetiminde magnezyumun görevleri vardır. Yani magnezyumu sadece “krampa iyi gelir” olarak algılamak yeterli olmaz, başta bağırsaklarımız olmak üzere düz kasların da fonksiyon göstermesinde magnezyum etkilidir.

Magnezyum eksikliği ne derece yaygın?

Yazının Devamı

Kanser aşısı çıktı! Detayları ile konuşalım

Yaklaşık 20 yıldır dünya genelinde, kadınların en önemli kanserlerinden biri olan rahim ağzıkanserinin sebebi HPV (İnsan Papilloma Virüsü) aşısı, 2006 yılından bu yana uygulanıyor.

Kısaca özetlersek, HPV, cinsel yolla hızla yayılan bir virüstür ve özellikle HPV tipleri 16 ve18, rahim ağzı (serviks) kanserinin büyük çoğunluğundan sorumludur. Ayrıca HPV; anal,oral, penil, vajinal ve vulvar kanserlere de yol açabilir ve genital siğillere neden olabilir.

HPV virüsü cinsel yolla bulaşır denilince insanlar bunu kendisinden uzak algılasa da,kadınların yüzde 70’inin hayatının bir döneminde, HPV virüsünün bir tipi ile enfekte olduğubilinmektedir. Yani sanılanın aksine fazlasıyla yaygın görülmekte, hasta grubu “riskli, çokeşli” olarak tanımlanmamaktadır.

Yazının Devamı

Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayında, önemli hatırlatmalar

Rahim ağzı kanseri ne yazık ki en sık görülen jinekolojik yani kadın organlarına bağlıkanserdir. Bu kanser türü dünyada kadınlarda en sık görülen dördüncü kanserdir ve her yılyaklaşık 660.000 yeni vaka ve 350.000 ölüm ile dünya çapında ciddi bir sağlık yüküoluşturur. Her yıl ABD’de yaklaşık 13.000 yeni vaka ortaya çıkmakta ve bu hastalıktan yıldayaklaşık 4.000 kadın yaşamını yitirmektedir. Bu sayı, belli başlı kanserlere oranla küçükgibi görünse de, önlenilebilirlik açısından çok ciddi bir sayıdır.

Rahim ağzı kanserinin hemen hemen tamamına yakını, kadın genital yollarını enfekte edenyüksek riskli İnsan Papilloma Virüsü (HPV) sebepli ortaya çıkar.

HPV enfeksiyonlarının çoğu belirti vermez ve vücut tarafından birkaç yıl içinde tamamentemizlenir. Ancak bazı durumlarda virüs uzun yıllar boyunca vücuttan atılamaz ve hücreDNAsında değişikliklere yol açarak kanser öncüsü lezyonlara ve nihayetinde kanseredönüşebilir. Kansere dönüşme süreci genellikle 5–10 yılda tamamlanır. Bu noktada taramatestlerinin önemi ortaya çıkar. Yavaş ilerleyen bir kanser süreci olduğundan düzenli taramalarile erken dönemde saptanabilir.

Yazının Devamı

Grip salgını başlayınca ilk kapısı çalınan: C vitamini

Kışın gelmesiyle birlikte gribal salgınlar da başlıyor; burun akıntısı, boğaz yanması, halsizlik, kırgınlık… Ve ilk hastalık bulgusunda istisnasız akla gelen: “Bol bol C vitamini al, geçer.” Peki gerçekten bir bardak portakal suyuyla enfeksiyonları tedavi etmek mümkün mü?

C vitamini bağışıklık sisteminin bilinen en önemli desteklerindendir. Enfeksiyonla savaşan hücrelerinin çalışmasını destekler. Bu nedenle düzenli C vitamini alan kişilerde soğuk algınlığının biraz daha hafif seyrettiği ve biraz daha kısa sürdüğü bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. Ancak, önemli bir destek olsa da, C vitamini gribi engelleyen sihirli bir kalkan değildir.

Tüm takviyelerde olduğu gibi, bir diğer tehlike, “ne kadar çok, o kadar iyi” düşüncesidir. C vitamini suda eriyen bir vitamindir; fazlası idrarla atılır. Yine de, atılır düşüncesi ile sınırsız alımın risksiz olduğu yanılgısına kapılmamak gerekli. Yüksek dozlarda C vitamini; mide yanması, ishal, gaz, şişkinlik yapabilir. Daha da önemlisi bazı kişilerde böbrek taşı riskini artırabilir. Takviyeler için genel kural C vitamininde de geçerli olmak üzere; rastgele alınan, çok yüksek dozlu takviyelerin uzun süreli ve kontrolsüz kullanımı masum değildir.

