Doç. Dr. Zeynep Aslı Kaplan

Doç. Dr. Zeynep Aslı Kaplan

Menopozda gece uyanmaları çözümsüz mü?

Gece saat 3 civarı uyanmak, tekrar uyuyamamak, perimenopoz dönemindeki kadınların en sık görülen ortak şikayetlerinden biri. Yaşam kalitesinde belki de en ciddi bozukluğun kaynağı olan gece uyanmaları, doktora başvuru sebeplerinin de başında geliyor. Çoğu zaman “sıcak basması” ile ilişkilendirilse de, aslında bu durumun arkasında daha karmaşık bir biyolojik süreç vardır.

Menopozla birlikte östrojen hormonunun azalması, beynin uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyen merkezlerini doğrudan etkiler. Özellikle hipotalamusun ısı kontrol mekanizması hassaslaşır. Bu nedenle vücut, küçük ısı değişimlerini bile “ateş basması” gibi algılayabilir. Gece terlemeleri ve ani uyanmalar da bu mekanizmanın bir sonucudur.

Ancak sorun sadece bu değildir. Azalan östrojen, aynı zamanda serotonin ve melatonin dengesini de etkiler. Bu da uykuya dalmayı zorlaştırır, uykunun derinliğini azaltır ve sık uyanmalara neden olur. Yani menopozdaki uykusuzluk, yalnızca fiziksel değil, nörohormonal bir süreçtir.

Yazının Devamı

Estetik Müdahaleler ve Psikoloji: Gerçekten Daha Mutlu Oluyor muyuz?

Estetik müdahalelere talep son yıllarda giderek artarken, yeni estetik işlemler de mevcut çeşitlere ekleniyor. Botoks, dolgu, cilt uygulamaları ve cerrahi işlemler artık yalnızca “lüks” değil, birçok kişi için ulaşılabilir ve sıradan hale gelmiş durumda. Peki bu değişim gerçekten daha mutlu bireyler mi yaratıyor, yoksa beklentilerle gerçekler arasında görünmeyen bir boşluk mu oluşuyor?

Öncelikle şunu kabul etmek gerekir: Estetik müdahalelerin psikolojik etkisi küçümsenemez. Kişinin aynaya baktığında kendini daha iyi hissetmesi, özgüven artışı sağlaması ve sosyal ilişkilerde daha rahat olması oldukça yaygın bir sonuçtur. Özellikle anatomik bozulmalar ve fonksiyon kaybı yaşayan kadınlarda estetik kaygıları olan kadınlarda, yapılan müdahalelerin yaşam kalitesini belirgin şekilde artırdığı bilimsel olarak da gösterilmiştir.

Ancak burada kritik nokta, beklentinin kaynağıdır. Eğer kişi estetik müdahaleyi kendi isteğiyle, kendi beden algısını iyileştirmek için yaptırıyorsa sonuçlar genellikle tatmin edicidir. Fakat sosyal medya etkisi, çevresel baskılar ya da “kusursuz görünme” arzusu ön plandaysa, müdahale sonrası memnuniyet beklenenden düşük olabilir. Çünkü estetik uygulamalar hayatın tüm sorunlarını çözmez; yalnızca belirli bir alanı iyileştirir. Bu yüzden estetik işlem talepleri, özellikle cerrahi alanda, beden algısı ile birlikte değerlendirilir.

Yazının Devamı

B12 vitamini? Sistemin önemli anahtarı

B12 vitamini, vücudumuzdaki işleyişin adeta “gizli yöneticilerinden” biridir. Özellikle sinir sistemi sağlığı, kırmızı kan hücresi üretimi ve DNA sentezi açısından vazgeçilmezdir. Ancak B12’yi asıl önemli kılan, hücre düzeyinde gerçekleşen metilasyon döngüsündeki rolüdür.

Metilasyon; hormon dengesi, bağışıklık sistemi, detoksifikasyon ve hatta ruh hali üzerinde etkili olan temel bir enzim döngü sürecidir. B12 vitamini, folat ile birlikte çalışarak homosistein düzeyini düşürür ve hücrelerin sağlıklı işleyişini destekler. Metilasyon döngüsü, vücudumuzdaki genlerin açma kapama düğmesidir aynı zamanda. Bu mekanizmanın bozulması; yorgunluk, unutkanlık, depresif belirtiler ve kardiyovasküler risk artışıylailişkilidir.

