Türkiye mera varlığı alarmda! 50 yılda mera alanları nereye kayboldu?

Türkiye mera varlığı son 24 yılda ciddi düşüş yaşadı. Uzmanlara göre 1.7 milyon hektarlık bu kayıp, hayvancılıkta yem maliyetlerini artırıyor.

Türkiye mera varlığı alarmda! 50 yılda mera alanları nereye kayboldu?

Türkiye mera varlığı, tarım ve hayvancılık sektörünün geleceğini belirleyen en kritik unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Son analizlere göre, ülkedeki otlatma alanlarında yaşanan daralma, sadece hayvansal gıda üretim maliyetlerini tırmandırmakla kalmıyor, aynı zamanda ekosistemin sürdürülebilirliğini de riske atıyor.

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurdan Şahin Demirbağ, Türkiye’de mera alanlarının mevcut durumu, korunması ve tarım ile hayvancılık üzerindeki etkilerine ilişkin Yeni Ankara’ya özel değerlendirmelerde bulundu.

“KABA YEM KAYNAKLARI TARIMSAL ÜRETİMİN BELİRLEYİCİSİDİR”

Demirbağ, tarımın en büyük faaliyet alanlarından birinin hayvancılık olanı olduğunu söyleyerek, “Tarım, bitkisel ve hayvansal üretimin tümünü kapsar. Tarımın en büyük faaliyet alanlarından biri hayvancılıktır. Hayvancılıkta en önemli kaba yem kaynaklarından biri, tarla topraklarında yetiştirilen yem bitkileridir. Diğer kaynak ise çayır ve meralardan elde edilen otlardır. Mera alanları genellikle eğimli, suyun az olduğu yerlerde bulunan ve kısa boylu bitkilerin yetiştiği, hayvanların otlatıldığı alanlardır. Çayırlar ise su bakımından zengin, yeraltı suyunun yüksek olduğu alanlarda yer alır ve uzun boylu bitkilerin bulunduğu yerlerdir. Çayırların otları biçilerek hayvanlara verilir. Çayır ile mera arasındaki en temel fark budur.” ifadelerini kullandı.

Türkiye de meraların durumu- fotoğraf-AA

Türkiye de meraların durumu- fotoğraf-AA

“MERA VARLIĞIMIZ GİDEREK AZALIYOR”

Türkiye’de çayır ve mera alanlarının yıllar içinde daraldığına dikkat çeken Demirbağ, şöyle konuştu:

“Kaba yem kaynakları içerisinde birinci sırada tarla topraklarında yetiştirilen yem bitkileri, ikinci sırada ise çayır ve meralar yer alır. 2001 yılından bu yana çayır ve mera alanlarının yaklaşık 14,6 milyon hektar olduğu görülmektedir. Ancak 2025 yılı verilerine göre bu alanın 12,9 milyon hektara düştüğü anlaşılmaktadır. Bu durum, mera varlığımızın azaldığını göstermektedir. 1970’li yıllara kadar meraların önemli bir kısmı tarım alanına dönüştürülmüştür. Ayrıca bazı alanlar orman vasfı kazandırılarak orman statüsüne alınmıştır. Bunun dışında mera işgalleri ve tahsis amacı değişiklikleri de kayıplara neden olmuştur. Günümüzde yaklaşık 12,9 milyon hektarlık bir mera varlığından söz edebiliriz.”

“MERALAR EKOSİSTEMİN SESSİZ KORUYUCULARIDIR”

Demirbağ, meraların yalnızca hayvancılık için değil, ekosistemin sürdürülebilirliği açısından da kritik bir rol üstlendiğine vurgu yaparak, şu uyarılarda bulundu:

“Meralar yalnızca kaba yem kaynağı olarak değil, ekosistem açısından da büyük öneme sahiptir. Toprağın korunması, erozyonun önlenmesi ve organik madde miktarının artırılması açısından önemli rol oynar. İklim değişikliği açısından da meralar önemli karbon yutak alanlarıdır. Fotosentez yoluyla karbondioksiti emerek iklim dengesine katkı sağlarlar. Ayrıca yaban hayatı ve arıcılık faaliyetleri açısından da büyük öneme sahiptirler. Bunun yanı sıra su toplama havzası olmaları nedeniyle su kaynaklarının korunmasında da kritik rol oynarlar. Türkiye’nin su stresi yaşayan bir ülke olması nedeniyle meraların korunması büyük önem taşımaktadır.”

