Polatlı'da çıkan kemikler Bünyamin Koçak'a mı ait? 15 sene sonra DNA testi mümkün mü?

Ankara'nın Polatlı ilçesinde bir inşaat çalışması sırasında toprağa gömülü halde bulunan insan kafatası ve kemikleri, 15 yıllık bir kayıp vakasını yeniden gündeme taşıdı.

Polatlı'da çıkan kemikler Bünyamin Koçak'a mı ait? 15 sene sonra DNA testi mümkün mü?

Ankara'nın Polatlı ilçesinde gerçekleştirilen bir inşaat kazısı sırasında topraktan çıkan kemi parçaları, yıllar önce tıkanmış bir soruşturmanın seyrini değiştirdi. Dün arazide bulunan kafatası ve kemik parçalarının ardından gözler, 15 yıldır kayıp olan Bünyamin Koçak'ın ailesine çevrildi. Ağabey Rıza Koçak (61), söz konusu kemiklerin kardeşine ait olduğuna inandığını belirtti.

"CESET BULUNAMADIĞI İÇİN SERBEST KALDILAR"

Kardeşinin sırra kadem bastığı güne dair detayları paylaşan Rıza Koçak, o dönem yaşananları şu sözlerle anlattı:

"Kardeşime ulaşamayınca evine gittim. Eşi kapıyı açtı ve onun kahvehaneye gittiğini söyledi. Ancak kahvehanedekiler kardeşimin oraya hiç uğramadığını ifade etti. Tedirginlik yaşayınca eşiyle birlikte polise kayıp ihbarı yaptık. Soruşturma kapsamında kardeşimin eşi ile yasak ilişki yaşadığı kişi gözaltına alındı. Ne yazık ki ortada ceset olmadığı için ilk davada beraat kararı verildi, itirazlarımız da aynı gerekçeyle reddedildi."

ŞÜPHELİ TELEFON GÖRÜŞMELERİ VE YASAK AŞK İDDİASI

Kardeşinin kaybolmasından ziyade bir cinayete kurban gittiğini savunan Koçak, olayın ardından tuhaf gelişmeler yaşandığını aktardı. Aile içinde hiçbir husumet bulunmadığını ve kardeşiyle birlikte çiftçilik yaptıklarını vurgulayan acılı ağabey, "Kardeşimin kaybolduğu gün, eşi ile sevgilisinin defalarca telefonla görüştüğünü öğrendik. Olayı saptırarak kayıp süsü vermeye çalıştılar. Ancak ortada ceset olmadığı için elimiz kolumuz bağlı kaldı." ifadelerini kullandı.

GÖZLER DNA TESTİ SONUÇLARINDA

Bulunan kalıntılarla birlikte ailenin 15 yıllık bekleyişi yeni bir umuda dönüştü. Kemiklerin boyut ve yapısının kardeşinin fiziksel özellikleriyle örtüştüğünü iddia eden Rıza Koçak, savcılıktan gelecek habere odaklandıklarını dile getirdi. Yapılacak DNA eşleşmesinin ardından gerçeğin gün yüzüne çıkacağına inanan Koçak, açık olan dava dosyası için yeniden savcılığa başvuracaklarını ve hukuk mücadelesini sonuna kadar sürdüreceklerini kaydetti.

15 YIL GEÇSE DE KEMİKTEN DNA TESTİ YAPMAK MÜMKÜN MÜ?

Günümüzde gelişen adli tıp ve genetik teknolojileri sayesinde bırakın 15 yılı, binlerce yıllık arkeolojik insan kalıntılarından (Antik DNA - aDNA) bile başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir. 15 yıllık bir vakada bile kemiklerden kimlik tespiti yapmak Adli Tıp Kurumunun oldukça aşina olduğu ve sık uyguladığı bir prosedürdür.

Kemikten DNA elde etme süreci oldukça hassas ve aşamalı bir laboratuvar işidir. İşte bu sürecin adım adım nasıl işlediği:

KEMİKTEN DNA TESTİ NASIL YAPILIR?

