Sezaryen oranı yüksek diye hekim cezalandırılır mı? Antalya'dan başlayan sezaryen cezası dalgası ülkeyi sardı
Antalya'da 5 kadın doğum uzmanına sezaryen oranı gerekçesiyle 6 ay meslekten men cezası verildi. Tabip Odası hukuka aykırı buldu, itiraz etti.
Blimeniz Gerekenler: Antalya'da 5 kadın hastalıkları ve doğum uzmanına, yüksek sezaryen oranı gerekçesiyle 6 ay süreyle meslekten men cezası verildi. Karar, Sağlık Meslekleri Kurulu'nun 18 Haziran 2026 tarihli 26. Kurul Toplantısı'nda alındı. Antalya Tabip Odası, kararı Sağlık Bakanlığı'na gönderdiği dilekçeyle hukuka aykırı buldu ve durdurulmasını istedi. Türkiye genelinde 100'ü aşkın hekime benzer ceza verildiği öne sürüldü. Ancak Bakanlık bu konuda resmi bir rakam açıklamadı.
Yüksek sezaryen oranı gerekçesiyle Antalya'da 5 kadın doğum uzmanına 6 ay meslekten men cezası verildi. Antalya Tabip Odası kararı hukuka aykırı buldu; Türkiye genelinde 100'ü aşkın hekimi ilgilendiren süreç için 16 Temmuz'da basın açıklaması yapacak.
Sağlık Bakanlığı'nın yüksek sezaryen oranlarını gerekçe göstererek kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarına verdiği meslekten men ve zorunlu eğitim cezaları Antalya'ya da sıçradı. Antalya İl Sağlık Müdürlüğü'nün yürüttüğü denetim sürecinin ardından, üçü özel hastanede çalışan iki muayenehane hekimi olmak üzere toplam beş kadın hastalıkları ve doğum uzmanı, Sağlık Meslekleri Kurulu'nun 18 Haziran 2026 tarihli 26. Kurul Toplantısı'nda alınan kararla 6 ay süreyle mesleklerinden men edildi. Antalya Tabip Odası Yönetim Kurulu, kararı Sağlık Bakanlığı'na gönderdiği resmi dilekçeyle değerlendirerek sürecin hem hukuki hem tıbbi açıdan ciddi sorunlar barındırdığını bildirdi ve tüm meslektaşlarını 16 Temmuz'da ortak bir basın açıklamasına davet etti.

ANTALYA'DA HANGİ HEKİMLERE HANGİ CEZA VERİLDİ?
Karara göre söz konusu beş hekim, 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 23. maddesinin 7. fıkrasının (a) bendi uyarınca, Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 08.00-17.00 saatleri arasında 6 ay süreyle mesleki yeterlilik eğitimine tabi tutulacak ve bu süre boyunca mesleklerini icra edemeyecek. Eğitim sonunda girecekleri sınavda başarılı olan hekimler mesleğe dönebilecek; başarısız olanlar ise doğrudan meslekten men edilecek.
SÜREÇ BAKANLIK TARAFINDA NASIL İŞLEDİ?
Süreç, hekimlerin bağlı olduğu sağlık kuruluşlarının kadın hastalıkları ve doğum servislerinde yapılan endikasyon ve tıbbi uygunluk denetimiyle başladı. Denetimlerde tıbbi endikasyon dışı sezaryen yapıldığı tespit edildiği gerekçesiyle, 13.12.2024 tarihli "Gebe Okulları ile Doğuma Yönelik Hizmetlerin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik"e dayanılarak hekimler önce uyarıldı, ardından Sağlık Meslekleri Kurulu'na sevk edildi. Bakanlığın 04.03.2026 tarihli talimatıyla kurulan Tıbbi Endikasyon Denetim ve Değerlendirme Komisyonu, 13.05.2026'da hasta dosyalarını "EK-3 Doğum Dosyası ve Endikasyonu Formu" üzerinden inceledi; değerlendirmenin ardından hekimler kurula sevk edildi ve süreç bugünkü kararla sonuçlandı.

