Kaymakam Bey sadece sizinle görüşecek! Kurucu gelmeyecek

Ali Murat Karabağ

Ali Murat Karabağ

Yazar
Tüm Yazıları

Kıymetli okurlarım, özel okullarla ilgili daha önce defalarca kaleme aldığım ve dikkat edilmesi gerektiğini söylediğim tablonun, bugün maalesef malumun ilanı şeklinde karşımıza çıktığını görüyoruz.

Bazıları şöyle düşünüyor: “Özel okul çok fazla. Her köşe başında bir okul var. Bir kısmı kapansın, ne olacak? Sayı azalır, daha nitelikli okullar kalır.”

Peki gerçekten mesele bu kadar basit mi?

Gelin, size 25 yıllık meslek hayatımda bizzat yaşadığım birkaç hikâyeyi anlatayım.

Çünkü kapanan sadece bir okul kapısı olmaz.

25 yıllık meslek hayatımda üç farklı okulu kapanmanın eşiğinden kurtarma sürecinin içinde bulundum.

Elbette bunu tek başıma yapmadım. Bana inanan öğretmenlerim, öğrencilerim ve velilerimizle birlikte büyük mücadeleler verdik.

İlk okulda, daha ilk yılında beş müdür değişmişti. Kıymetli velim Betül Hanım o günleri hatırlayacaktır. Kendisine ve yakışıklı oğlu Umut'a sevgilerimi yolluyorum.

Altıncı müdür, okul açıldıktan yalnızca iki hafta sonra görevinden ayrıldı. Beni aradılar.
Okulun ilk yılında kayıt yaptıran öğrencilerin neredeyse yarısı ayrılmıştı. Evraklar ortada yoktu.

Yönetmeliklere uygunluk neredeyse hak getireydi. Yönetimsel sorunlar, ekonomik problemler, personel kaygıları birbirine eklenmişti. Öğretmenler endişeliydi. Veliler endişeliydi. Ama işin görünmeyen başka bir tarafı daha vardı. Öğretmen dönem başında başka bir okulda iş bulamazsa bir yıl işsiz kalabilirdi.

Veli, çocuğunun eğitimi için cebindeki son parasını vermişti. Yeniden başka bir okula kayıt yaptıracak taksit imkânı yoktu, kartı bile uygun değildi.

Ve bütün bunların ortasında çocuklar vardı.

Öğretmenlerinden ayrılma korkusu…

Arkadaşlarından kopma…

Aidiyet duygusunu kaybetme…

Derslerden uzaklaşma…

Bir okulun kapanması, işte tam da budur.

Bir tabelanın indirilmesi değildir.

Biz el birliğiyle okulun tüm sorunlarını çözmeye başladık. Öğretmenlerim gecelere kadar okulda kaldı.

Velilerimiz destek oldu. Eksikleri tek tek tamamladık.

Sonra ne oldu biliyor musunuz?

Okulu yalnızca ayakta tutmadık. Yeniden güven kazandık. Kayıt almaya başladık. Ve bir sonraki yıl iki buçuk kat daha fazla öğrenci kaydettik.

Bir başka okul için aradılar.

İlk gün kaymakamın makamına çağrıldım. "Kurucu gelmeyecek. Kaymakam Bey sadece sizinle görüşecek." Sorun büyüktü. İçeri tamamen düzenlenmeliydi. Biz de büyük bir mücadele verdik. Yaşanan tüm iç karışıklıklara, baskılara ve tehditlere rağmen okulun içindeki sorunları sona erdirmeye çalıştık.

Önceliğimiz yine aynıydı: Çocuklar için güvenilir bir eğitim ortamı oluşturmak.

Sonrası yine başarıydı.

Bir başka okulda ise tablo farklıydı.

Okul fiziksel olarak düzenliydi. Ancak işleyişteki sorunlar nedeniyle ne velinin okula ne de okulun veliye güveni kalmıştı.

Herkes biraz zorunluluktan sürece katlanıyordu.

Fakat her yıl kayıtlar biraz daha düşüyordu.

Sorunları tek tek ele aldık.

Güveni yeniden inşa ettik.

Ve kayıtları tekrar üst seviyelere taşıdık.

