Sağlık politikalarında alarm! Hekim açığı, yoğunluk ve erişim sorunu büyüyor mu?
İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Sakınç Çağlar, hekim istihdamındaki dengesizliğe ve artan iş yüküne dikkat çekerek, “Hekimler yoğun hasta yükü nedeniyle giderek tükeniyor, çok sayıda genç de geleceğini yurt dışında planlıyor” dedi.
Türkiye’de sağlık politikaları, hekimlerin çalışma koşulları ve sağlık hizmetlerine erişim tartışmaları sürerken, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Sakınç Çağlar, konuyla ilgili olarak Yeni Ankara’ya özel açıklamalarda bulundu.
TÜRKİYE’DE HEKİM AÇIĞI DERİNLEŞİYOR MU?
Dr. Çağlar, Türkiye’nin sağlık insan gücündeki eksikliklerine dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı:
“Ne yazık ki Türkiye, OECD ülkeleri arasında kişi başına düşen hekim sayısı açısından en alt sıralarda yer alıyor. Aynı durum hemşire ve sağlık destek personeli sayıları için de geçerli. Türkiye’de ayrıca ciddi bir bölgesel farklılık söz konusu. Özellikle hekim istihdamında büyük şehirlerde belirli bir yığılma yaşanırken, ülke geneline baktığımızda ciddi bir hekim açığı bulunuyor. Son devlet atamalarında 28 münhal kadro içerisinde iç hastalıkları kadrosunun açıldığını görüyoruz. Ancak bu kadroların yalnızca 15’inin dolduğunu, iç hastalıklarının yan dalları olan nefroloji, gastroenteroloji ve hematoloji gibi daha fazla uzmanlık gerektiren alanların ise yeterince tercih edilmediğini görüyoruz. Bunun yanında sağlık çalışanları da zorlu ve yoğun çalışma şartları nedeniyle bu alanlarda görev yapmak istemiyor. Özelleştirme tartışmalarının yeniden gündeme geldiği bir dönemde, birçok devlet hastanesinin arazisi ve tesisinin özelleştirme kapsamına alındığını görüyoruz. Kamu hastanelerinin özelleştirilmesi veya şehir hastaneleri modelinin yaygınlaşması, özellikle iç hastalıkları gibi temel branşlara erişimi doğrudan etkiliyor.”
ŞEHİR HASTANELERİ HASTAYA NE KADAR YAKIN?
Şehir hastanelerine de değinen Çağlar, sözlerini şu şekilde devam ettirdi:
“Şehir hastaneleri açıldı ve onlarca hastane kapatıldı ve bu hastaneler kentin farklı bölgelerinde vatandaşlara hizmet veriyordu. Hastanelerin merkezi yapılarda toplanması, özellikle ulaşım konusunda zorluklar yaşanmasına neden oldu ve hastaların sağlık hizmetlerine erişimini güçleştirdi. Örneğin ben Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde iç hastalıkları ihtisasımı yaptım. O dönemde hastalarımız, doğrudan hastaneye geldiklerinde birkaç adım içerisinde iç hastalıkları polikliniğine ulaşabiliyordu. Ancak bugün Etlik Şehir Hastanesi’ne ulaşmak, araç park etmek ve özellikle yaşlı hastaların hastaneye erişimini sağlamak oldukça zor. Yaşlı bir hastanın hastaneye gelebilmesi için çoğu zaman yanında birkaç kişinin bulunması gerekiyor. Bir kişinin aracı kullanması, diğerinin park işlemleriyle ilgilenmesi, bir diğerinin ise tekerlekli sandalye ile hastaya destek olması gerekiyor.”
Hekimler neden yurt dışına gidiyor-Yapay zeka -Fotoğraf
HEKİMLER NEDEN YURT DIŞINI TERCİH EDİYOR?