B12 vitamini doğada yalnızca hayvansal kaynaklarda bulunur. Kırmızı et, karaciğer, balık, yumurta ve süt ürünleri en zengin kaynaklardır. Bu nedenle vejetaryen ve özellikle da vegan bireylerde B12 vitamininin eksikliği daha sık görülmektedir. Bununla birlikte, yeterli alım olsa bile bazı durumlarda B12’nin bağırsaklardan emilimi bozulabilir. Özellikle ileri yaş bireylerde mide duvarının zayıflaması ile birlikte emilimi azalmaktadır, ve azalmış vitamin düzeyleri yaşlılıkta hafıza problemlerinin daha sık görülmesine neden olmaktadır.

Yazının Devamı

Gebelikte Baş Ağrısı: Alarm semptomu!!

Gebelik sürecinde kadın vücudu pek çok değişikliğe uğrar, buna bağlı olarak da farklı şikayetler baş gösterir. Bu şikayetlerin bazısı masum ve geçici olabilirken, bazıları hayati risklerin sinyalini verebilir.

Gebelikteki değişimlerin bir sonucu olarak baş ağrısı, anne adaylarının sıkça karşılaştığı şikâyetlerden biridir. Çoğu zaman hormonal dalgalanmalar, ilk aylarda tansiyonda meydana gelen düşme, yorgunluk, susuzluk ya da uyku düzensizliği gibi nedenlere bağlı olarak gelişen baş ağrıları masumdur. Özellikle ilk üç ayda görülen bu tür ağrılar genellikle yaşam tarzı düzenlemeleriyle kontrol altına alınabilir.

Ancak bazı durumlarda bu ağrılar, ciddi bir tablonun habercisi olabilir: preeklampsi, yani gebelik zehirlenmesi.

Yazının Devamı

Nefes alarak stresi yenmek mümkün mü?

Nefes almak yaşamın temeli; ancak doğru nefes almak, zihinsel sağlığımız üzerinde sandığımızdan çok daha güçlü bir etkiye sahip. Maruz kalınan çevresel stres ve belirsizlikler, bedenimizi sürekli bir “alarm” halinde tutar. İşte bu noktada nefes egzersizleri, vagus sinirimizi aktive ederek, hem hızlı hem de erişilebilir bir rahatlama tekniği olarak kolayca uygulanabilir.

Nefes egzersizlerinin psikolojik etkisinin temelinde otonom sinir sistemi yer alır. Bu sistem, sempatik (savaş-kaç) ve parasempatik (dinlen ve sindir) olmak üzere iki ana bileşenden oluşur. Vücudun dengesini regule eden otonom sinir sistemi insanı dengede tutar. Stresli anlarda sempatik sistem devreye girer; kalp atışı hızlanır, kaslar gerilir, kortizol seviyesi yükselir. Ancak kontrollü ve derin nefes alıp verme, parasempatik sistemi aktive ederek bedeni sakinleştirir. Özellikle diyaframdan alınan yavaş ve ritmik nefesler, vagus siniri üzerinden beyne “tehlike geçti” sinyali gönderir.

Bu mekanizma sayesinde nefes egzersizleri; anksiyete, panik atak, uyku problemleri ve hatta kronik stresin yönetiminde destekleyici bir rol oynar. Araştırmalar, düzenli yapılan nefes çalışmalarının kalp ritmini düzenlediğini, kan basıncını düşürdüğünü ve zihinsel berraklığı artırdığını göstermektedir. Aynı zamanda dikkat dağınıklığını azaltarak odaklanmayı kolaylaştırır.

Yazının Devamı

Suçiçeği enfeksiyonu artıyor mu?

Kızımın okulundan her gün yeni bir suçiçeği vakası haberi geliyor. Aşı reddinin artmasına ek olarak, çoğu ülkede bu aşı hastalığın aşısı 2 doz yapılırken bizim ülkemizde tek doz yapılması, muhtemelen vaka sayısını artırıyor. Son günlerde okullarda artan vakalarla birlikte suçiçeği maalesef yeniden gündemde. Çocukluk çağında çoğu zaman hafif seyreden bu hastalık, gebelik döneminde hem anne hem de bebek açısından daha dikkatli değerlendirilmesi gereken bir enfeksiyon.

