"Tuz koktuğunda" haber kime emanet?
Yeni Ankara olarak geride bıraktığımız haftada, bir tarafta NATO ve ABD eksenli dış politika satrancını ve savunma sanayisinin Kaan hamlelerini tartışırken, diğer tarafta hobi bahçeleri üzerinden toprağına ve hakkına sahip çıkmaya çalışanların gündemine kulak verdik.
Özellikle Tamer Korkmaz’ın kaleme aldığı "Sinyor’un Bagaj Sorunu" ve "Ağır Roman" başlıklı yazılar, okurlarımızın editoryal bağımsızlık ve geçmişle yüzleşme konularındaki hassasiyetini üst düzeye çıkardı. Okuyucu, bir gazetenin sadece bugünün sıcak haberlerini aktarmasını istemiyor; geçmişin karanlıkta kalmış dehlizlerine ışık tutulmasını, "Mr. Pike" gibi derin yapıların, faili meçhullerin ve siyasi arka planların cesaretle kurcalanmasını bekliyor.
Ancak bu talebi karşılarken haberciliğin en büyük tuzağı olan "teyitsiz bilgi aktarımı" girdabına kapılma tehlikesi de her zaman kapıda. Nitekim yazarımızın "Kara mizahın kanununu yazsam yeniden" başlıklı makalesine gelen okur tepkileri, medyanın genel olarak ana akım manşetleri hiç araştırmadan, adeta birer "kopyala-yapıştır" otomatı gibi sayfalarına taşıdığına dair çok haklı bir serzenişi içeriyor.
İletişim fakültelerinde ders olarak okutulan meşhur bir kural vardır:
"Eğer herkes aynı şeyi yazıyorsa, ortada ya büyük bir gerçek ya da büyük bir yalan vardır."
Biz mutfakta haberi ilmek ilmek işlerken, okurlarımız da getirdikleri eleştiriler ve yaptıkları medya okuryazarlığı sorgulamalarıyla haberin asıl tamamlayıcısı oldu.
Gelin, bu haftanın öne çıkan okur reflekslerine ve medya etiği çerçevesindeki karşılıklarına birlikte bakalım.
Bu vesileyle okurlarımıza kendimi de kısaca tanıtmak isterim. Bugünden itibaren yeniankara.com.tr'de Okur Temsilcisi olarak sizlerle buluşacağım. Bu köşede yalnızca gazetemizin yayınlarını değerlendirmekle kalmayacak; sizlerden gelen eleştiri, öneri ve katkıları da gazetecilik ilkeleri çerçevesinde sayfalarımıza taşıyacağım. Çünkü inanıyorum ki güçlü bir gazete, yalnızca iyi habercilikle değil; okuruyla kurduğu şeffaf, samimi ve hesap verebilir iletişimle de güçlenir.
***
Geçmişin faili meçhulleri ve yargıdan toplumsal adalet beklentisi
SİNYOR'UN BAGAJ SORUNU
KÖŞE YAZARI: TAMER KORKMAZ - 25 HAZİRAN 2026
“...Paralel Şükür’ün eski teknik direktörü Terim’den “arkası sağlam” diye bahsetmesi mi; Sinyor’un Mister Pike’nin paltosundan çıkmış olmasıyla ilgilidir. Terim’in, ta futbolculuğundan itibaren günümüze kadar “sırtını dayadığı” kişidir, Derin Pike!..”