Dr. Emel Sakınç Çağlar, gençlerin yurt dışında kariyer planı yapmasında çalışma şartlarının etkili olduğuna vurgu yaparak, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Türkiye’de yalnızca hekimler değil, çok sayıda genç de ileriye dönük yaşam planlarını yurt dışında kurmayı ve mesleklerini yurt dışında sürdürmeyi düşünüyor. Bu durum hekimler açısından çok daha belirgin bir noktada. Hekimlik, gerçekten çok meşakkatli ve uzun bir eğitim süreci gerektiriyor. Türkiye’de hekimlerin şu anda yaşadığı en büyük sorunlardan biri, mesleki özerkliklerini kaybetme riskiyle karşı karşıya olmalarıdır. Hekimlerin gerek hastalar gerekse hastane yöneticileri tarafından sahip oldukları karar verme yetkisinin sınırlandırılmaya çalışıldığını görüyoruz. Oysa normal koşullarda hekim, tıbbi karar vericidir. Hasta şikâyetiyle gelir, hekim muayene bulgularını değerlendirir, gerekli görürse görüntüleme ve tetkik yöntemlerine başvurur, hastanın geçmiş verilerini inceleyerek en doğru tedavi sürecini belirler. Ancak günümüzde bu süreç giderek zorlaşıyor. Hastalar çoğu zaman doğrudan tetkik yaptırma talepleriyle başvuruyor. Kışkırtılmış bir sağlık talebi oluşmuş durumda. Polikliniklere gelen herkesin gerçekten hasta olmadığını, bazı kişilerin yalnızca tetkik yaptırmak amacıyla tekrar tekrar hastanelere başvurduğunu görüyoruz. Bu durum hekimler açısından oldukça zorlayıcı. Bir yandan mesleklerini gerektiği gibi yapamaz hale gelirken, diğer yandan yoğun hasta yükü nedeniyle giderek tükeniyorlar.”
Sağlık okuryazarlığının önemi
“SAĞLIK OKURYAZARLIĞI ARTMADAN YOĞUNLUĞUN ÖNÜNE GEÇİLEMEZ”
Artan poliklinik başvuruları, sağlık sistemindeki yoğunluğu ve gereksiz sağlık hizmeti kullanımından yakınan Çağlar, şunları söyledi:
“Türkiye’de 2025 yılında bir milyonu aşan poliklinik başvurusu bulunuyor. Bu rakamı herhangi bir Avrupa ülkesindeki kişiye anlatsanız, büyük bir salgın ya da olağanüstü bir sağlık sorunu yaşandığını düşünebilir. Ancak ne yazık ki 80 milyonluk bir ülkede bir milyonun üzerindeki hastane başvurusu, sağlık sistemindeki ciddi yükü gösteren çok yüksek bir rakamdır. Bunlardan ilki, hastaların sağlık hizmetlerine herhangi bir basamaklandırma olmadan kolaylıkla ulaşabiliyor olmasıdır. Bir diğer ve en önemli nedenlerden biri ise sağlık okuryazarlığının oldukça düşük seviyede olmasıdır. Oysa sağlık sisteminde hastaların öncelikle aile hekimlerine başvurması, aile hekiminin gerekli değerlendirmesinin ardından ihtiyaç duyulması halinde uzman hekimlere yönlendirilmesi gerekiyor. Ancak bu basamak çoğu zaman atlanıyor ve hastalar doğrudan devlet hastanelerinin ikinci ve üçüncü basamak hizmetlerine başvuruyor. Bu durum da sağlık çalışanlarının yoğun bir hasta yüküyle karşı karşıya kalmasına neden oluyor ve bu yük giderek artıyor. Hastaların özel hastanelere erişimi de son derece kolaylaşmış durumda. Tamamlayıcı sağlık sigortası olarak adlandırılan sistem sayesinde, SGK’lı hastalar iş yerleri aracılığıyla bu sigortalardan yararlanabiliyor ve özel hastanelerde istedikleri tetkik ve tedavilere daha kolay ulaşabiliyor.”
“HER ŞİKÂYET HASTALIK DEĞİL”
Çağlar, sağlık politikalarının gözden geçirilmesi gerektiği uyarısında bulunarak, şu ifadelere yer verdi:
“Sağlık politikalarının ivedilikle yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Basamaklandırılmış sağlık hizmeti sistemine büyük bir ihtiyaç duyuyoruz. Hastalarımızın öncelikle aile hekimlerine başvurması, gerekli durumlarda ise ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarına yönlendirilmesi gerekiyor. Sağlık okuryazarlığımızı artırmamız şart. Her durum tıbbi bir probleme karşılık gelmiyor. Bu bilinci hastalarımıza, hatta ilkokul çağından itibaren kazandırmamız gerekiyor. Hastaların, konunun uzmanı olmadan doğrudan tetkik veya ilaç talep etmelerinin en büyük zararının yine kendilerine olduğunu bilmeleri gerekiyor. Özellikle gereksiz rutin kan tetkikleri gibi, hastanın sağlığı açısından herhangi bir fayda sağlamayan ancak sağlık ekonomisi açısından ciddi kayıplara yol açan uygulamaların azaltılması gerekiyor.”