Suçiçeğine Varicella Zoster Virüsü neden olur ve solunum yoluyla kolayca ve çok hızı bulaşır. Enfeksiyonun kuluçka süresi yaklaşık 7-15 gündür. Gebe bir kadın daha önce bu hastalığı geçirmemişse ya da aşılı değilse, enfeksiyona yakalanma riski taşır. Bu nedenle özellikle okul çağında çocuğu olan veya kalabalık ortamlarda çalışan gebelerin dikkatli olması önemlidir.

Gebelikte geçirilen suçiçeği, nadiren de olsa ciddi sonuçlara yol açabilir. İlk 20 haftada enfeksiyon gelişirse bebekte doğumsal anomalilere neden olabilen Konjenital Varisella Sendromu riski söz konusudur. Bu durum; cilt izleri, göz problemleri ve nörolojik gelişim sorunları ile ilişkilidir. Gebeliğin son dönemlerinde geçirilen enfeksiyon ise doğumdan hemen önce veya sonra bebekte ağır seyirli yenidoğan suçiçeğine yol açabilir.

Yazının Devamı

Dikkat! Bebeklerde gelişme geriliği

Doğumdan sonra bebeklerin düzenli takibi de tıpkı gebelikteki doktor takibi kadar önemlidir. Çocuk doktorları, özellikle yaşamın erken döneminde çocukların gelişimini pek çok açıdan değerlendirirler. Düzenli takipte rastlanan bazı gerilikler önemli hastalıkların bulgusu olabileceği gibi, önlem alınabilecek pek çok rahatsızlığın da tanınmasını sağlar.

Bebeklerin büyümesi ve gelişmesi, hem genetik mirasın hem de çevresel faktörlerin etkisiyle şekillenen hassas bir süreçtir. Ancak bazı durumlarda bebekler yaşıtlarına göre daha yavaş büyüyebilir veya beklenen gelişim basamaklarını zamanında tamamlayamayabilir. Bu durum gelişme geriliği olarak adlandırılır.

Gelişme geriliği yalnızca boy ve kilo ile ilgili değildir. Bebeğin motor gelişimi, sosyal iletişimi, konuşma becerileri ve zihinsel gelişimi de bu değerlendirmeye dahildir. Bu nedenle çocukların hekimler tarafından düzenli takip edilmesi ve gelişim basamaklarının izlenmesi büyük önem taşır.

Yazının Devamı

Gebelikte lazer epilasyon ve ev tipi lazerler güvenli mi?

Lazer epilasyon kadınların en çok talep gösterdiği dermokozmetik işlemlerin başında geliyor.Gebelik sürecinde anne adaylarının en sık sorduğu sorulardan biri de lazer epilasyonuygulamalarının güvenli olup olmadığıdır. Özellikle son yıllarda yaygınlaşan ev tipi lazercihazları bu soruyu daha da gündeme getirmiştir.

Öncelikle lazer epilasyonun çalışma prensibini anlamak gerekir. Lazer epilasyon cihazları, kılköklerindeki melanin pigmentini hedefleyen ısı enerjisi oluşturur ve kıl kökünü zayıflatmayıamaçlar. Bu etki cilt yüzeyi ve kıl kökü seviyesinde gerçekleşir; teorik olarak rahme veyabebeğe ulaşan bir enerji söz konusu değildir.

Ancak buna rağmen gebelikte lazer epilasyon genellikle önerilmez. Bunun temel nedenicihazların fetüs üzerinde zararlı olduğunun kanıtlanması değil, gebelerde güvenli olduğunugösteren yeterli bilimsel çalışma bulunmamasıdır. Tıpta özellikle gebelik söz konusuolduğunda “zararı gösterilmemiş olması” yeterli kabul edilmez; güvenli olduğunun güçlüverilerle gösterilmesi gerekir.

