Anadolu'dan Yeni Ankara'ya ve tüm Türkiye'ye
25.04.2024 tarihinde kaleme aldığım ilk köşe yazım, “Eğitimde Bahar Rehaveti” başlığıyla başlamıştı.
“Eğitimde bahar rehaveti, genellikle bahar aylarında artan sıcaklık, gün ışığı ve diğer mevsimsel değişiklikler nedeniyle öğrencilerin motivasyonunu…”
Cümle böyle başlamıştı.
Bugün dönüp o ilk yazıya baktığımda, aslında benim için bir köşe yazarlığının nasıl başlaması gerektiğine dair önemli bir cevap görüyorum.
Normalde böyle bir yolculuğa insan kendisini tanıtarak başlar. Mesleki geçmişinden, deneyimlerinden, hayata ve mesleğe bakışından söz eder. Yazılarının çerçevesini çizer, “Ben kimim, neden yazıyorum?” diye anlatır.
Ben öyle yapmadım.
Önce eğitim dedim. Önce çocuk dedim.
Çünkü yıllardır içinde bulunduğum eğitim dünyasında öğrendiğim en önemli şeylerden biri şuydu:
Çocuğun geleceğini konuşmadan, eğitimi konuşmanın bir anlamı yoktu.
O günden bugüne ne çok zaman geçti, ne çok şey yaptık…
Köşe yazıları yazdık. Eğitimden çocuklara, sınavlardan toplumsal meselelere kadar pek çok konuda düşüncelerimizi paylaşmaya çalıştık.
YeniAnkara.com.tr'nin uluslararası JTI (Journalism Trust Initiative) standartlarına uyum ve akreditasyon sürecinde emek verdik. Haber üretiminde güven, şeffaflık, doğruluk ve gazetecilik ilkelerinin yalnızca kâğıt üzerinde kalan kavramlar olmaması gerektiğini savunduk.
Ardından Asilİz Eğitim projesiyle ekranın karşısına geçtik. Eğitimcileri, akademisyenleri, yöneticileri ve eğitime emek veren isimleri konuk ederek farklı bir pencereden eğitim konuşmaya başladık. Ciddi bir izlenirlik aldık.
Bunların her biri benim için kıymetliydi.
Ama bugün dönüp baktığımda bütün bunlara deryada birkaç damla diyebileceğimi fark ettim. Çünkü asıl hikâye benden çok daha önce başlamıştı.
1983'ten bugüne…
Bugün Yeni Ankara'nın taşıdığı gazetecilik mirasının köklerinde Anadolu Gazetesi'nin 1983'ten bu yana sürdürdüğü bir emek var.
Yerel gazetecilikten bölge gazeteciliğine, oradan dijital haberciliğe uzanan bu yolculuk; yalnızca isimlerin, logoların veya teknolojilerin değiştiği bir yolculuk değil.
Aynı zamanda güvene dayalı bir gazetecilik anlayışının yıllar içinde taşınmasıdır.
Gazetecilikte bazı şeyler teknolojiyle değişir.
Matbaa değişir.
Sayfa değişir.
Gazete kâğıdının yerini ekran alır.
Haberin okura ulaşma biçimi değişir.
Ama değişmemesi gereken bir şey vardır:
Güven.
Bir gazetenin yıllarca yaşamasını sağlayan yalnızca haber sayısı değildir. Okurun o habere inanması, haberin arkasında bir gazetecilik ilkesi olduğunu bilmesi ve gerektiğinde o kuruma güvenebilmesidir.
Anadolu Gazetesi'nin 1983'ten bugüne uzanan hikâyesini bu nedenle yalnızca geçmişin birikimi olarak görmüyorum.
Bu miras bugün Yeni Ankara'da yeni bir mecraya taşınıyor.
Yerelden Ankara'ya…
Ankara'dan bölgeye…
Bölgeden dijitale…
Ve şimdi, inşallah ulusal medyaya uzanan yeni bir hedefe…
Bunu söylerken geçmişi geride bırakmaktan değil, tam tersine geçmişten güç alarak daha ileriye yürümekten söz ediyorum.
Ben de bu hikâyenin içine sonradan dahil olmuş bir eğitimci-yazar olarak, yaptığım çalışmaların aslında bu büyük yolculuğun yanında ne kadar küçük bir yer tuttuğunu bugün daha iyi anlıyorum.
Belki birkaç köşe yazısı…
Belki birkaç proje…
Belki Asilİz…
Belki JTI sürecinde atılan adımlar…
Hepsi önemli.
Ama hepsi, 1983'ten bugüne taşınan büyük emeğin yanında gerçekten de deryada birkaç damla.
Ve belki gazeteciliğin en güzel tarafı da burada.
Bir kişinin değil, kuşakların emeğiyle oluşuyor.
Bir gün bir gazeteci bir haber yazıyor.
Başka biri o haberi daha ileriye taşıyor.
Bir başkası yeni bir teknolojiyle okura ulaştırıyor.
Ama bütün bu zincirin ortasında değişmeyen bir ilke varsa, o da doğru habere ve güvenilir gazeteciliğe duyulan ihtiyaç.
Bugün Yeni Ankara'da yapmak istediğimiz de tam olarak bu.
Gündemin hızına kapılmadan…
Tarafların değil, gerçeğin yanında durarak…
Kişilere göre değil, ilkelere göre yayıncılık yaparak…
Yerelin sesini büyüterek, bölgenin meselelerini görünür kılarak ve dijital dünyanın imkânlarını kullanarak daha geniş kitlelere ulaşmak.
İnşallah yarının Yeni Ankara'sı yalnızca Ankara'nın değil, Türkiye'nin de güvenilir haber adreslerinden biri olacak.
Ben ise bu yolculukta yine kendi bildiğim yerden bakmaya devam edeceğim: Önce insan. Önce çocuk.
Önce eğitim.
Ve her şeyin üzerinde güven.
25 Nisan 2024'te ilk köşe yazımı yazarken kendimi anlatmayı düşünmemiştim.
Bugün de çok değişen bir şey yok.
Çünkü bazen insanın kendisini anlatmasının en doğru yolu, yaptığı işin neye hizmet ettiğini anlatmaktır. Benim için cevap hâlâ aynı: Çocuğa, eğitime, topluma ve güvenilir bilgiye… Gerisi gerçekten deryada birkaç damla.