Çocuklar stada, holiganlar dışarıya!
Savaşta çocuklar… Sporda holiganlar…
Ve şimdi savaşlarda çocuklar katledilmeye başlanırken, acaba çocukların dokunulmazlığını hayatın her alanında mı rafa kaldırdık?
Bu soruyu sormak zorundayız.
Çünkü çocuk; savaşın da, siyasetin de, sporun da, kavganın da dışında tutulması gereken masumiyettir. Çocuğun olduğu yerde öfkeye, şiddete, küfre ve nefretin hiçbir biçimine yer olmamalıdır.
Biz, tarih boyunca masumun yanında olmayı bir medeniyet anlayışı olarak kabul etmiş bir milletiz. Örfümüz, âdetimiz, geleneğimiz; suçsuzu korumayı, güçsüzün yanında durmayı, emanete sahip çıkmayı öğütledi. Fethettiğimiz yerlere yalnızca bayrak götürmedik; hizmet götürdük, ilim götürdük, irfan götürdük, huzur götürdük. Bu anlayış, yüzyıllar boyunca bizi yalnızca güçlü değil, aynı zamanda büyük bir medeniyet yapan temel değerlerden biriydi.
Peki, bugün ne oldu bize?
Bir futbol maçında, henüz 4 yaşındaki bir çocuğun maruz kaldığı davranışlar nedeniyle bunları konuşmak zorunda kalıyoruz.
Gençlerbirliği-Fenerbahçe karşılaşması sırasında yaşananlar, yalnızca bir futbol müsabakasının içinde yaşanan tatsız bir olay olarak görülmemelidir. Çünkü mesele futbol değildir.
Mesele, bir çocuğun güvenliğidir.
Mesele, tribünde bulunan yetişkinlerin öfkelerini kontrol edip edememesidir.
Mesele, çocukların kendilerini güvende hissetmeleri gereken bir ortamda şiddetin, küfrün ve holiganlığın normalleştirilip normalleştirilemeyeceğidir.
Futbol elbette tutkudur. Takımını sevmek, kazanmayı istemek, kaybedince üzülmek son derece insani duygulardır. Ama hiçbir forma, hiçbir arma, hiçbir maç sonucu insana başka bir insanı aşağılamayı, korkutmayı veya zarar vermeyi haklı göstermez.
Hele ki karşınızdaki bir çocuksa…
Orada artık “taraftarlık”tan söz edemeyiz.
Orada başka bir şey vardır.
Holiganlık.
Ve holiganlık, bu milletin doğasına uymaz.
Biz çocuklarımızı tribünlerden uzaklaştırarak değil, tribünleri çocuklarımız için güvenli hâle getirerek çözüm üretmeliyiz.
Çocuklarımız stada gelecek.
Maçı izleyecek.
Takımını tutacak.
Gol olduğunda sevinecek.
Kaybedince üzülecek.
Ama küfrün, şiddetin ve nefretin ortasında büyümeyecek.
Çünkü bir çocuğa tribünde kötü davranılmasını “olur böyle şeyler” diyerek geçiştirmek, yalnızca o davranışı yapan kişiyi değil, onu normalleştiren toplumu da sorumlu hâle getirir.
Bugün buna sessiz kalırsak, yarın daha büyüğünü konuşmak zorunda kalabiliriz.
Bu nedenle mesele Fenerbahçe ya da Gençlerbirliği meselesi değildir. Mesele herhangi bir takımın taraftarı olmak da değildir.
Mesele çocuklarımızdır.
Çocukların dokunulmazlığı konusunda ortak bir kırmızı çizgimiz olmalıdır.
Tribünlerde de, sokaklarda da, okulda da, internette de…
Çocukların olduğu yerde yetişkinler sorumluluklarını hatırlamalıdır.
Biz çocuklarımızı holiganlığa teslim edemeyiz.
Onlara “Böyle bir dünya var, alışın” diyemeyiz.
Tam tersine, onlara başka bir dünyanın mümkün olduğunu göstermeliyiz.
Şiddetin değil centilmenliğin, küfrün değil saygının, nefretin değil kardeşliğin hâkim olduğu bir dünya…
İşte bizim tarihimizdeki büyük medeniyet anlayışına yakışan da budur.
Bugün hepimizin söylemesi gereken cümle çok açık: Çocuklar stada, holiganlar dışarıya!
Çünkü statlar çocukların korkacağı yerler değil, aileleriyle birlikte güzel anılar biriktireceği yerler olmalıdır.
Ve unutmayalım: Bir çocuğun yanında kazanılmış hiçbir maç, kaybedilmiş insanlıktan daha değerli değildir.