Yazının Devamı

Vitamin takviyelerindeki gizli tehlike

Özellikle pandemi sonrası vitamin ve takviye kullanımı hızla yaygınlaştı. Eczaneler ve market rafları bağışıklığı güçlendirdiği, enerji verdiği ya da yaşlanmayı geciktirdiği iddia edilen onlarca farklı ürünle dolu. Ürinlerin hepsinde, yen, bir derdi çözmeye yönelik içerikler mevcut. Çoğu kişi bu ürünleri “zararsız” kabul ederek kullanıyor. Oysa çoğu zaman gözden kaçan bir ayrıntı var, o da kapsüllerin sadece vitaminden ibaret olmadığı.

Her kapsül ya da tablet, aktif etken maddenin yanı sıra çeşitli yardımcı maddeler içerir. Tıpta bunlara eksipiyan denir. Bu maddeler ilacın üretilebilmesi, raf ömrünün uzaması, kapsülün kolay yutulması veya bağırsakta doğru şekilde çözünmesi için kullanılır. Ancak bazı kişilerde bu görünmeyen bileşenler çeşitli yan etkilere neden olabilir.

En sık kullanılan maddelerden biri kapsül kabuğunu oluşturan jelatindir. Genellikle hayvansal kaynaklıdır ve çoğu insan için güvenli kabul edilir. Ancak nadir de olsa alerjik reaksiyonlara ya da mide hassasiyetine yol açabilir. Bitkisel kapsüllerde ise jelatin yerine selüloz türevleri kullanılmaktadır.

Yazının Devamı

Soğukta üşütür müyüz?

Nesilden nesile aktarımı neredeyse genetik kadar kuvvetli olan kültürel bir uyarımız var: “Üzerine bir şey al, şifayı kapacaksın!” Peki, gerçekten de sadece üşüdüğümüz için mi hasta oluruz? Bilimin bu konudaki cevabı hem "hayır" hem de çok stratejik bir "evet".

Virüslerin kış festivali

Şunu te olarak söyleyebiliriz ki, soğuk hava tek başına bir hastalık kaynağı değildir. Grip, nezle veya farenjit gibi kış hastalıklarının asıl faili virüslerdir. Yani dondurucu bir havada, tamamen steril ve virüssüz bir ortamda olsanız, teorik olarak sadece donarsınız ama "şifayı kapmazsınız". Ancak soğuk hava, bu mikropların yayılması için mükemmel bir zemin hazırlar.

Yazının Devamı

Doğum şeklinde kim söz sahibi?

Eğer gebe kaldıysanız muhtemelen şu soruyu defaten duyacaksınız: “Normal mi düşünüyorsun, sezaryen mi?”

Masumca görünen bu soru, toplum baskısının ve annelik ölçüm cetvelinin ilk kıstasıdır. Çünkü cevabınızla birlikte görünmez bir değerlendirme başlar. Vajinal doğum isteyen “cesur”, sezaryen isteyen ise çoğu zaman “kolaycı” ilan edilir. Peki, çocuk doğurmanın, içinde bir insan büyütüp çıkarıp tüm sorumluluğu almanın “kolay” yolu olması mümkün müdür?

Bazı anneler doğumdan gerçek anlamda korkar. Saatler süren sancıdan, kontrolünü kaybetmekten, acıdan, sayısız komplikasyon ihtimalinden ve normal doğumun ön görülemezliğinin taşıdığı sayısız artmış risklerden… Bazıları daha önce zor ve travmatik bir doğum yaşamıştır. Bazıları yıllarca süren infertilite tedavilerinden sonra elde ettiği gebelik ile ilgili risk almak istemez.

Yazının Devamı

Gebelikte ilaç kullanımı: Korkular mı, gerçekler mi?

Gebelik dönemi, çoğu yanlış inançlarla genel olarak annenin bazen temel sağlık ihtiyaçlarının dahi kısıtlanabildiği bir dönemdir. En sık bilinen yanlışlardan biri ise; “Gebelikte ilaç kullanılmaz.”

Hatta bir adım ötesi vardır: “İlk üç ay hiçbir ilaç alınamaz.”

Tıpta en sık karşılaştığımız yanlış inanışlardan biri tam olarak budur.

Yazının Devamı

Ramazanda gebeler oruç tutsun mu?