Yazının Devamı

Bazı hastalıkların ilacı eczanede değil, günlük hayatta

Günümüzün en sık görülen temel sağlık problemlerinden bazılarında erken evrede, sadeceyaşam tarzınızı değiştirerek ilaç kullanımını erteleyebileceğinizi ya da bırakabileceğinizibiliyor musunuz? Kötü beslenme, obezite ve hareketsizlik tarafından tetiklenen hastalıklarda,günlük alışkanlıkları değiştirerek hem ilaç kullanmadan kontrol altına alınabilir hem deilerlemesi durdurulabilir.

Bunun en bilinen örneklerinden biri kan şekerinin sınırda yüksek olmasıdır. Henüz diyabetyani şeker hastalığı gelişmeden önce olmadan önce vücut uyarılar verir. Bu dönemde birazkilo vermek, şekerli gıdaları azaltmak ve her gün yarım saat yürümek çoğu zaman yeterli olur.Yaşam tarzı değişikliği ve çeşitli beslenme teknikleri insülin direnci tedavisinde oldukçabaşarılıdır. Bu değişiklikler yapılmazsa ileride diyabet ilaçları kaçınılmaz hale gelir.

Tansiyon yüksekliği de çoğu zaman kilo ve beslenmeyle yakından ilişkilidir. Yemeklerdekituzu azaltmak, işlenmiş gıdalardan uzak durmak ve egzersizi yaşamın içine dahil etmek bazıkişilerde erken dönemde hipertansiyonu kontrol altına alır.

Yazının Devamı

Gebelikte şansa bırakılmayacak muayeneler

Gebelik, tüm ebeveynlerin ilk öğrendiklerinden itibaren güzel hayaller ve umutlailerlediği bir yolculuk şüphesiz. Anne-baba adaylarının en büyük endişesi ise, bu süreçte“Bebeğim sağlıklı mı?” sorusu. Gebelik süresince, bebeğin tamamen sağlıklı olduğunugösterecek bir test bulunmasa da, en sık görülen sorunlara yönelik çok önemli tarama testlerimevcuttur. Peki nedir bu testler, ve ne zaman yapılmalıdır?

En sık duyulan testlerden biri olan ikili test, gebeliğin 11–14. haftalarında yapılır.Anne kanındaki bazı hormonlar ve ultrason ölçümleri birlikte değerlendirilir. Bu muayenedebebeğin ense kalınlığı, burun kemiğinin gelişimi gibi bazı bulgular çok önemlidir. En sıkgörülen genetik bozukluklardan Down sendromunu yaklaşık yüzde 85–90 oranında yakalamagücü vardır.

Üçlü test (16–18. hafta) ve dörtlü test (18–20. hafta) de benzer şekilde kan testleridir.Üçlü testin başarı oranı yaklaşık yüzde 65–70, dörtlü testin ise yüzde 75–80 civarındadır. Yani hepsi“olasılık” söyler, kesin sonuç vermez. Bu testler bebekte bir hastalık varlığını söylemez, ohastalığın bulunma “riski” olduğunu söyler. Risk tespit edilmesi halinde, ailelere danışmanlıkverilerek girişimsel tarama testlerine yönelinir. Bu noktada ailelerin unutmaması gereken enönemli şey, tarama testlerinin hepsinde yanılma ihtimalinin bulunduğudur.

Yazının Devamı

HPV taramaları: Buzdağının altındakiler

Human Papilloma Virüsü (HPV), günümüzde toplum sağlığını en yakından ilgilendirenenfeksiyonların başında gelmektedir. Gösterilmiş ki, cinsel aktif kadınların hayatlarınınherhangi bir döneminde HPV ile karşılaşma oranı yüzde 70–80’lere ulaşmaktadır. Yani HPVnadir değil; aksine son derece yaygın, ancak nadiren siğillerle bulgu veren, çoğu zaman dasinsi ve sessiz seyreden bir virüs.

