Tek taraflı habercilikten görsel hatalara
Yeni Ankara okurları bu hafta siyasetteki örtülü ağları ve derin polemikleri tartışmanın yanı sıra; kent içi ulaşım sorunlarını, haber görsellerinin güvenilirliğini ve yapay zeka içeriklerinin kalitesini de editoryal süzgeçten geçirdi.
Yeni Ankara editoryal mutfağında bir haftayı daha geride bırakırken, okurlarımızdan gelen eleştiri ve katkılar haberciliğin iki temel ilkesini bir kez daha gündemimize taşıdı: Haberde çok seslilik ve görselliğin gerçeklik algısındaki kritik rolü.
Hani hukuktan gazeteciliğe evrensel bir adalet ilkesine dönüşen meşhur Latin deyişi audiatur et altera pars der ya: "Diğer taraf da dinlensin..." Bir krizde veya tartışmada sadece tek bir cephenin sesini kamuoyuna taşıdığımızda, o taraf ne kadar haklı görünürse görünsün hikâyenin yarısı hep karanlıkta kalıyor. Bu hafta okurlarımız tam da bu ilkeye parmak bastı. Şehirdeki ulaşım, zam veya altyapı krizlerini haberleştirirken sadece bir tarafın şikâyetini öne çıkarıp; o hizmeti her gün kullanan vatandaşın, işçinin ya da sürecin diğer muhataplarının sesini eksik bıraktığımızda haberin terazisi bir anda şaşıyor. Oysa hakiki tarafsızlık ve okur nezdindeki meşruiyet, ancak tüm kesimlerin sesini aynı masada buluşturabildiğimizde doğuyor.
İkinci mesele ise masamızda en az ilki kadar kıymetli bir ders olarak duruyor: Görsel doğruluk. Haberlerimizde yer alan fotoğrafları asla sadece "sayfayı renklendirsin" ya da "estetik durup tık toplasın" diye seçemeyiz. Fotoğraf kuramcısı Susan Sontag'ın o meşhur tespitinde dile getirdiği gibi, "Fotoğraf bir kanıttır" ve okurun haberle kurduğu ilk dolaysız bağdır. Ankara’nın bir köşesini anlatırken başka bir şehrin manzarasını araya sıkıştırırsak, metnimiz ne kadar doğru yazılırsa yazılsın, haberin inandırıcılığı bir anda gölgeleniyor. Uluslararası Basın Fotoğrafçıları Derneği’nin (NPPA) etik ilkelerinde de açıkça belirtildiği üzere; görsel ögeler bağlamından koparılamaz, okurun gerçeklik algısını yanıltacak şekilde kullanılamaz. Sizlerden gelen bu samimi, dikkatli ve yapıcı uyarılar, tarafsızlık ve teyit mekanizmamızı güçlendirmek adına gerçekten çok kıymetli birer ayna oldu.
Gelin, bu hafta okurlarımızın hangi haberlere ne reaksiyon verdiğine ve bizim bu uyarılardan çıkardığımız editoryal paylara birlikte bakalım.
***
Derin Siyaset, Din İstismarı ve Geçmişin Kripto Ağları
DAR ALANDA PARALEL TAKLALAR
KÖŞE YAZARI: TAMER KORKMAZ - 22 AĞUSTOS 2026
“...Süleymancılar soruşturması kapsamında aranan Hilmi Tuna Kuriş ile Erhan Yılmaz, yurtdışına kaçma hazırlığı içindeyken Marmaris Bozburun’da yakalandı. Hilmi Tuna Kuriş, din istismarcısı suç örgütünün başı Alihan Kuriş’in kardeşi; hani şu, iki yüz küsur altın depolayan şahıs!..”
- Muhterem: “İyi de sayın abim, bu Bülocan partiden niye gönderilmiyor, niye oğlu vekil yapıldı ve niye bu iki Cevat münhal kadrolarda iken yaptıkları işler didik didik edilmiyor?” (22 Ağustos)
- Necdet Sevinçel: “Eğer mümkün ise, bu yazıyı okuduktan sonra bir yorum yapabilir misiniz? Kimi eski politikacıların başka görüşleri, başka başka ideolojileri olabilir; bunlar zaman içinde değişebilir de. Ancak bir yabancı devlet büyükelçisi ile baş başa, gizli, çok gizli ve hatta tebdil-i kıyafet ile gizli görüşme yapmak da nedir? Sade vatandaşlar olarak elimizden geleni yapmak, yani beddua etmek zorundayız.” (22 Ağustos)
- Esra: “Erdoğan’dan başka bu kadar ihaneti yaşayan başka bir başkan olmadı sanırım Türkiye’de. Belki Özal’dır (Allah rahmet eylesin). Türk ve Müslüman görünümlü içimizde nice vatan hainleri var. Allah onların şerrinden ülkemizi ve devletimizi korusun.” (22 Ağustos)
- Şahit: “Gezi olayları her ne kadar sol örgütler olsa da bizzat şahit olduğum olay Fetö'nün o dönem iç anadolu imamlığını yapan Cemil Koca'nın 1 Haziran 2013'te ilk lafının ‘Erdoğan boyunun ölçüsünü aldı mı?’ olmuşsa bu nedir? Gezi olaylarının bütün proje Fetö'nün olmaz mı?” (22 Ağustos)
- Hasan: “Bunun da sırası gelecek Allah'ın izniyle. Damadı alınmıştı, ertesi günü ‘konuşurum’ tehdidinde bulun, sonra da saldılar Fetösever damadını. Devlet unutmaz, ancak vaktini bekler. Sıra buna ve diğer eski bakancıklara da gelecek inşallah.” (22 Ağustos)
- Gürsel: “Bülent Arınç'ın gizli Ricciardone ile ne konuştuğu ortaya çıkarılmalıdır.” (23 Ağustos)
- Kürşat: “Büyükelçi ABD’nin çöküşünü kastetti demek ki. Allah büyük. Kime niyet kime kısmet.” (24 Ağustos)
Tamer Korkmaz’ın din istismarı, paralel yapılar ve siyasi perde arkası ilişkilere uzanan bu yazısı, okurlarımızdan çokça yorum aldı. Muhterem Bey, Necdet Sevinçel ve Gürsel Beyin siyasi figürlerin geçmiş bağlarına ve diplomatik temaslarına yönelik somut soruları, okur kitlemizin gazetecilikten araştırmacı ve hesap sorucu bir derinlik beklediğini gösteriyor. Esra Hanım ve Hasan Beyin devlet hafızası ve ihanet olgusu üzerindeki duygusal reaksiyonları ile Şahit rumuzlu okurumuzun Gezi olaylarına dair kişisel tanıklığı, yazının okurda nasıl bir tarihsel ve siyasal yüzleşme tetiklediğinin kanıtı. Kürşat Beyin dış politika eksenli yorumu da dâhil olmak üzere, okurlarımızın bu derece detaylı sorgulamaları araştırmacı dosyaları canlı tutma sorumluluğunu hatırlatıyor.