- Bülent Akbulut: “Tamer bey elinize yüreğinize sağlık. Çok güzel bir yazı olmuş. Arşivlik!” (26 Haziran)
- Mustafa: “Çok güzel tespitler, umarım yeni adalet bakanımız bu ve bunun gibi halının altına süpürülen pislikleri ortaya çıkarırlar. Ha şunu da eklemek lazım diye düşünüyorum, bu ve bunun gibi faili meçhuller tekrar açılıyor eyvallah peki ya bunların üzerini örten vatan hainleri kimler ve bunlara da işlem yapılacak mı!” (1 Temmuz)
- Yasemin T: “Seçil Erzan mahkeme salonuna götürülürken araç kaza yaptı. Acaba bu da gözdağı mıydı, artı geçen sene sabah gazetesinde barış Alper Abdülkerim’in bahis oynadıkları yansıdı. Üstü örtüldü, şampiyonluğa direkt etki etti, üç temmuzda Fenerbahçe’nin önü kesildi. Sanki hiçbir şey olmamış gibi davranılıyor hakikaten çok can sıkıcı.” (2 temmuz)
Tamer Korkmaz’ın yazısı geçmişin "bagajlarına" ve üstü örtülen dosyalara odaklanıyor. Okurlarımızın yorumlarından da açıkça anlaşılacağı üzere, toplumda geçmişe dönük bir adalet ve şeffaflık arayışı mevcut.
Gazeteciliğin temel sorumluluğu, sadece bugünün aktüel olaylarını kaydetmek değil, aynı zamanda geçmişte kalan ve kamu vicdanını kanatmaya devam eden şaibeli süreçlerin de takipçisi olmak.
Okurumuz Mustafa Beyin belirttiği "üzerini örtenlerin ortaya çıkarılması" talebi, tam da medyanın üstlenmesi gereken fikri takip misyonunun bir yansımasıdır. Diğer yandan, Yasemin T. isimli okurumuzun futbol dünyasından mahkeme süreçlerine kadar uzanan geniş bir yelpazede dile getirdiği "üstü örtülen iddialar" serzenişi, kamusal güvenin ne denli kırılgan olduğunu gösteriyor.
***
Kamuda yapısal reformlar ve tarımsal üretimde yerelliğin önemi
TARIM VE ORMAN BAKANLIĞINDA "SÖZLEŞMELİ İL MÜDÜRÜ" DÖNEMİ BAŞLIYOR MU?
KÖŞE YAZARI: HAMİ FİSKECİ - 25 HAZİRAN 2026
“..Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın öngörüleriyle şekillendirilme çalışmaları devam eden personel paketi taslağı ile Tarım İl Müdürlerinin artık kadrolu değil, "sözleşmeli" statüde istihdam edileceği belirtiliyor. Ayrıca atama ve görevde yükselmelere de belirli kriterler getirileceği konuşuluyor…”
- Tarımcı: Fikir güzel duruyor ilk bakışta. Ama tarım sağlık, diyanet veya milli eğitim değil. Her ilde cami, okul, hastane aynı. Tarım köyden köye değişir. Bileşenleri, faktörleri her yerde değişkendir. Ve tarımsal üretimde ekolojik faktörler, devletin merkezi programları mutlak faktörlerdir. Özetle merkezi program yanlışsa, yerel gereklilikler merkezde bütçe engeline takılıyorsa bakan ile geçip il müdürü olsa sorunu çözemez. (26 haziran)
Hami Fiskeci’nin Tarım ve Orman Bakanlığı’ndaki yeni yapılanma iddialarını ele aldığı bu yazı, bürokratik reformların sahadaki pratik karşılığını sorgulaması açısından son derece kıymetlidir. "Tarımcı" mahlaslı okurumuzun bıraktığı yorum, aslında medyanın bazen gözden kaçırdığı bir uzmanlık ve saha gerçekliği barındırıyor. Okurumuz, tarımın eğitim veya sağlık gibi tek tipleştirilemeyeceğini, yerel ve ekolojik faktörlerin hayati önem taşıdığını çok net bir şekilde ortaya koymuş.