ANTALYA TABİP ODASI NEDEN "HUKUKİ DAYANAK YOK" DİYOR?
Antalya Tabip Odası'nın Bakanlığa gönderdiği dilekçenin ana itirazı, 663 sayılı KHK'nin ilgili maddesinin yalnızca "mesleğinde yetersizliği tespit edilenler" ile "dikkatsiz ve özensiz davranışla ölüme veya vücut fonksiyon kaybına sebep olanlar" için eğitime sevk imkânı tanıdığı, ancak somut olayda mesleki yetersizliğin hangi yönteme göre tespit edildiğinin belirsiz olduğu yönünde. Oda, bir hekimin mesleki yetersizliğinin ancak üç yoldan biriyle tespit edilebileceğini savunuyor: mahkeme kararıyla alınan bilirkişi raporu, kamu hekimleri için Sağlık Bakanlığı'nın idari soruşturma süreci veya Tabip Odaları mevzuatı çerçevesinde açılan disiplin soruşturması. Dilekçede bu üç sürecin de işletilmediği, kararın doğrudan istatistiki sezaryen oranı üzerinden verildiği ileri sürülüyor.
Oda ayrıca, hekimin "Bakanlık tarafından belirlenen doğum ve sezaryen politikalarına uygun hareket etme" yükümlülüğü ile hekimlik mesleğinin gereği olan bağımsız tıbbi karar verme hakkı arasında bırakıldığı ikilemin, doğum gibi aciliyet gerektiren durumlarda yanlış karara yol açabileceği uyarısında bulunuyor; bu durumun Anayasa'nın çalışma hakkını da ihlal ettiğini savunuyor. Oda'nın konuya ilişkin yayımladığı geniş kapsamlı değerlendirmede, suç ve cezanın önceden açıkça tanımlanmış olması gerektiği hatırlatılarak hangi fiilin hangi yaptırımı gerektirdiği net biçimde ortaya konmadan uygulanan cezaların hukuki güvenliği zedelediği vurgulanıyor. Açıklamada, bazı hekimlere önce uyarı verildiği ancak değerlendirmenin uyarı tarihinden önceki dönemleri de kapsadığı; kimi hekimlere ise uyarının ardından kısa süre içinde ceza tebliğ edildiği iddia ediliyor.

DOKTORLARA NEDEN SEZARYEN CEZASI VERİLİYOR?
Türkiye genelinde sezaryenle doğum oranının genel ortalamada yüzde 60'ı, özel hastanelerde ise yüzde 75'i aştığı belirtiliyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün tıbbi gereklilik açısından ideal kabul ettiği oran ise yüzde 10-15 bandında. Bu farkı gerekçe gösteren Sağlık Bakanlığı, çalıştıkları kurumlarda primer sezaryen oranı yüksek bulunan hekimlere yönelik denetimlerini sıkılaştırdı. Tabip odalarının aktardığına göre bu kapsamda yurt genelinde 100'ü aşkın kadın hastalıkları ve doğum uzmanına ceza verildi
Editör Notu: Bakanlık bu sayıyı resmi olarak açıklamadı.
Benzer bir örnek Sakarya'da yaşandı: Yüksek primer sezaryen oranı gerekçesiyle bir uzman hekim altı ay süreyle meslekten uzaklaştırılarak bir kamu hastanesinde zorunlu eğitime alındı; hekimin mesleğe dönebilmesi eğitim sonunda gireceği sınavda başarılı olma şartına bağlandı.

YÜKSEK SEZARYEN ORANININ TEK SORUMLUSU HEKİMLER Mİ?