HPV’nin en önemli özelliklerinden biri, vücuda girdikten sonra uzun süre vücuttanatılamamasıdır. Bağışıklık sistemi güçlü olan bireylerde virüs yüzde 90 oranında 1–2 yıl içindetamamen temizlenebilirken, bazı kadınlarda enfeksiyon kalıcı hale gelmektedir. İşte risk detam bu noktada başlar. Geçici HPV enfeksiyonları genellikle genital siğillere yol açarken,kalıcı olan ve özellikle yüksek riskli tipleriyle rahim ağzı (serviks) kanserinin neredeysetamamından sorumlu tutuluyor.

Ancak HPV virüsünün enfeksiyon bölgeleri sadece rahim ağzıyla sınırlı değildir. Vulva,vajina gibi genital bölgeler, anüs kanseri, erkekte penil kanser ve giderek daha sık gündemegelen orofaringeal bölge (boğaz, dil kökü, bademcikler) kanserleriyle de artık HPV virüsüilişkilendiriliyor. Bu nedenle HPV, yalnızca “jinekolojik bir sorun” olarak görülmemeli; tümvücudu ilgilendiren bir enfeksiyon olarak ele alınmalıdır.

Yazının Devamı

Grip kapıda! Gebelikte nelere dikkat edelim?

Kışın gelmesi ve havaların soğumasıyla birlikte grip salgınları yeniden gündemimizde. Öncelikle grip yani influenza hastalığı, mevsimsel soğuk algınlığı ve nezleden ayrılmalıdır. Çünkü influenza diğer enfeksiyonların aksine risk gruplarında daha yüksek hayati risk taşımaktadır. Özellikle gebelikte grip asla hafife alınmamalıdır. Gebelikte bağışıklık sistemindeki doğal baskılanma, anne adaylarını enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hâle getirir. İnfluenza enfeksiyonunun yüksek ateşle seyretmesi, anne sağlığı yanında gebeliği de olumsuz etkileyebilmektedir..

Risk gruplarının gripten korunması için en etkili ve güvenilir yol mevsimsel grip aşısıdır. Bu aşılar gebeliğin her döneminde de güvenle uygulanabilir. Gebelikte yapılan aşı hem anneyi korur hem de doğumdan sonra ilk aylarda bebeğe de dolaylı bağışıklık sağlar. Özellikle kalabalık ortamlarda çalışan, insan teması yoğun olan gebelerin grip aşısını ihmal etmemesi büyük önem taşır.

Grip aşısı sadece gebeler için değil, bazı risk grupları için de hayati niteliktedir. Çocuklar, 65 yaş üstü bireyler, astım ve diğer kronik akciğer hastalıkları, diyabet, kalp, böbrek ve karaciğer hastalıkları olanlar, bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler, uzun süreli kortizon kullananlar ve obezitesi bulunan kişiler grip enfeksiyonunu daha ağır geçirebilirler. Grip hastalığı ilişkili ileri durumlarda zaatürre ve yoğun bakım yatışı görülebilir. Bu yüzden risk gruplarında ilk alınacak önlem sonbahar aylarında mevsimsel grip aşısının yapılmasıdır.

Yazının Devamı

Doğum deneyiminde korku duvarını yıkacak anne dostu yaklaşımlar

Ülkemizde ve hatta dünya genelinde, sezaryen oranlarındaki ciddi artış önemli bir halk sağlığıgündemi haline gelmiştir. Anne ve bebeğin hayatını kurtarıcı bir operasyon olan sezaryendoğumun, hayati riskler haricinde de normal doğuma göre bir tercih olarak görülmesi, normaldoğumun en büyük ünü olan ağrı kontrolüne yönelik alternatif arayışı doğurmuştur. Normaldoğum doğum, fizyolojik bir süreçtir ve bu süreci "korkulan bir süreç" olmaktan çıkarıp"keyifli bir deneyime" dönüştürmek, anne dostu yaklaşımları benimseyen sağlıkpolitikaları ile mümkündür. Hedefimiz, tıbbi bir zorunluluk olmadıkça sezaryenden kaçınıpnormal doğumu desteklemek ve annenin bu yolculukta kendini güvende, konforlu ve kontrolsahibi hissetmesini sağlamaktır.

Normal doğumda ağrıların yönetimi, anne adayının kaygılarını azaltan en önemli aşamadır.Günümüzde ilaçsız (non-medikal) yöntemler, doğumun sürecinde konforu artırmaktadır. Ağrıkontrolünde en popüler yöntemlerden biri olan suda doğum, suyun kaldırma kuvveti ve sıcaklığıyla kasları gevşeterek doğal bir ağrı kesici etkisi yaratır. Yine doğum süresince uygulanan profesyonel masajlar, bedeni rahatlatırken; doğum pilatesi ve egzersizleri bebeğin doğum kanalına daha kolay yerleşmesine ve annenin doğumda aktif hareket etmesine yardımcı olur. Zihinsel bir destek yöntemi olan doğum hipnozu (hipnobirthing) ise annenin korku-gerginlik-ağrı döngüsünü kırarak derin bir rahatlama hali sağlar.

