Okurlarımdan özür dilerim
Kıymetli okurlarım,
hepinizden içtenlikle özür dilerim.
Zaman zaman ülkemizin en kritik meselelerinden biri olan susuzluk üzerine yazılar kaleme alıyorum. Hatta son yazımda, “Dizilere Susuzluk İçeriği Zorunlu Olsun” diyerek hem halk olarak sorumluluklarımızı hem de yöneticilerden beklentilerimizi dile getirmiştim.
Ancak bugün geldiğim noktada şunu üzülerek ifade etmeliyim ki; yazdıklarımız, yaşanan büyük tablonun yanında bir barajın dip suyuna bile karşılık gelmiyormuş.
Çünkü mesele sandığımızdan çok daha büyük.
Yıllardır kendi aramızda, dost sohbetlerinde dile getirdiğimiz bir kavram vardı: iklim hırsızlığı.
Birçoğumuz bunu abartı, hatta komplo olarak gördü. Ama bugün yaşananlara baktığımızda, gökyüzünün bile artık masum olmadığını daha net anlıyoruz.
Yağmurların kesildiği, bulutların dağıldığı, mevsimlerin kaydığı yılları yaşadık.
Sonra bir anda, savaşların gölgesinde kalan coğrafyalarda gökyüzü yeniden dolmaya başladı.
Komşu ülkelerimiz olan Irak, İran ve Suriye ile birlikte ülkemizde de son yılların en yüksek yağış oranları görülmeye başlandı.
Bu bir tesadüf mü?
Yoksa yıllardır müdahale edilen, yönlendirilen, eksiltilen bir döngünün geçici olarak serbest kalması mı?
Cevabı ne olursa olsun, gerçek şu:
Doğa kendini hatırlatıyor.
Kuruyan göller yeniden doluyor.
Suskun kalan nehir yatakları tekrar akmaya başlıyor.
Çocukluğumun geçtiği Afyonkarahisar’da yer alan Eber Gölü’nün kuruduğunu gördüğümde içimde büyük bir hüzün oluşmuştu.
Şimdi aynı gölün yeniden hayat bulduğunu, göçmen kuşların tekrar uğrak noktası olduğunu görmek ise tarifsiz bir sevinç.
Ama bu sevinç, bizi yanıltmamalı.
Çünkü mesele sadece yağmurun geri gelmesi değil…
Mesele, o yağmurun gelecekte de bizimle kalıp kalmayacağıdır.
Şimdi Ne Olacak?
Biz halk olarak, önceki yazımda ifade ettiğim tüm sorumluluklara daha sıkı sarılacağız.
Suyu tasarruflu kullanacağız.
İsraf etmeyeceğiz.
Çocuklarımıza suyun kıymetini öğreteceğiz.
Ama bu artık yeterli değil.
Bugün gelinen noktada;
hükümetiyle, iktidarıyla, muhalefetiyle tüm yapıların ortak bir bilinçle hareket etmesi gerekiyor.
Çünkü bu mesele bir çevre sorunu değil, bir gelecek meselesidir.
Artık:
* İklim müdahalelerine karşı teknolojiler geliştirilmeli,
* Atmosfer ve bulut hareketleri ciddi şekilde izlenmeli,
* Uluslararası düzeyde bu konu gündeme taşınmalı,
* Ve en önemlisi, gökyüzümüz sahipsiz bırakılmamalıdır.
Bu bir abartı değil.
Bu, yeni dünyanın gerçeğidir.
Biz bugüne kadar hep susuzluğu konuştuk.
Belki de artık susuzluğun nedenlerini daha yüksek sesle konuşmanın zamanı geldi.
Çünkü…
Su yoksa hayat yok.
Ama daha da önemlisi:
Suyun neden yok olduğu bilinmezse, çözüm de yoktur.
Ve unutmayalım:
Musluktan akan yalnızca su değildir…
Bu kez mesele çok daha derin: Gökyüzünden eksilen geleceğimizdir.