Hem Antalya Tabip Odası'nın Bakanlığa sunduğu bilgi notunda hem de odanın kamuoyuna yaptığı değerlendirmede, yüksek sezaryen oranlarının yalnızca kadın doğum hekimlerinin tercihiyle açıklanamayacağı; sağlık sisteminin organizasyonu, ebelik hizmetlerinin yetersizliği, yenidoğan yoğun bakım kapasitesi, hukuki baskılar ve defansif tıp uygulamalarının iç içe geçtiği karmaşık bir yapının sonucu olduğu savunuluyor. Öne çıkan başlıklar şöyle:
- Anne isteğine bağlı sezaryen: Doğum ağrısı, pelvik taban hasarı ve idrar kaçırma korkusunun isteğe bağlı sezaryen taleplerini artırdığı, ancak bu tercihin Bakanlığın endikasyon sınıflamasında yer almadığı için istatistikleri çarpıttığı belirtiliyor.
- Defansif tıp baskısı: Malpraktis davalarının yarattığı hukuki baskının hekimleri riskli vakalarda sezaryeni daha güvenli bir seçenek olarak görmeye ittiği savunuluyor.
- Ebelik sisteminin zayıflaması: Düşük sezaryen oranına sahip ülkelerin ortak özelliğinin güçlü bir ebelik sistemi olduğu, Türkiye'de ise ebelerin doğum yönetimindeki yetkisinin sınırlı kaldığı ve çoğunlukla doğum dışı idari görevlerde istihdam edildiği aktarılıyor.
- Sağlık sistemi koordinasyonu: Yeterli hemşire ve ebe bulunması, yenidoğan uzmanı ve anestezi desteği, 24 saat ameliyathane şartları ile kan bankası imkânının da en az hekimin bilgisi kadar belirleyici olduğu; bu nedenle yalnızca "hekim kusuru" değil "hizmet kusuru" kavramının da öne çıkması gerektiği ifade ediliyor.
Oda ayrıca, primer sezaryen oranı hesaplanırken infertilite tedavisiyle gebe kalan, daha önce sezaryenle doğum yapmış, zor doğum öyküsü olan veya tıbbi gerekçe olmaksızın isteğe bağlı sezaryen talep eden hastaların aynı istatistikte değerlendirilmesinin yanıltıcı olduğunu vurguluyor.

ROBSON SINIFLANDIRMASI NEDİR, NEDEN GÜNDEMDE?
Oda'nın hem kamuoyu değerlendirmesinde hem de Bakanlığa sunduğu bilgi notunda, Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği yaklaşımın sabit bir sezaryen oranı hedefi koymak değil, Robson sınıflandırması ile analiz yapmak olduğu vurgulanıyor. Bu sistemde gebeler; ilk doğumunu yapanlar, daha önce normal doğurmuş olanlar ve önceki sezaryenli anneler gibi beş temel gruba ayrılıyor. Oda'ya göre amaç belirli bir orana ulaşmak değil, sezaryen yüküne hangi grubun ne kadar katkı verdiğini ortaya koymak; hastanenin risk profili, sevk aldığı merkez niteliği ve hasta yaş/komorbidite dağılımı gözetilmeden yapılan karşılaştırmaların hatalı sonuçlar doğurabileceği savunuluyor. Tek başına "primer sezaryen oranı yüksek" ya da "toplam sezaryen oranı yüksek" demenin bilimsel olarak yeterli bir mesleki yetersizlik göstergesi sayılamayacağı ifade ediliyor.
TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ VE DİĞER ODALAR NE DİYOR?
Konuyu değerlendiren Türk Tabipleri Birliği (TTB) İkinci Başkanı Prof. Dr. Ayşe Gültekingil, cezai yaptırımların sorunu çözmeyeceğini, çünkü sorunun yapısal olduğunu belirtti. Gültekingil, hekimlerin performans baskısı altında çalıştığını, koruyucu sağlık hizmetlerine yeterli bütçe ayrılmamasının gebelik takibini zayıflattığını, ebelik sisteminin işlevsizleştirildiğini ve malpraktis davalarının risk almama eğilimini güçlendirdiğini aktardı. Kadın dostu hastanelerin yetersizliğinin de gebeleri sezaryene yönlendiren etkenlerden biri olduğunu vurguladı.