Ramazan ayı geldiğinde kadın doğum hekimlerine en sık sorulan soru, gebelerin oruç tutup tutamayacağıdır. Hem bebek hem de anne sağlığı söz konusu olunca, endişe duymak kaçınılmaz olur.

Oruç tutmanın bebek ve anneye sakıncası olup olmadığının tek ve kesin bir cevabı yoktur. Çünkü gebelik, her kadın için farklı ilerleyen fizyolojik bir süreçtir. Aynı gebelik haftasında olan iki anne adayının ihtiyaçları, metabolik dayanıklılığı ve risk düzeyi birbirinden tamamen farklı olabilir.

Tıbbi açıdan bakıldığında, sağlıklı ve risksiz seyreden gebeliklerde kısa süreli açlık çoğu zaman ciddi bir problem yaratmayabilir. Ancak unutulmaması gereken önemli bir nokta vardır: Gebe bir kadın yalnızca kendisi için değil, gelişimini sürdüren bebeği için de enerji ve sıvı dengesi sağlamak zorundadır.

Yazının Devamı

Kemik sağlığı için altın ipuçları

Kemik ağrıları başlayana ya da kırık yaşayana kadar kemik sağlığı hep geri planda kalıyor. Oysa kemiklerimizin sağlamlığı öncelikle gençlik yıllarında ne kadar kuvvetlenip, yaşlılığa nasıl bir kalite ile geçildiği ile ilgilidir. Çocuklukta ve gençlikte yapılan “kemik yatırımı”, ileri yaşların en güçlü sigortasıdır. Kemikler canlı bir doku olduğu için sürekli bir yapım/yıkım dengesi vardır, bu denge gençlikte yapım lehine, yaşlılıkta ise yıkım lehine işler. Yine de hangi yaşta olursak olalım kemikleri korumak mümkündür.

Kemiğin temel minerali kalsiyumdur. Süt ürünleri başta olmak üzere susam, badem, brokoli ve yeşil yapraklı sebzeler iyi kaynaklardır. Ancak kalsiyumun fazla olması tek başına bir işe yaramaz; onu kemiğe yerleştiren anahtar D vitaminidir. Güneş ışığı bilindiği üzere D vitamini için en doğal kaynağımızdır. Günlük 15–20 dakika güneşlenme D vitamini üretimine katkı sağlar. Eksiklikte ise mutlaka hekim kontrolünde takviye gerekir.

Bir diğer önemli mineral magnezyumdur. Kemiğin yapısına katılır ve D vitamininin etkinliğini artırır. Kuruyemişler, tam tahıllar, avokado ve koyu yeşil sebzelerde bolca bulunur.

Yazının Devamı

Tıpta bütüncül yaklaşım trendi artarken

Tıp eğitiminde temel tanımlar ile eğitim başlar.

Hastalıkların tanımı ve kriterleri vardır, algoritması vardır, tedavi basamakları vardır. Eğitimin ilk yıllarında kitaplar tertiplidir, tablolar düzenlidir, sonuçlar çoğu zaman kesindir. Ama mesleğe adım attığınız ilk gün şunu fark edersiniz:

Hasta, kitaplara uymaz. O noktada devreye insan faktörü girer.

Yazının Devamı

Stres kısırlık sebebi mi?

Günümüz kadını için stres artık bir dönemsel durum değil, neredeyse kalıcı bir yaşam biçimi. Muayenede rutin sorduğum bir soru: “Stresli misiniz?”. Henüz stresli yaşamı olmadığını söyleyen birine denk gelmedim. Herkesin farklı bir nedeni var, özellikle şehir hayatı yaşayan ve gözü saatte olan insanlar için.. İş telaşı, ekonomik kaygılar, aile sorumlulukları, ilişki problemleri, sağlık sorunları ve bitmeyen zihinsel yük… Peki tüm bunlar yalnızca ruhumuzu mu yoruyor, yoksa doğurganlığımızı da etkiliyor mu?