***
Derin ilişkiler, siyasi hafıza ve medyanın ifşaat sorumluluğu
AĞIR ROMAN
KÖŞE YAZARI: TAMER KORKMAZ - 27 HAZİRAN 2026
“...27 Nisan 2007’de TBMM’deki Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk tur oylamasını, dönemin orgeneralinden gelen telefonla ‘boykot eden’ siyasi liderdi. Sedat Peker’in 2021’deki çarpıcı ifşaatını müteakip Yalıkavak marinadaki başkanlık titrini bırakmak zorunda kaldı…”
- Nurselin: “Sonsuza kadar bir güç yoktur! OHAL valisi Kozakçıoğlu’nu, Ünal Erkan’ı dinlerken bazen ürperdim ama ölüm var; her canlı tadıyor! Ama isterim ki PİKE dosyası da açılsın hem de en acilinden! Ağar’ın kirli ilişki ağının artık deşifre edilmesi gerekiyor; edilecek de! Bize geçmiş ama unutulmamış siyasi hafızamızı taze tuttuğunuz bu hatırlatmalar çok kıymetli. Teşekkürler Tamer Korkmaz; siz çok yaşayın. (27 Haziran)
- Yasnkhvci: “Yani, üstü örtülen ‘bazı’ cinayetlerin dosyası yeniden açıldı! Bu söz bile artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak demek için yeterli sanırım. Teşekkürler korkusuz gazeteci Tamer Korkmaz.” (27 Haziran)
- Gürsel: “Mr. Pike ifşaatları tam gaz devam ediyor Tamer Korkmaz’ın Mr. Pike ve Derin G. saray yazılarına devam etmesini bekliyoruz. Bu yapının deşifre edilmesi gerekiyor.” (27 Haziran)
- Necdet Sevinçel: “Bu yazılardan sözü edilen kişinin, iktidar ile iyi ilişkiler içinde olduğu da anlaşılıyor. Ancak bu çıkarımı düzeltmek gerek: iktidar ile değil, ancak iktidar içindeki ‘bagajı’ olan kişiler ile iyi ilişkileri (!) olduğu anlaşılabilir. Zaten bugün bile benzer ‘bagajları’ olanların her bir yerde olabileceğini de düşünmeliyiz.” (28 Haziran)
Tamer Korkmaz’ın "Ağır Roman" başlıklı yazısı, bu hafta okurlarımızdan en yoğun ve en nitelikli yorum alan metin oldu. Nurselin, Yasnkhvci, Gürsel ve Necdet Sevinçel’in yorumları incelendiğinde, toplumun siyasi hafızasının son derece canlı olduğu ve geçmişteki derin devlet-gladyo ilişkilerinin aydınlatılması konusunda büyük bir talep barındırdığı görülüyor. Okurlarımızın bu yoğun ilgisi, yazının "popülerlik" filtresini aşarak doğrudan "kamu yararı ve etik sorumluluk" zeminine oturduğunun kanıtıdır.
Okurumuz Necdet Sevinçel’in yaptığı "iktidar ile değil, iktidar içindeki bagajı olan kişilerle iyi ilişkiler" ayrımı, habercilikte nüansların ne kadar hayati olduğunu bizlere hatırlatıyor. Gazeteci, büyük yapıları veya aktörleri analiz ederken genellemelerden kaçınmalı, ilişkiler ağını rasyonel ve nesnel bir dille ayrıştırmalı. Okurlarımızın "Mr. Pike" ve derin yapılar konusundaki ısrarlı takip isteği, editoryal mutfağımıza bu tür dosyaları salt iddia boyutunda bırakmayıp, fikri takiple derinleştirme sorumluluğu yüklüyor.
