Hastalık üretim laboratuvarları
Fransız biyoistatikçi yani klinik veri çözümleyici Dr. Christine Cotton, bir yıldır dayanılmaz ağrıları nedeniyle bir veda mesajı ve rapor bırakarak, 2 Haziran 2026’da intihar etti.
Tıp dünyası hastalığını tespit edemedi, çare bulamadı, hiçbir takviye, alternatif tıp yöntemi,acılarını azaltamadı. 25 yıl ilaç alanında görevini yapmış, Aralık 2020’den beri de Pfizer’dengelen Kovid-19 verileri üzerinde çalışıyordu. Olağandışı verilerle karşılaştı incelemelerinde.
“Vardığım sonuçlar, hatalar hatta açık sahtekarlıklar nedeniyle sonuçların geçersizliği ötesinde, felaket niteliğindeydi” diyordu veda ederken.
“Durumu sağlık yetkililerine şikayet ettiğim an hastalandım” diye ekliyordu.
Burada bir ara verip, Dr. Cotton’un devası olan çaresizliğine aşağıda devam edeceğiz.
ABD DESTEKLİ ŞER LABORATUVARLARI
12 Haziran’da ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabard, İstihbarat Topluluğuarşivlerinde aylarca yapılan araştırma sonucu ABD’nin, 30’dan fazla ülkede 120’den fazlaşaibeli biyoloji laboratuvarını, uzun süredir desteklediğini açıkladı.
Oysa 22 Mayıs’ta istifa etmiş, 30 Haziran’da görevinden ayrılacaktı Gabard, giderayak niye ısrarcıydı acaba kirli çamaşırları dökmeye?
Bu laboratuvarlar, özellikle virüs, parazit, bakteri, mantar gibi patojen denen mikroorganizmalar üzerinde çalışıyordu. Doğa ve insanlık açısından çok tehlikeli ‘işlev kazanımı’ araştırmaları yapıyorlardı.
Bu patojenlerin doğal haline genleriyle oynayarak müdahale etme durumuna ‘işlev kazanımı’ deniyor. Öldürmeyen patojeni öldürücü ya da hasta edip sakat bırakıcı hale getirebiliyorsunuzgenlerine müdahale ederek.
Örneğin ilaçla öldürülemeyen, daha önce hastalık yayıcı ya da öldürücü olmayan böceklerüretebiliyorsunuz doğasını bozarak. Hayvandan insana bulaşmayan kuş gribi gibi virüsleri,bulaşır hale getirebiliyorsunuz. Kovid-19’u, daha öldürücü yapabiliyor, mRNA aşısına da aynı müdahaleleri yapabiliyorsunuz bu yöntemle.
O KADAR TEHLİKELİ BİR ŞEY!
ABD’de ineklere kuş gribi bulaşmış, oradan insana atlamıştı. Çünkü yaklaşık 14 yıl önce iki virolog, Madison’daki Wisconsin Üniversitesi’nden Yoshihiro Kawaoka ve HollandaErasmus Tıp Merkezi’nden Ron Fouchier, H5N1 olarak bilinen kuş gribi üzerinde yüksek riskli işlev kazanımı çalışmaları yürütmüş, toplam beş mutasyon kazandıktan sonra damlacık ve solunum yoluyla bulaşma yeteneği kazanmıştı virüs.
O kadar tehlikeli bir şeydi işte bu ‘işlev kazandırma’ araştırması bahanesiyle doğanın işine karışmak.
Tulsi Gabard’ın bu laboratuvarları açıklayıp işlevlerini açık etmekte ısrarcı olması da açık etme niyetinin arkası da boş değildir.
ACILARIN NEDENİ TALYUM MU?
Dr. Christine Cotton’a dönersek…
Kovid-19 gibi sağlık alanında kitapları olan araştırmacı gazeteci John Leake, daha belirtileri okurken fark etti; “..Geride bıraktığı semptomlarıyla ilgili notları okuduğumda, hemen tüylerimi diken diken eden bir madde aklıma geldi: talyum..” diye başlıyor Cotton’unhastalığı hakkında 4 Haziran’daki makalesi.
Sovyetler Birliği döneminde ‘ölüm tozu’ tabir edilen, tatsız, kokusuz; yiyecek veya içeceklerle karıştırıldığında tespit edilmesi zor bir zehir. Leake okuduğu notlardan bile fikir edinebilirken niye tespit edememişti acaba Batı tıp dünyası?
Uygun toksikoloji taramasından geçmediği için; “..Standart kan testleri veya görüntüleme yöntemleri talyumu tespit etmez. Saç veya idrarda ağır metallerin bir paneli gereklidir ve özellikle indüktif olarak eşleştirilmiş plazma kütle spektrometrisi (ICP-MS) gibi yüksek hassasiyetli bir analiz gereklidir ancak bu tür testler normal tıp tesislerinde neredeyse hiç yapılmaz..” diye açıklamış Leake.
ŞEYTAN OCAĞI LABORATUVARLAR
Dr. Cotton, “..Halkın aldığı, belki de sizin de aldığınız Pfizer aşısı, tüm politikacıların, gazetecilerin ve televizyon doktorlarının duyurduğu %95 etkinlik oranına sahip klinik denemelerden çıkan aşı değildir.. Size uygulanan ürünün ne etkinliği ne de toleransı konusunda hiçbir sonuç alınamamıştır..” diye açıklamış, raporlamış ve raporu kamuoyuyla paylaşmıştı. Devlete şikayet ederek durumun resmileştirilmesini affetmediler.
Tulsi Gabard’ın açıkladığı laboratuvar desteklerinden yararlanan baş şirketlerden biridir Pfizer. Sağlık ve ilaç tekellerinin hepsi, bu şeytan ocaklarının gelirlerinden nemalanır. Bill Gates’ler, Jeffrey Epstein’ler de…
Ancak 11 Eylül 2001’den bu yana konu para kazanmak değildir. Siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak kitlelerin dayanışma ve direncini kırmak, onlara hükmetmektir. Sağlık da bir ayağıdır.
ÇETENİN SAĞLIK DEFTERİ ARALANIYOR
Bu sağlık tekeli çete, yeni hantavirüsünün reklamını 5 ay önce The Economist Dergisi’nin kapağından duyuruyor, 5 ay sonra da kafa tutarcasına MV Hondius keşif yolcu gemisinde aynen uyguluyordu.
Epstein Davası’nı açan el, bu küresel çetenin sağlık tekeline de el atarak defterini açmakta kararlı görünüyor. Gabard’ın ısrarının, hükümetten öte bir arkası var.
Fillerin tepişmesi sertleşiyor ama meydan, anlaşılıyor ki şeytanın çocukları için artık eskisi kadar boş değil.