Termometre eğitimi

Ali Murat Karabağ

Ali Murat Karabağ

Yazar
Tüm Yazıları

Çocukluğumuzun okullarında her öğrencinin bir görevi vardı. Daha sınıfa girer girmez herkes sorumluluğunu hatırlardı. Kimi tahtayı silerdi, kimi sınıfın düzenini takip ederdi. Kütüphane kolunda olan öğrenci, arkadaşlarının getirdiği kitapları teslim alır, özenle raflara yerleştirirdi. Ecza dolabından sorumlu olan öğrenci ise küçük bir yaralanmada yara bandını getirir, arkadaşına yardımcı olurdu.

Bir de termometre görevlisi vardı.

Sabah erkenden gelir, termometreyi yerinden alır, koşarak okul bahçesine çıkardı. Gölge bir köşe bulur, onu dikkatle yerleştirirdi. Çünkü termometre hassastı. En küçük dikkatsizlikte kırılabilir, görev yarım kalabilirdi.

Sonra bekleyiş başlardı.

Meraklı gözler termometrenin etrafında toplanır, eğilip dereceyi okumaya çalışırdı. Ancak olmazdı. O görev bir başkasına aitti. Kimsenin sonucu önceden söylemesine, heyecanı bozmasına izin verilmezdi. Dereceyi okuyacak, tahtaya yazacak kişi belliydi. Sorumluluk demek buydu. Güven demek buydu. Görev bilinci demek buydu.

Bugün dönüp geriye baktığımda aslında o termometrenin yalnızca hava sıcaklığını ölçmediğini düşünüyorum. O termometre bize sabrı, görevi, emaneti korumayı ve sorumluluk almayı öğretiyordu.

Aradan yıllar geçti.

90'lı yıllardan 2020'lere geldik.

Bu süreçte eğitim adına çok şey duyduk. Kitapsız eğitim dediler. Ödevsiz eğitim dediler. Disiplinsiz eğitim dediler. Sınıfta kalmasız eğitim dediler. Düşük notsuz eğitim dediler. Çocuğu üzmeyen, zorlamayan, terletmeyen eğitim dediler.

Peki sonuç?

Asıl soru şu: Eğitim nerede?

Belki de daha doğru soru şu olmalı: Çocuklar nerede?

Çünkü eğitimin olmadığı yerde çocuklar boşlukta kalır. O boşluğu ise mutlaka birileri doldurur. Kimi zaman tembellik doldurur o boşluğu. Kimi zaman ekranlar. Kimi zaman zorbalık. Kimi zaman da kötü örnekler ve kötü alışkanlıklar.

Sorumluluk verilmeden özgüven gelişmez. Görev verilmeden aidiyet oluşmaz. Kurallar olmadan karakter inşa edilmez.

Bir zamanlar sınıflarda kütüphane kolları vardı. Sınıf başkanları vardı. Nöbetçiler vardı. Görev dağılımı vardı. Her öğrencinin okulun işleyişinde küçük de olsa bir payı vardı.

Bugün ise birçok sınıfta sorumluluk alan çocuklardan çok, sırasına başını koyup uyuyan çocukları görüyoruz. Daha da üzücüsü, bu durumu normalleştiren yetişkinleri görüyoruz.

İşte tam da burada liyakat yara alıyor.

Sorumluluk verilmediğinde yetenek köreliyor. Emek değersizleşiyor. Görev bilinci zayıflıyor. Çocuk, yaptığı işin bir anlam taşıdığını hissedemiyor.

Oysa eğitim yalnızca ders anlatmak değildir.

Eğitim, bir çocuğa termometreyi teslim edebilmektir.

Ona güvenebilmektir.

Bir görevi sonuna kadar yerine getirebileceğine inanabilmektir.

Çünkü yarının yöneticileri, öğretmenleri, mühendisleri, doktorları ve liderleri; sorumluluk almayı çocukken öğrenenler arasından çıkacaktır.

Belki de bugün yeniden sormamız gereken soru şudur: Çocuklarımızın elinden termometreyi ne zaman aldık?

Ve daha önemlisi, onu tekrar ne zaman geri vereceğiz?