Benzer bir tepki Sakarya Tabip Odası'ndan geldi. Oda, bazı hekimlerin riskli gebeliklerin yoğun görüldüğü hasta gruplarında görev yaptığını, bu nedenle sezaryen oranlarının doğal olarak yüksek çıkabileceğini belirterek mesleki yeterliliğin yalnızca istatistiksel verilerle değil, vaka bazlı inceleme ve savunma hakkıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

SAĞLIK BAKANLIĞI'NIN SEZARYEN POLİTİKASI NEDİR?
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, sezaryen tartışmalarına ilişkin açıklamalarında Türkiye'de her 100 doğumun 61'inin sezaryenle gerçekleştiğini, bunun dünya ortalamasının belirgin biçimde üzerinde olduğunu ve sezaryenin bir ameliyat türü olduğunu vurguladı. Bakan, oranı yüzde 20 bandının üzerine çıkmayacak şekilde tutmayı hedeflediklerini, kadınların özgürlüğünü kısıtlamayı amaçlamadıklarını ancak tıbbi zorunluluk bulunmadıkça normal doğumun teşvik edilmesi gerektiğini savunuyor. Bakanlığın, Antalya Tabip Odası'nın dilekçesine ilişkin ayrıca bir açıklaması şu ana kadar kamuoyuyla paylaşılmadı.
ANTALYA TABİP ODASI NE TALEP EDİYOR, BASIN AÇIKLAMASI NE ZAMAN?
Dilekçe, kararın uygulanmasının hem ilgili beş hekim hem de Türkiye Cumhuriyeti diploması taşıyan tüm hekimler açısından emsal niteliği taşıdığını vurgulayarak kararın durdurulmasını istiyor. Oda; doğum ve sezaryen politikalarının Sağlık Bakanlığı, akademisyenler, tabip odaları ve uzmanlık derneklerinin katılımıyla oluşturulacak bir komisyon tarafından belirlenmesini, veri paylaşımının şeffaflaştırılmasını, ebelik sisteminin güçlendirilmesini ve malpraktis mevzuatının yeniden düzenlenmesini talep ediyor. Oda'nın kamuoyuna yaptığı geniş değerlendirmede yer alan diğer öneriler şöyle:
- Hastanelerin toplam sezaryen oranı yerine detaylandırılmış Robson grup analizleriyle değerlendirilmesi
- Grup 1 ve Grup 2'deki primer sezaryen endikasyonlarının düzenli incelenmesi
- Sezaryen sonrası vajinal doğumun (VBAC) uygun merkezlerde teşvik edilmesi
- Ebelerin doğum harici idari görevlerden çekilerek asli görevlerine dönmesi
- 24 saat ulaşılabilir yenidoğan yoğun bakım altyapısı ve güçlü kan bankacılığı sisteminin kurulması
- Vajinal doğum sonrası komplikasyonlarda hekimin hukuki olarak yalnız bırakılmaması
- Kamuya ait doğumevlerinin açılması ve doğumda uzmanlaşmış özel branş hastanelerinin kurulması
Antalya'daki beş hekimin cezası, ülke genelinde yürütülen daha büyük bir denetim dalgasının parçası olarak öne çıkıyor. Antalya Tabip Odası, aynı gerekçelerle 16 Temmuz 2026 Perşembe günü saat 12.30'da oda toplantı salonunda tüm hekimleri davet ettiği kitlesel bir basın açıklaması düzenleyecek. Oda, açıklamasını "primer sezaryen oranı tek başına mesleki yetersizlik göstergesi değildir" vurgusuyla ve çözümün yaptırım yerine veri paylaşımı, bilimsel analiz ve hukuki güvence üzerinden kurulması çağrısıyla tamamlıyor.