İsteğe bağlı sezaryen: Dünyada yaklaşımlar
Günümüzde neredeyse her iki doğumdan birisi olan sezaryen, modern tıbbın anne ve bebek hayatını kurtaran en önemli cerrahi girişimlerinden biridir. Ancak son yıllarda uluslararası boyutta olan tartışmalar, tıbbi gereklilik nedeniyle yapılan sezaryenlerden çok, herhangi bir tıbbi gerekçe olmaksızın annenin isteğiyle gerçekleştirilen "isteğe bağlı sezaryen" üzerine yoğunlaşıyor. Peki isteğe bağlı sezaryen için ülkemizde ve dünyada durum nasıl?
Aslında tek bir doğru ya da evrensel bir uygulama bulunmuyor. Ülkelerin sağlık politikaları, kültürel yapıları, hukuki düzenlemeleri ve sağlık sistemleri bu konuda farklı yaklaşımlar benimsemelerine neden oluyor.
Amerika Birleşik Devletleri'nde kadın özerkliği ön planda tutuluyor. Amerikan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları Birliği (ACOG), annenin sezaryen istemesi durumunda bunun nedenlerinin ayrıntılı şekilde değerlendirilmesini öneriyor. Doğum korkusu, önceki olumsuz doğum deneyimi veya pelvik taban hasarı endişesi gibi nedenler ele alındıktan sonra, anne bilgilendirilmiş onam veriyorsa ve gebelik uygun şartları taşıyorsa isteğe bağlı sezaryen uygulanabiliyor. Bununla birlikte ilk gebelikte, özellikle 39. gebelik haftasından önce isteğe bağlı sezaryen önerilmiyor.
İngiltere ise kadın tercihine en fazla önem veren ülkelerden biri olarak dikkat çekiyor; doğum korkusu yaşayan kadınlara öncelikle psikolojik destek ve ayrıntılı danışmanlık verilmesini öneriyor. Buna rağmen kadın sezaryen talebini sürdürüyorsa ve riskleri anladığını gösteriyorsa, isteğe bağlı sezaryene erişim hakkı tanınıyor. Eğer kadın doğum uzmanı kişisel görüşü nedeniyle ameliyatı yapmak istemezse, hastayı bu hizmeti verecek başka bir uzmana yönlendirmesi bekleniyor.
İsveç ve Norveç gibi İskandinav ülkelerinde ise normal doğumu destekleyen güçlü bir sağlık politikası bulunuyor. Buna rağmen ciddi doğum korkusu yaşayan kadınlar özel danışmanlık programlarına alınıyor. Tüm değerlendirmeler sonrasında korkunun devam ettiği durumlarda isteğe bağlı sezaryene izin verilebiliyor. Amaç, kadını zorlamak değil; kaygısını azaltarak güvenli bir doğum planı oluşturmak.
Brezilya ise dünyadaki en yüksek sezaryen oranlarından birine sahip ülkelerden biri. Özellikle özel hastanelerde sezaryen doğum oranları yüzde 80'lerin üzerine çıkabiliyor. Bu nedenle son yıllarda hükümet ve sağlık otoriteleri normal doğumu teşvik eden çeşitli kampanyalar yürütüyor. Ancak yine de anne tercihinin önemli ölçüde etkili olduğu bir sistem devam ediyor.
Türkiye'de ise Sağlık Bakanlığı uzun yıllardır tıbbi gereklilik olmadıkça sezaryen oranlarının azaltılmasını hedefleyen politikalar uyguluyor. Ülkemizin doğum politikasındaki en önemli eksiklik, dünyada doğum eylemi ebeler tarafından takip edilirken ülkemizde yetişmiş eski ebelerin artık emekli olması, yeni yetişen ebelerin doğum tecrübesinin yetersiz kalması ve normal doğum takibinin tamamen kadın doğum uzmanına bırakılmasıdır. Buna ek olarak hekimlere çok ciddi hukuki sorumluluklar ve yaptırımlar yükleniyor. Kadın doğum uzmanları; mevcut hukuk sistemi ve ebelik hizmetleri yetersizliğinde sezaryen ameliyatını daha güvenli buluyor.
Bilimsel veriler bize şunu söylüyor: Ne normal doğum her kadın için tek doğru seçenektir ne de sezaryen tamamen risksiz bir alternatiftir. Sezaryen; enfeksiyon, kanama, anesteziye bağlı komplikasyonlar ve sonraki gebeliklerde plasenta previa ile plasenta akreta spektrum bozuklukları gibi riskleri artırabilir. Buna karşılık bazı kadınlar için ciddi doğum korkusu, psikolojik travma öyküsü veya özel tıbbi koşullar nedeniyle sezaryen daha uygun bir seçenek haline gelebilir.
Bugün gelişmiş ülkelerin büyük bölümünde yaklaşım "yasaklamak" ya da "her isteyene yapmak" değildir. Esas amaç; anne adayının doğru bilgilendirilmesi, korkularının dinlenmesi, risk ve faydaların tarafsız biçimde anlatılması ve kararın bilimsel veriler ışığında birlikte verilmesidir.
Sonuç olarak, başarılı doğum; annenin ve bebeğin sağlıklı olduğu, annenin kendisini güvende hissettiği ve aldığı kararın arkasında bilimsel bilgi ile güçlü bir hekim desteğinin bulunduğu doğumdur. Sağlıklı bir anne ve sağlıklı bir bebek, tüm doğum yöntemlerinin ortak hedefidir.
Normal doğum oranlarını dünya standartlarına çekmek için dünyadan örnek alıp öncelikle ebelik mesleğini eski itibarına kavuşturmak ve donanımlı ebeler yetiştirmek gerekir.