Hayvancılıkta yemin kullanılması

Hayvancılıkta yemin kullanılması

“HAYVANCILIKTA MALİYETLERİN YÜZDE 70’İ YEME DAYANIYOR”

Demirbağ, hayvancılıkta en büyük gider kaleminin yem maliyetleri olduğunu belirterek, “Hayvancılıkta yem maliyetleri toplam giderlerin büyük kısmını oluşturur. Bir hayvanın beslenmesi için yapılan harcamanın yaklaşık yüzde 70’i yem giderlerinden oluşmaktadır. Geri kalan kısmı ise veteriner hizmetleri, elektrik ve işçilik gibi giderlere ayrılmaktadır. Özellikle büyükbaş hayvancılıkta yem maliyetleri oldukça yüksektir. Meralar, hayvan beslemede maliyetleri düşürmek açısından önemli bir kaynaktır. Ancak günümüzde meraların bitki çeşitliliği ve verimliliği azalmıştır. Bu durum, özellikle İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde meralardan yeterince faydalanılamamasına neden olmaktadır. Buna karşın Doğu Anadolu ve bazı Ege bölgelerinde meralar hâlâ önemli kaba yem kaynaklarıdır.” değerlendirmesinde bulundu.

“KURU TARIM YAYGIN, MODERN SULAMA YETERSİZ”

Tarım arazilerinde sulama altyapısına ilişkin yaşanan sorunların üretim verimliliğini doğrudan etkilediğine işaret eden Demirbağ, şunları kaydetti:

“Tarım sektöründe hem bitkisel hem de hayvansal üretimde yapısal sorunlar bulunmaktadır. Girdi maliyetlerinin yüksekliği önemli bir sorundur. Ayrıca üretici ile tüketici arasındaki uzun tedarik zinciri fiyatların artmasına neden olmaktadır. Tarımsal verilerin güncel ve doğru şekilde toplanamaması da bir diğer sorundur. Gelişmiş ülkelerde veri toplama süreci tamamlanmış ve analiz aşamasına geçilmiştir. Türkiye’de ise hâlâ veri toplama süreci devam etmektedir. Sulama konusunda da sorunlar bulunmaktadır. Tarım arazilerinin büyük kısmında kuru tarım yapılmakta ve modern sulama teknikleri yeterince kullanılmamaktadır.”

Tarımda sulama-TRT Haber-Fotoğraf

Tarımda sulama-TRT Haber-Fotoğraf

“DOĞAYI KORUMAK İÇİN ÇOCUKLARI ERKEN YAŞTA EĞİTMELİYİZ”

Demirbağ, meraların korunması ve doğa bilincinin artırılması için eğitimin temel bir araç olması gerektiğini belirterek, sözlerini şu şekilde devam ettirdi:

“Meralarla ilgili bilinçlendirme eğitimle sağlanmalıdır. Şehirde yaşayan çocukların doğa konusunda bilinçlenmesi için okul öncesi dönemden itibaren eğitim verilmelidir. Kentlerde temiz hava solumak, temiz suya ulaşmak ve güvenilir gıdaya erişmek için doğanın ve ekosistemin korunması gerekmektedir. Ekosistemin önemli parçalarından biri olan meralar yalnızca hayvan besleme açısından değil, su kaynaklarının korunması ve toprağın muhafazası açısından da büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle çocuklara erken yaşta bu bilinç kazandırılmalıdır. Üreticilere ise çevre dostu tarım uygulamaları için destek verilmelidir. Doğayı koruyan ve iyi tarım uygulamaları yapan üreticilere daha fazla prim sağlanmalıdır. Gelişmiş ülkelerde bu tür uygulamalar zaten hayata geçirilmiştir. Örneğin, tarlanın kenarındaki yabancı otlara ilaç atılmaması durumunda bu alanlar zararlılar için doğal yaşam alanı oluşturmaktadır. Bu sayede kimyasal kullanımı azaltılabilmektedir. Bu uygulamaları yapan üreticilere ek destek verilmesi mümkündür. Bilinçlendirme için en önemli unsur eğitimdir ve görsel ile yazılı basının da bu konuda önemli bir rolü vardır.”

“ULUSAL TARIM MODELİ ŞART”

Türkiye’nin sahip olduğu tarımsal çeşitliliğin dünya ölçeğinde önemli bir avantaj sunduğunu söyleyen Demirbağ, “Türkiye tarımsal potansiyeli yüksek bir ülkedir. Dünyada bulunan yedi biyocoğrafik bölgenin üçü Türkiye’de yer almaktadır. Karadeniz Bölgesi’nde yağışlı iklim sayesinde çay ve fındık yetiştirilmektedir. Ege ve Akdeniz bölgelerinde Akdeniz iklimi sayesinde zeytin, incir, narenciye ve pamuk üretimi yapılmaktadır. İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ise karasal iklim hakimdir. Bu bölgelerde farklı tarım ürünleri yetiştirilmektedir. Türkiye, birçok üründe dünya sıralamasında ilk üçte yer almaktadır. Yirmi beşten fazla üründe dünya pazarlarında önemli bir konuma sahiptir. Türkiye büyük bir tarımsal zenginliğe sahiptir. Bu potansiyele rağmen istenilen düzeyde verim alınamaması önemli bir sorundur. Bu nedenle dijital teknolojilerin kullanıldığı, planlı üretimin yapıldığı ve genç nüfusun yer aldığı ulusal bir tarım modeline ihtiyaç vardır.” diyerek sözlerini noktaladı.

Tarım Haberleri