Fotoğrafa çağrı

Ali Murat Karabağ

Ali Murat Karabağ

Yazar
Tüm Yazıları

Bazı şehirler vardır, insan doğmasa bile kendini oralı hisseder. Bazı insanlar vardır, kan bağın olmasa da yıllardır tanıyormuşsun gibi gelir.

Ben Iğdırlıyım. Atalarımız Azerbaycan’dan çıkıp bu topraklara gelmiş, sonra ülkenin dört bir yanına dağılmış. Bu millete asker yetiştirmişler, öğretmen olmuşlar, doktor olmuşlar… Kısacası bu ülkenin yükünü omuzlamış insanlar olmuşlar.

Ben de bir memur çocuğuyum. Çocukluğum Afyon’da geçti. Öyle ki hayatım boyunca Iğdır’dan çok Afyon’un insanını tanıdım. Bolvadin’i, Çay’ı, sokaklarını, insanını, havasını…

Bu yüzden bugün bile Akdeniz’e tatile giderken yolumu özellikle Afyon’dan geçiririm. Bir yemek yer, biraz havasını içime çeker, sonra yoluma devam ederim. Çünkü bazı şehirler insanın içinde memleket olur.

Yıllar önce yine böyle bir yolculukta arabamız Afyon girişinde bozulmuştu. Önce Erdem Usta’yla tanıştık. İşinin ehli insanlardan…

Arabaya şöyle bir baktı, birkaç hamle yaptı ve “tamamdır” dedi. Gerçekten de tamamdı. Sonra onun vesilesiyle Çağrı’yla tanıştık.

Bazı insanlar meslek yapar, bazıları ise yaptığı işe ruhunu katar. Çağrı da onlardan biri. Fotoğraf çekiyor ama öyle böyle değil…

İnsana yıllardır içinde yaşadığı şehri yeniden gösteriyor. “Nasıl yani, burası gerçekten burası mı?” dedirtiyor. Senin bakıp geçirdiğin bir sokağı, fark etmediğin bir ışığı, rengini hiç görmediğin bir yapıyı öyle bir kareye sığdırıyor ki, şehre yeniden bakmayı öğreniyorsun.

Çünkü fotoğraf dediğin şey sadece telefonu kaldırıp ekrana dokunmak değildir. Fotoğraf, ışığı anlamaktır. Zamanı hissetmektir. Diyaframı bilmek, enstantaneyi yönetmek, ISO’nun ruhunu kavramaktır. Alan derinliğini, odak uzaklığını, kompozisyonu bilmektir. RAW ile JPEG arasındaki farkı anlamaktır. Yani aslında fotoğraf çekmek biraz da hayata başka gözle bakabilmektir.

Yıllar önce benim de bir Nikon makinem vardı. Mardin’i, İstanbul’u, Eskişehir’i adım adım gezmiş, sokak sokak fotoğraflamıştım. Sonra hayat şartları oldu, satmak zorunda kaldım. En çok da ona üzülmüştüm. Çünkü bazı makineler sadece cihaz değildir; biriktirdiğin anıların sessiz şahididir.

Bugün artık deklanşöre eskisi kadar basmıyorum belki ama bu işi hakkıyla yapan insanları takip etmek bana büyük keyif veriyor. Özellikle de Çağrı Selek gibi isimleri… Çünkü onlar bize sadece fotoğraf göstermiyor; bakmayı yeniden öğretiyor.

Emeğinize, gözünüze, yüreğinize sağlık Çağrı ve bu işe gönül veren diğer güzel insanlar…

Bu duygu yüklü ve vefalı yazıyı kişisel blogunuzda mı yayımlamayı planlıyorsunuz, yoksa fotoğrafçılık üzerine bir mecrada mı değerlendireceksiniz?