1. Doğru Örneği Seçmek: Eski kalıntılarda DNA, zamanla bakteriler, nem ve toprağın asitlik derecesi nedeniyle parçalanır. Bu yüzden uzmanlar vücudun en sert, en yoğun ve dış etkenlere en kapalı kısımlarını seçerler. Dişler (özellikle azı dişleri) ve uyluk kemiği (femur) gibi uzun ve kalın kemikler DNA'yı en iyi koruyan bölgelerdir.

2. Dış Yüzeyin Temizlenmesi (Kontaminasyonun Önlenmesi): Kemiğin toprakla temas eden dış yüzeyinde bakterilerin, mantarların ve hatta kazıyı yapan kişilerin DNA'sı bulunabilir. Bu "yabancı" DNA'nın asıl DNA'ya karışmasını önlemek için kemiğin dış yüzeyi mekanik olarak zımparalanır, kimyasal solüsyonlarla yıkanır ve UV ışığına maruz bırakılarak tamamen sterilize edilir.

3. Toz Haline Getirme: Temizlenen kemik parçası veya diş, genellikle sıvı nitrojen ile dondurularak veya özel laboratuvar değirmenleri kullanılarak çok ince bir toz haline getirilir. Bu işlem, kemiğin içindeki hücrelere ulaşılmasını sağlar.

4. Hücrelerin Parçalanması ve DNA'nın Ayrıştırılması (İzolasyon): Kemik tozu, kemiğin ana maddesi olan kalsiyumu eriten ve hücre zarlarını parçalayan özel kimyasal enzimlerle (örneğin Proteinaz K) karıştırılır. Ardından santrifüj (yüksek hızda döndürme) ve çeşitli kimyasal yıkama işlemleriyle sıvıdaki diğer tüm kalıntılar (proteinler, yağlar) temizlenir. Geriye sadece saf DNA molekülleri kalır.

5. Çoğaltma (PCR Yöntemi): Yıllar geçmiş kemiklerden elde edilen DNA genellikle çok az miktardadır ve kırık döküktür. Bu noktada Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR) adı verilen Nobel ödüllü bir yöntem devreye girer. Bu yöntem, elde edilen bir avuç DNA'nın fotokopi makinesi gibi milyonlarca kopyasını çıkararak analiz edilebilir, görünür bir boyuta ulaşmasını sağlar.

6. Eşleştirme: Elde edilen ve çoğaltılan DNA'nın genetik haritası (profili) çıkarılır. Daha sonra bu profil, kayıp olduğu düşünülen kişinin kan bağı olan yakınlarından (anne, baba, kardeş veya çocuk) alınan referans DNA örnekleriyle karşılaştırılır.

ESKİ KEMİKLERDE KRİTİK BİR DETAY: MİTOKONDRİYAL DNA (MTDNA)

Normalde kimlik tespiti için hücrenin çekirdeğindeki DNA (Nükleer DNA) kullanılır çünkü bu DNA bizi eşsiz kılar. Ancak üzerinden yıllar geçen kemiklerde nükleer DNA tamamen yok olmuş olabilir. Böyle bir durumda adli tıp uzmanları Mitokondriyal DNA (mtDNA) adı verilen farklı bir genetik materyale bakarlar.

  • Avantajı: Her hücrede çekirdek DNA'sından sadece 1 tane bulunurken, Mitokondriyal DNA'dan binlerce kopya bulunur. Bu yüzden zorlu şartlarda hayatta kalma ihtimali çok daha yüksektir.

  • Özelliği: Sadece anneden çocuğa geçer. Yani bulunan kemikteki mtDNA, kayıp kişinin annesiyle, anne bir kardeşleriyle veya teyzesiyle eşleştirilerek kesin kimlik tespiti yapılabilir.

15 yıl boyunca toprak altında kalmış bir kafatası ve kemiklerden, doğru adli tıp yöntemleri uygulanarak kimlik tespiti yapmak bilimsel olarak son derece mümkündür ve savcılıkların bu tür cinayet/kayıp dosyalarını aydınlatmak için ellerindeki en güçlü delildir.

Polatlı