Geçmişin aksine kadın erkek eşitliğinde yol alındıkça, kadının eğitim, kariyer ve iş edinme süreci, ve bu sürece gebeliğin potansiyel olumsuz etkisi doğurganlık yaşını ileriye taşıdı. Ancak kadın bedeni, bizim bu yoğun ajandaya koşulsuz ayak uydurmak üzere tasarlanmış değil ne yazık ki. Kadın bedeninin biyolojik saati, doğurganlık yolunda da olumsuz işliyor..
Pek çok kadının en büyük yanılgısı, "Kendime iyi bakıyorum, sporumu yapıyorum, gencim, o yüzden her zaman vaktim var"; diye düşünmesi. Maalesef dışarıdan ne kadar dinç görünürsek görünelim, yumurtalıklarımızın bir hafızası ve bitiş tarihi var. Bir kadın, ömrü boyunca kullanacağı tüm yumurta hazinesiyle dünyaya gelir. Yani sonradan sayısı ve kalitesi artırılan bir şey değildir yumurta rezervi, mümkün olan sadece korumaktır. Yumurta rezervi ve sayısı yaşla birlikte azalır; bu doğanın değişmez bir kuralı. Daha vurucu kısmı ise, yumurtaların hem sayısı hem de kalitesinde olan azalmanın, 35 yaşından sonra kartopu gibi hızlanarak arttığıdır.
Yumurtalık rezervinde belirleyici sadece yaşlanmak da değildir. Günlük hayatımızdaki alışkanlıklarımız, yani hayat tarzımız doğurganlığımız için en önemli belirleyicidir. Sürekli stres altında çalışmak, uykusuz geceler, kötü beslenme, sigara, çevresel toksin yükü, mikroplastikler ve endokrin bozucular yumurtalarımızın kalitesini adeta "paslandırıyor". Kısacası, biz hayatı ertelediğimizi sanırken, aslında şansımızı da biraz tüketiyoruz.