Ağrı kontrolünde ilaçsız yöntemler yeterli gelmediğinde, modern tıp anneye daha etkili seçenekler sunar. Epidural anestezi (prenses doğum), doğumun aktif evresinde ağrı kontrolünde kullanılan en güçlü yöntemdir. Bunun yanı sıra, "gülen gaz" olarak da bilinen nitröz oksit gazı, maske yardımıyla solunarak hızlı bir rahatlama sağlar. Çeşitli ağrı kesici ajanlarla desteklenen bu çözümler, doğum sürecini anne için travmatik olmaktan çıkarıp tolere edilebilir huzurlu bir bekleyişe dönüştürür.

Yazının Devamı

Menopoz tedavisinde fda fikir mi değiştirdi?

Menopoz döneminde hormon replasman tedavisi (MHRT), yıllardır riskleri ve katkıları açısından tartışmaların merkezinde yer alıyor. Özellikle ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nin (FDA) geçmişte hormon tedavileri için koyduğu black box warning (siyah kutu uyarısı) ve WHI milyon kadın çalışması verileri, hem hekimlerin hem de kadınların bu tedaviye mesafeli yaklaşmasına neden oldu. FDA bu uyarıyı yakın zamana kaldırdığını duyurdu ve bu haber geniş yankı uyandırdı. Bu karar, aslında uzun süredir bildiğimiz bir gerçeğin resmî kabulüydü; MHRT tek tip bir tedavi değildir ve riskler kişiye göre değişir.

Hormon tedavisinin meme kanseri veya damarlarda tıkanma riskleri; kullanılan hormonun moleküler yapısı, sentetik mi yoksa biyoeşdeğer (doğal) formda mı olduğu, uygulama yolu (ağızdan, ciltten, vajinal vb.) ve en önemlisi kadının bireysel risk faktörleriyle doğrudan ilişkilidir. Tüm hormonları, tüm ilaçları ve dozlarını ve tüm kadınları aynı sepete koymak, bilimsel olarak doğru değildir. Bu bakıl açısının FDA’in yeni kararında etkili olduğu düşünülmektedir.

Örneğin; cilt yolu ile östrojen kullanan, biyoeşdeğer progesteron alan, sigara içmeyen, düzenlimeme taramalarını yaptıran ve bilinen pıhtılaşma ve damar tıkanıklığı riski olmayan bir kadınile taramalarını ihmal eden, genetik yatkınlığı olan veya pıhtı, kalp krizi ya da inme öyküsübulunan, sigara içen, memesinde tanımlanmamış kitlesi bulunan bir kadının risk profili aynıdeğildir. Buna rağmen MHRT’yi “genel olarak tehlikeli” ilan etmek, bireyselleştirilmiş tıpanlayışıyla çelişir

Yazının Devamı

Artık kadın sağlığını konuşacağız…

Kadın sağlığı köşemizden merhaba! Ben Aslı. Bir kadın, iki küçük çocuk annesi, eş, ve bu köşede bulunma amacıma uygun sıfatla bir hekim, uzmanlık alanım ise kadın hastalıkları, doğum ve üreme tedavileri.

2010 yılında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi mezuniyetini takiben ülkemizin kadın sağlığı politikalarına rehber olan en büyük merkezlerinden biri olan Zekai Tahir Burak Hastanesinde uzmanlık eğitimimi tamamladım. Devlet hizmet sürecinde hem Ankara’nın referans merkez hastanelerinde hem de Anadolu’nun başka şehir ve ilçelerinde hekimlik yaptım. Böylece kadını merkezde ve taşrada tanıma imkanım oldu. Pandemi sonrasında ise, küskün doktorların istifa furyasına katılıp özel sektörü tecrübe ederken tıp fakültesinde hocalık ve akademisyenlik de eklendi listeme.

Kadın doğum uzmanı denilince ilk akla gelen bebekler oluyor ister istemez. Ancak bir kadın doğum uzmanı sadece 9 ay bebekleri ultrasonla takip edip doğurtmaz, değil mi?

Yazının Devamı