Fakat bütün bu süreçlerde benim için asıl önemli olan rakamlar değildi. İçeride yaşananlardı. Kaygıları gördüm. Kavgaları gördüm. Mahcubiyetleri gördüm. Eve götüreceği sütü alacak parası kalmayan öğretmeni gördüm. Kirasını ödeyemediği için kapısına ev sahibinin dayandığı genç kadın öğretmeni gördüm. Çocuğunu başka bir okula yazdıracak parası olmayan babayı gördüm.

Çocuğunun öğretmeninden, arkadaşlarından ve okulundan kopma ihtimali karşısında çaresiz kalan veliyi gördüm.

İşte bu nedenle özel okulların geleceği hakkında ısrarla ve üzerine basa basa yazıyorum.

Çünkü mesele yalnızca “kaç tane özel okul var?” meselesi değildir.

Mesele; kaç çocuğun eğitimine devam edeceği, kaç öğretmenin işsiz kalacağı, kaç ailenin yeniden ödeme yapmak zorunda kalacağı, kaç kurumun ekonomik olarak ayakta kalabileceği ve eğitimde güven duygusunun ne kadar daha yıpranacağı meselesidir.

Elbette her kurum ayakta kalmak zorunda değildir.

Elbette niteliksiz, sürdürülemez ve eğitim kalitesi düşük kurumlarla ilgili gerekli denetimler yapılmalıdır.

Ancak bir okulun kapanmasını yalnızca “piyasadaki arz azalıyor, daha nitelikli kurumlar kalır” şeklinde değerlendirmek, eğitimin insani boyutunu görmezden gelmektir.

Çünkü eğitim piyasadaki herhangi bir sektör değildir.

Burada çocuk vardır.

Öğretmen vardır.

Veli vardır.

Yıllarını o kuruma vermiş çalışanlar vardır.

Biriktirilmiş emek vardır.

Aidiyet vardır.

Ve en önemlisi, yarım kalmaması gereken hayatlar vardır.

Peki ne yapılmalı?
Bence artık son dakika müdahalelerinden vazgeçilmeli. Acil bir şekilde bölgesel eğitim planlaması yapılmalı. Hangi bölgede kaç özel okul var? Doluluk oranları nedir? Hangi kurumlar ekonomik olarak sürdürülebilir? Hangi kurumların birleşme veya ortak bir yapı altında devam etme ihtimali var? Hangi bölgelerde okul ihtiyacı devam ediyor?

Bunların tamamı veriye dayalı olarak ortaya konulmalı. Birleşebilecek kurumlar önceden tespit edilmeli.

Kurumlar son ana kadar kendi kaderlerine bırakılmamalı.

Gerekirse devletin düzenleyici ve yönlendirici aklıyla, birleşebilecek kurumların birleşmesinin, yeniden yapılanmasının ve eğitim hayatına devam etmesinin önü açılmalı. Çünkü amaç yalnızca okul sayısını azaltmak olmamalı.

Amaç, eğitimi sürdürülebilir hâle getirmek olmalı. Ve bütün bunlar kriz kapıya dayandıktan sonra değil, kriz gelmeden yapılmalı. Çünkü okulun kapısına “kapanmıştır” yazısı asıldığında aslında süreç çoktan bitmiştir.

O noktada öğretmenin işini, velinin parasını, öğrencinin aidiyetini ve kurumun yıllar içinde oluşturduğu emeği geri getirmek çok daha zordur.

Ben üç okulda bunun ne demek olduğunu yaşayarak gördüm.

Bu yüzden söylüyorum: Bir okul kapanınca yalnızca bir bina sessizleşmez. Bir öğretmenin sınıfı boşalır. Bir çocuğun düzeni değişir. Bir velinin bütçesi yeniden sarsılır. Bir çalışanın ekmeği tehlikeye girer.
Ve bazen yıllarca oluşturulan bir eğitim kültürü bir gecede yok olur.
O nedenle gelin, kapanan okulları yalnızca rakamlarla konuşmayalım.
İnsanları konuşalım. Çocukları konuşalım. Öğretmenleri konuşalım. Velileri konuşalım.

Ve en önemlisi, henüz kapanmadan önce kurtarılabilecek okulları konuşalım. Çünkü eğitimde en doğru kriz yönetimi, kriz çıktıktan sonra müdahale etmek değil; kriz gelmeden tedbir almaktır.
Unutmayalım: Kapanan sadece bir okul kapısı değildir.
Bazen yüzlerce çocuğun hayatındaki bir kapı kapanır.