Stresin tüm sağlığı etkilediği gibi doğurganlığı da kötü yönde etkilediğine dair bir şüphe yok. Temel mekanizmayı anlatmaya çalışacağım. Stres vücutta kortizol hormonunu artırır. Kortizol yükseldiğinde beyin, “hayatta kalma modu”na geçer ve üreme hormonlarını ikinci plana atar. Yani vücut, tehlike algıladığı bir ortamda hamile kalmayı öncelik olarak görmez, hatta engellemek ister. Bu durum yumurtlamanın gecikmesine, adet düzensizliklerine ve bazı kadınlarda yumurta döngüsünün tamamen baskılanmasına kadar gidebilir.

Klinik pratikte stresin doğurganlığa negatif etkilerini çok sık gözlemliyoruz. Uzun süredir çocuk isteyen ama yoğun stres altında yaşayan kadınların yumurtlama kalitesinde düşüş, hormon değerlerinde dalgalanma ve hatta tüp bebek tedavilerine daha zayıf yanıt görülebiliyor.

Yazının Devamı

Bebekler için yeni bir koruyucu daha ülkemizde

Ağır üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları ile ilişkili Respiratuvar Sinsityal Virus (RSV),özellikle bebeklerde bronşiolit ve zatürre gibi ağır seyreden hastalıklara neden olabilen birviral etken. RSV, dünyanın en sık çocukluk çağı enfeksiyonlarından biridir ve her yıl 5 yaşaltı çocuklarda 3,6 milyonun üzerinde hastane yatışına ve yaklaşık 100 000 ölüme yolaçmaktadır; ölümlerin yarısından fazlası ise 6 aylıktan küçük bebeklerde görülür.

2023’te Pfizer’in RSV aşısı “Abrysvo”, Amerika Birleşik Devletleri’nde FDA onayı alarakgebelerde kullanım için tescillendi ve sonrası CDC önerileri ile 32–36 haftalar arasındagebelikte yapılması tavsiye edildi. Bu aşı, annenin bağışıklık sisteminin geliştirdiğiantikorların plasenta yoluyla bebeğe geçmesini sağlayarak doğumdan itibaren ilk 6 aydaRSV’ye karşı koruma sağlar. WHO ise Mart 2025’te bu aşıyı değerlendirip viral alt solunumyolu enfeksiyonlarında bebeklerde ciddi sonuçları azaltmak üzere uluslararası kullanım içinön onay verdi.

RSV aşısı hangi ülkelerde rutin uygulanıyor?

Yazının Devamı

Ertelenen annelik ve doğurganlık meselesi

Geçmişin aksine kadın erkek eşitliğinde yol alındıkça, kadının eğitim, kariyer ve iş edinme süreci, ve bu sürece gebeliğin potansiyel olumsuz etkisi doğurganlık yaşını ileriye taşıdı. Ancak kadın bedeni, bizim bu yoğun ajandaya koşulsuz ayak uydurmak üzere tasarlanmış değil ne yazık ki. Kadın bedeninin biyolojik saati, doğurganlık yolunda da olumsuz işliyor..

Pek çok kadının en büyük yanılgısı, "Kendime iyi bakıyorum, sporumu yapıyorum, gencim, o yüzden her zaman vaktim var"; diye düşünmesi. Maalesef dışarıdan ne kadar dinç görünürsek görünelim, yumurtalıklarımızın bir hafızası ve bitiş tarihi var. Bir kadın, ömrü boyunca kullanacağı tüm yumurta hazinesiyle dünyaya gelir. Yani sonradan sayısı ve kalitesi artırılan bir şey değildir yumurta rezervi, mümkün olan sadece korumaktır. Yumurta rezervi ve sayısı yaşla birlikte azalır; bu doğanın değişmez bir kuralı. Daha vurucu kısmı ise, yumurtaların hem sayısı hem de kalitesinde olan azalmanın, 35 yaşından sonra kartopu gibi hızlanarak arttığıdır.

Yumurtalık rezervinde belirleyici sadece yaşlanmak da değildir. Günlük hayatımızdaki alışkanlıklarımız, yani hayat tarzımız doğurganlığımız için en önemli belirleyicidir. Sürekli stres altında çalışmak, uykusuz geceler, kötü beslenme, sigara, çevresel toksin yükü, mikroplastikler ve endokrin bozucular yumurtalarımızın kalitesini adeta "paslandırıyor". Kısacası, biz hayatı ertelediğimizi sanırken, aslında şansımızı da biraz tüketiyoruz.

