23 yıl sonra TRÇ ile doğuya dönüş
23 yıl önce İstanbul'da Harp Akademileri Komutanlığı'nca düzenlenen ‘Türkiye'nin Etrafında Barış Kuşağı Nasıl Oluşturulur?’ konulu sempozyum. 7 Mart 2002… Kenan Evren de var Süleyman Demirel de, üst seviye temsilli bir toplantı.
“Türkiye’nin, mümkünse Amerika’yı gözardı etmeden, Rusya ve İran’ı da içine alacak biçimde bir arayış içinde olmasında fayda buluyorum” demişti Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç. Türkiye’nin, girmeye çalıştığı Avrupa Birliği’nden en ufak bir yardım görmediğini de söyleyerek.
Sözde müttefiki Batı’dan hiçbir fayda görmediği gibi bütün fitne fesadın altından onlar çıkıyorsa “Yüzümüzü doğuya da dönelim” diyordu özetle.
YENİ KAPILAR ÇALMALIYDIK
10 Kasım 1938’den sonra her an altımızı oymakla meşgul Batı’yı, o günden beri ‘kurtuluş kapısı’ olarak sattılar bize. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden sonra Türkiye merasında gönlünce otladı ama zehir gübrelediler geriye. Binbir havuç kılıflı güzel söz ve vaatle girdikleri merayı, çölleştirecek ne varsa o çıktı nihayetlerinden.
Kılıç’ın sözleri, raptiyeli sandalyeye oturmuş gafil gibi yerinden hoplattı siyasilerimizi. “Öyle bir arayışta değiliz.. Nerden çıktı bu.. Yapay gündemler.. Paşa’nın şahsi görüşleridir..” falan diye soğuttu, geveleyerek unutturdular konuyu.
Avrupa Birliği’ne (AB) girmek devlet politikasıydı ama açılmayan kapıyı da çalmanın bir sınırı olmalıydı. Açılmayacağını bile bile ısrar etmek, bir tür psikolojik rahatsızlığa girer zaten, yeni kapılar çalmalıydık.
ZERRE FAYDALARI OLMADI
Bugün “AB adaylığımız bakidir” minvalinde laflar ediyorsak lafta, kapı duruyor da o ev yıkılıyor içeriden. ABD, Ukrayna’dan koyduğu tekmeyle AB’nin ağırdan çöküşünü, artık geri dönemeyecekleri biçimde hızlandırdı.
Ancak ABD-AB-İngiltere-İsrail başlı Batı, batmak pahasına Türkiye’ye zerre faydası olmaması için inatla direniyor, inmek istemiyor tepemizden. Altlarından çekilirken Türkiye, kibirlerinden ne çukuruna düşecekleri de umurlarında değil; Türkiye’ye faydası olmasın da ne olursa olsun saplantısından geçemiyorlar ama geçti o günler!..
Tuncer paşanın ifadeleri, siyasetçileri hoplatırken Batı’nın yerçekimine kapılmış, yörüngesine mahkum medyamızda, kuru sıkı eleştiriden geçilmiyordu. Dünya medyası kadar ciddiye almadılar lafın derinliğini, yüzeyinden sıyırıp, o ayki maaşları hak ettiler. Sığlık yarışı ettikleri laf da!
DENKLEM DEĞİŞSE DE GERÇEK BAKİ
O gün Türkiye-Rusya-İran’dı, bugün Türkiye-Rusya-Çin (TRÇ) oldu denklem; başımızı her yöne dönmek zorunda olduğumuz gerçeği değişmedi.
Son marifeti, Filistin’de insanlığı çiğneyen İsrail’in yanına bıraktığı ayak izleri oldu Batı’nın. O izleri kameralar, tarihe kaydetti. Türkiye’nin durduğu yeri de. Kibir sarhoşluyla savrulan Batı, ayakları üzerinde duramıyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ‘TRÇ İttifakı’ önerisi, 23 yıl gecikmiş bir politikanın hatırlatmasıdır. Kıbrıs’ta, federasyondan iki devletli çözüme geçilmeli fikri de o günlerin uyarısıydı, Kıbrıs’ta da aynı noktaya geldik. 23 yılımız gitti. Dönüp dolaşıp bu kapıya geliyorsak, çalacağımız kapı daha ne kadar belli olabilir?
TEK YÖNLÜ VAR OLAMAYIZ
Türkiye’nin haritada durduğu yer, tarihin ve kültürün beşiği, ekonomi ve enerjinin kavşağı merkezdir. Asla tek bir yöne bakarak var olamayacak bir ülke.
Bahçeli’nin attığı işaret fişeklerine daha önce de dikkat çekmiştik, devlet politikasının navigasyonu gibi fişeklerini atmaya devam ediyor. Bunca zaman medyamızın yüzeyden sıyıran algılarıyla bu derinliği kasten ölçmek istemeyişi, ömrümüzden yiyor.
23 yıl, devletin ömründe 1 dakika, 1 hafta ya da 1 ay olabilir ama insan ömrünün 3’te1’i. Yolumuz belliyken o yolu yürümeyişin ve bile bile gereğini yapmayışın bedeli olmalı. Nasıl bir ömür ve insan israfıdır bu?