***
Stratejik sanayi hamleleri ve uluslararası ilişkilerin iç siyasete yansıması
NATO ZİRVESİ ÖNCESİ F110-KAAN GELİŞMESİ
KÖŞE YAZARI: SALİH AYDEMİR - 27 HAZİRAN 2026
“...Türk havacılık tarihi, yalnızca gökyüzüne yükselen uçakların değil; aynı zamanda engellenen projelerin, kapatılan fabrikaların ve yarım bırakılan milli sanayi hayallerinin de tarihidir. Yaklaşık bir asırdır süren bu mücadele, bugün KAAN projesiyle yeniden tarih sahnesine çıkmıştır…”
- Öznur Özkantar: “Salih beye çok teşekkür ederiz. 1945’li yıllardan sonra köy köy gezerek süt tozu dağıtarak inek ve sütünü de unutturarak tarımı da bitirmeye yönelik hamleleri yapan zihniyet ile bugün ağır sanayinin ardından stratejik hedef olarak o dönem hayvancılığı da bitirmeyi planladığının açık göstergesidir ki şu an günümüzde de yapay et fabrikaları kurularak hayvancılık karbon salınımı uydurmasıyla bitirilmeye çalışılmaktadır. Harika bir yazı olmuş herkesin bu yazıyı okuması lazım. Teşekkürler.” (27 Haziran)
- Kürşat: Anlamıyorum bu adam iktidarla arasının iyi olmasını normal şartlar altında onun yaptığını yapan biri affedilmez... (27 Haziran)
Salih Aydemir’in NATO Zirvesi öncesinde savunma sanayindeki kritik KAAN ve F110 motoru gelişmelerini ele aldığı bu yazı, dış politika ile milli teknoloji hamlelerinin kesişim noktasını irdeliyor.
Okurumuz Öznur Özkantar, konuyu tarihsel bir perspektifle 1945 sonrası Marshall yardımlarına ve günümüz küresel gıda politikalarına (yapay et tartışmaları) bağlayarak son derece geniş bir ufuk turu atmış. Okurumuz Kürşat bey ise konunun siyasi aktörler bazındaki yansımalarına dikkat çekmiş.
***
Tarihsel süreçte NATO’nun rolü ve medyadaki eyyamcılık eleştirisi
DARBELERİN MÜHENDİSİ: NATO
KÖŞE YAZARI: TAMER KORKMAZ - 30 HAZİRAN 2026
“...Türkiye’deki 1960, 1971, 1980, 1997, 2007 yıllarındaki askeri darbeler/muhtıralar ile… FETÖ’nün 2016’daki hain darbe girişiminin arkasında kim vardı? El Cevap: NATO!..”
- Esra: Sadece "Anti- emperyalist maskeli ABD muhibbi muhalifler ile iktidar yandaşı rolünde oynayan ‘eyyamcı’ batıcı çanak antenlerin ‘aslında ne yaptıklarına’ dikkat buyurunuz!" cümleniz her şeyi özetliyor. Siyaset arka planda dönen birçok oyuna rağmen ön tarafta dost gibi görünme ama içeride gereken tedbirleri alabilme sanatıdır. Doğru siyasetçi olabilmek ve bulabilmek günümüzde gerçekten çok zor!” (30 Haziran)
- Nurten: “32 devlet ya da hükümet başkanının gelecek olması oldukça önemlidir. This zirvenin Ankara’da yapılmasına karar verilmesi süreçlerini iyi bilenlerin hem alınan güvenlik tedbirlerinin hem de 190’a yakın ülkenin bu toplantı haberlerini anlık vermesinin ülkemizin dünya gündemine oturmasının önemini bilmesini isterdim. Dünya siyasetinin yeni evrileceği bu dönem turizmden savunma sanayine, sağlıktan eğitime kadar pek çok alanda ön görüşmeye gelen kurullar göreve başladılar bile. NATO yeniden şekillenecek!” (30 Haziran)
- Yasnkhvci: “İktidar ile devlet arasındaki farkı görmek istemeyenler, sadece kendilerine gece yaparlar! İşte yazının ana başlığı hükümet demek devlet demek değildir. Bu ülkede yüzyıllardır bir devlet aklı var ve bütün planı ince ince işliyor. Teşekkürler Tamer Korkmaz.” (30 Haziran)
Tamer Korkmaz’ın NATO’nun Türkiye’deki darbelerle olan ilişkisini masaya yatırdığı bu makale, medyadaki çift standartları ve "eyyamcılık" olgusunu sert bir dille eleştiriyor. Okurlarımız Esra, Nurten ve Yasnkhvci’nin yorumları, yazının farklı boyutlarının toplumda nasıl karşılık bulduğunu gösteriyor. Esra medyadaki ikiyüzlülüğe odaklanırken, Nurten zirvenin Ankara boyutuna ve ülkenin makro çıkarlarına, Yasnkhvci ise "devlet aklı" ile "hükümet" ayrımına dikkat çekiyor.