Yazının Devamı

Ekonomide sert dalgalanma: Perimenopoz

Ekonomideki ani dalgalanmalar son haftayı insanları dağıtarak geçirdi. Emtialardaki aniyükselişler ve beklenmeyen çalışmalar, belirsizlik hissini büyüttü, uykuları kaçırdı. Buduyguları perimenopozdaki kadınlar dönemsel değil, maalesef düzenli yaşıyor ve bütün budüzensizlik içinde rutin hayatına normal devam etmeye çalışıyorlar. Bu fırtınalı piyasa ortamıise en son beklenen noktaya açılıyor: menopoz.

Menopozun ilk aylarında hormonlar ekonomi gibi dalgalıdır. Bir gün her şey yolundaykenertesi gün sıcak basmaları, çarpıntı, uykusuzluk ve ani duygu değişimleri ortaya çıkabilir.Bu dönem kadınların kendini yeni baştan tanımaya çalıştığı bir geçiş dönemidir. Oysa sorunkadının kendisi değildir. Sorun, yıllardır alışılmış hormonal ve metabolik dengenin artıkdeğişiyor olmasıdır.

Perimenopozda da ekonomi gibi, henüz hazır değilken uzun süredir bildiğimiz düzen bozulur,göstergeler inişli çıkışlı hale gelir. Herkes aynı soruyu sorar: “Bu böyle mi devam edecek?”Çoğu zaman cevap nettir: Hayır, bu bir geçiş dönemidir. Hormon terazisi dengesinibulana kadar sürecektir.

Yazının Devamı

Gebelikte bitki çayı meselesi

İlaç kullanımının fazlasıyla kısıtlandığı gebelik döneminde, şifa arayışı kadınları bitki çaylarına yöneltiyor. Her bitki çayının, sadece doğal olduğu için gebelikte uygun olmayabileceği, yavaş yavaş halk arasında da kanıksandı. Bu yazıda bitki çaylarını da biraz daha irdelemek istedim.

Bebek haberi alındığı andan itibaren, sersemlik, uyku ve bulantı şikayetleri de arttıkça çevreden öneriler gelmeye başlar, bunların bazıları doğru bazıları ise iyi niyetli de olsa riskli olabilir. Genel olarak bitkisel içerikten, ister çay olsun, ister kozmetik olsun, ister yağı olsun kimse şüphe duymaz başta. Sonuçta doğadan geliyor, ne zararı olabilir ki? Ancak! Konu hamilelik olunca "doğal olan her şey zararsızdır" mantığını bir kenara bırakmamız gerekiyor. Çünkü o masum görünen bitkiler, içerikleriyle birlikte vücuda yanlış sinyaller verip, bazen hormon değerlerini değiştirip, bazen de doğuma kasılma sinyali verebiliyor.

Öncelikle gebelikte tercih ettiklerimizi konuşalım. Gebeliğin en sık şikayeti muhtemelen ilk aylarda yaşanan bulantılar. Bir dilim taze zencefil atılmış sıcak su, mide bulantısında en yakın dostunuzdur.

Yazının Devamı

Tüp bebek tedavisinde yapay zekanın yeri

Tüp bebek tedavisi, doğal yollarla çocuk sahibi olamayan çiftlerin son durağıdır. Günümüzde bilimin her alanında giderek yaygınlaşan yapay zeka kullanımı, tüp bebek tedavisinde de adından söz ettirmeye başladı. Peki tüp bebek tedavisinde yapay zeka denilince, kastedilen şey nedir ve yapay zeka kullanımı gerçekten de vazgeçilmez bir alternatif midir, bu yazıda açıklayacağım.

Tüp bebekte en kritik aşamalardan biri, rahime yerleştirilecek en sağlıklı embriyonun seçilmesidir. Embriyo gelişimi, uluslararası belirli kriterler kullanılarak değerlendirilir. Bu değerlendirmede embriyodaki hücre sayısı, fiziksel görünümü, içindeki yapıların düzeni, berraklığı gibi bazı ölçütler kullanılır. Bu ölçütlere göre, embriyo kalitesi sınıflandırmaya tabi tutulur.

Artık bazı merkezlerde embriyolar özel cihazlarda 7 gün 24 saat izleniyor. Yapay zeka, bu görüntüleri saniye saniye analiz ederek embriyonun gelişim hızına, hücre yapısına ve düzenine bakıyor. Bu takipler yapay zeka sistemine yükleniyor, binlerce başarılı ve başarısız deneme kıyaslanarak, tutunma ihtimali en yüksek embriyo tahmin ediliyor. Bu da doğru embriyoyu seçme şansını artırabiliyor.

Yazının Devamı

Vücudun en temel elementlerinden Magnezyum

Pandemi sonrası bireysel takviyeler hızla popülerlik kazanırken, listede önü çeken bir isim magnezyum. Son yıllarda “olmazsa olmaz” kategorisinden listeye giriş yapan magnezyum takviyeleri gerçekten bu kadar gerekli mi, yoksa yine “moda” bir destek mi, onu konuşalım.

Magnezyum vücutta demirden sonra en önemli elementtir ve 300’den fazla biyokimyasal reaksiyonda görev alır. Kasların gevşemesi ve koordinasyonu, kalp ritmi, sinir sistemi, uyku kalitesi, kemik sağlığı, kan şekeri dengesi ve stres yönetiminde magnezyumun görevleri vardır. Yani magnezyumu sadece “krampa iyi gelir” olarak algılamak yeterli olmaz, başta bağırsaklarımız olmak üzere düz kasların da fonksiyon göstermesinde magnezyum etkilidir.

Magnezyum eksikliği ne derece yaygın?

Yazının Devamı

Kanser aşısı çıktı! Detayları ile konuşalım

Yaklaşık 20 yıldır dünya genelinde, kadınların en önemli kanserlerinden biri olan rahim ağzıkanserinin sebebi HPV (İnsan Papilloma Virüsü) aşısı, 2006 yılından bu yana uygulanıyor.

Kısaca özetlersek, HPV, cinsel yolla hızla yayılan bir virüstür ve özellikle HPV tipleri 16 ve18, rahim ağzı (serviks) kanserinin büyük çoğunluğundan sorumludur. Ayrıca HPV; anal,oral, penil, vajinal ve vulvar kanserlere de yol açabilir ve genital siğillere neden olabilir.

HPV virüsü cinsel yolla bulaşır denilince insanlar bunu kendisinden uzak algılasa da,kadınların yüzde 70’inin hayatının bir döneminde, HPV virüsünün bir tipi ile enfekte olduğubilinmektedir. Yani sanılanın aksine fazlasıyla yaygın görülmekte, hasta grubu “riskli, çokeşli” olarak tanımlanmamaktadır.

Yazının Devamı

Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayında, önemli hatırlatmalar

Rahim ağzı kanseri ne yazık ki en sık görülen jinekolojik yani kadın organlarına bağlıkanserdir. Bu kanser türü dünyada kadınlarda en sık görülen dördüncü kanserdir ve her yılyaklaşık 660.000 yeni vaka ve 350.000 ölüm ile dünya çapında ciddi bir sağlık yüküoluşturur. Her yıl ABD’de yaklaşık 13.000 yeni vaka ortaya çıkmakta ve bu hastalıktan yıldayaklaşık 4.000 kadın yaşamını yitirmektedir. Bu sayı, belli başlı kanserlere oranla küçükgibi görünse de, önlenilebilirlik açısından çok ciddi bir sayıdır.

Rahim ağzı kanserinin hemen hemen tamamına yakını, kadın genital yollarını enfekte edenyüksek riskli İnsan Papilloma Virüsü (HPV) sebepli ortaya çıkar.

HPV enfeksiyonlarının çoğu belirti vermez ve vücut tarafından birkaç yıl içinde tamamentemizlenir. Ancak bazı durumlarda virüs uzun yıllar boyunca vücuttan atılamaz ve hücreDNAsında değişikliklere yol açarak kanser öncüsü lezyonlara ve nihayetinde kanseredönüşebilir. Kansere dönüşme süreci genellikle 5–10 yılda tamamlanır. Bu noktada taramatestlerinin önemi ortaya çıkar. Yavaş ilerleyen bir kanser süreci olduğundan düzenli taramalarile erken dönemde saptanabilir.

Yazının Devamı