***
Kültür-tarih yayıncılığında popüler olanın ötesine geçmek
PETRA: İLK SECDENİN VE İLK KÂBE'NİN İZLERİ ÜZERİNE
KÖŞE YAZARI: ÖZGÜR ALP GÜNDÜZ - 29 HAZİRAN 2026
“...Petra, yalnızca kayalara oyulmuş görkemli yapılarıyla değil, yüzyıllardır etrafında anlatılan manevi rivayetlerle de dikkat çeken kadim bir coğrafyadır. Kızıl kayalıkların arasında yükselen bu şehir, birçok araştırmacının ve tarih meraklısının ilgisini çekmiş, zamanla farklı inanç ve geleneklerin buluşma noktası hâline gelmiştir…”
- Necdet Sevinçel: "İlk secde edilen yer" konusundaki son sözünüzde haklısınız. Bütün bilim dalları gibi tarih bilimi de (evet doğrudur: tarih de bir bilim dalıdır) "tam olarak doğrudur" kararını veremiyor; en fazla "gerçeğe yakın; oldukça yakın vb" hükümler verebiliyor. Ancak alkış alacak viyana kahveleri niagara şelaleleri "in. trendy, moda" konular varken PETRA'yı konu etmeniz çok yerinde; hatırlattığınız için teşekkür.” (30 Haziran)
KARA MİZAHIN KANUNUNU YAZSAM, YENİDEN
- Esra: “Kaleminize sağlık, Tanrıyar soyadlı kadın gazeteciyi tanımıyorum. Hususi Bey ve efendisi ile ilgili yaptığı bazı konuşmaları çok kısa dinledim. Ben de Cumhurbaşkanına hakaret etti zannetmiştim haberleri okuyunca. Önyargının insanı nasıl körleştirdiğini anlamış oldum sayenizde. Çifte standart maalesef her alanda var.” (2 Temmuz)
- Necdet Sevinçel: "Vay be!" ile başlaması gereken bir açıklama. Yorum falan değil, bal gibi bilgi ve verilere dayanan bir açıklama. Bu satırların yazarı da o haberi burada sözü edilen üç gazete dışında bir yerde de okudu. Yani aklı başında deyip haberlerini takip ettiğimiz medya bile hiç (hiç ama) araştırmadan bu ‘malum’ gazetelerin manşetini alıp haber yapıyor. Yahu tuz mu kokmuş nedir? Bundan böyle okuduğumuz her haberi üç beş başka yerden teyit mi ettireceğiz? ‘vay be’!!!” (2 Temmuz)
- Yılmaz: Doğruya doğru, helal olsun, güzel yazı olmuş. (2 Temmuz)
Okurumuz Esra Hanımın "medyadaki haberler yüzünden cumhurbaşkanına hakaret edildiğini zannetmiştim, gerçeği yazıdan öğrendim" itirafı ve Necdet Sevinçel’in "Tuz mu kokmuş, her okuduğumuzu teyit mi ettireceğiz?" isyanı, medyanın içine düştüğü güven bunalanımın göstergesidir.
Tamer Korkmaz’ın yazısı medyanın kendi içindeki etik durumu ve tembelliği ele alması açısından haftanın dikkate değer metinlerindendir.
***
SON SÖZ
Gördüğünüz gibi, sizlerin yorumları sayfalarımızı sadece süslemiyor, onlara yön veriyor. Yazarlarımızı değerlendirirken de, editörlerimizi eleştirirken de gösterdiğiniz bu titiz yaklaşım için teşekkür ederiz.
Hatalarımızı düzeltmek, eleştirilerinize kulak vermek ve Yeni Ankara'yı daha tarafsız, daha etik bir çizgiye taşımak için her türlü etik ihlal iddiasını ve eleştiriyi bizlere ulaştırabilirsiniz.
Haftaya yeniden buluşmak üzere, eleştirileriniz yolumuza ışık olsun.