***
Kent Kimliği ve Algoritmik Stereotipler
YAPAY ZEKAYA GÖRE ANKARALILARI AYIRAN 5 ÖZELLİK
EDİTÖR: HAKAN KARAKOCA - 22 AĞUSTOS 2026
“...Başkent Ankara'da yaşayanlara dair, yapay zeka sohbetlerinde ve genel toplumsal algıda sıkça tekrarlanan birtakım özellikler bulunuyor. Bu gözlemlerin bilimsel bir araştırmaya değil, toplumsal stereotip düzeyine dayandığı belirtiliyor…”
Bilal Yaman: “Ankara için görüşleriniz tamamen yanlış, katılmıyorum. Ankaralıları Didim’de tatil için geldiklerinde görmek gerekir. 06 plaka kara listede. Trafikte iki araç kaza yapmışsa bir mutlaka Ankaralıdır. Kırmızı ışıkta geçen, park etmiş aracın yanına park eden ve trafiği engelleyen, yeşil yanmadan önündeki araca korna çalan, yürümesini isteyen, yayalara saygı göstermeyen, yol vermeyen, yaya geçidini tanımayan Ankaralıları kimse sevmiyor, ben Ankara’da bulundum, trafik canavarlarına bizzat şahit oldum.” (22 Ağustos)
- Alp: “Konuşma tarzı, delikanlılık, oyun havaları, korkusuz, misafirperverlik vb. birçok özellikleri de var diye düşünüyorum.” (24 Ağustos)
- Fatma: “Onlar Ankaralı değillerdir,olamamışlardır. Plaka kimligi göstermez.” (25 Ağustos)
- Selma Öcal: “Her 06 plakayı Ankaralı mı sanıyorsunuz? Ankaralıdan çok dışarıdan gelmiştir. Ankaralılar zeki ve beceriklidir, kaliteli insanız. Ankaralı olarak gurur duyuyorum” (25 Ağustos)
Editörümüz Hakan Karakoca’nın yapay zeka üzerinden kurguladığı bu içerik, Ankaralılık bilinci ve şehir kültürüne dair canlı bir polemik başlatmış. Bilal Yaman’ın kişisel gözlemlerine dayanarak dile getirdiği sert eleştiriler, şehirde yaşayan veya tatil beldelerinde Ankaralılarla karşılaşan vatandaşların yaşadığı pratik deneyimlerin habere yansıması, Alp Bey, Fatma Hanım ve Selma Öcal’ın ise "Ankaralılık" kimliğini koruma, plaka algısı ile hemşehrilik bilincini birbirinden ayırma çabaları dikkat çekici.
***
Muhalefet İçi Tıkanıklık ve Siyasi Gelecek Arayışları
İYİ PARTİ, KÖTÜ SİYASET!
KÖŞE YAZARI: ORHAN UĞUROĞLU - 24 AĞUSTOS 2026
“..İttifak yapmak teslim olmak değildir. Konuşmak boyun eğmek değildir. Uzlaşmak, parti kimliğini kaybetmek değildir. Kaprisler, kişisel hesaplar ve "dayatma" gibi bahaneler, Akşener’in ve Saray’ın siyasetinden ibarettir. “Tarih tekerrürden ibarettir” derler; ama bu söylem sadece ders almayan siyasetçiler içindir. Kötü siyaset İYİ Parti’nin kaderi mi?..”
- Ayşe: “Aynen katılıyorum ve derhal muhalefet partilerine liyakat sahibi, akademisyen yeni yüzler katılmalı. İyi partideki Burak Dalgın bey gibi. Yoksa yine kaybedilir.” (24 Ağustos)
- Zehra: “İYİ Parti AK Parti’nin C planıydı. B plan tutmaz diye Meral Akşener balonu patlattı ama halen bu planı anlamayanlar İYİ Parti’yi milliyetçilerin sanıyor. Özgür Özel nasıl bir şok yaşattıysa Dervişoğlu da o şoku yaşatabilir. Diğer partilerle birleşmemesi milletimizin hayrınadır.” (25 Ağustos)
- Selam: “Affetmeyiz!” (28 Ağustos)
Orhan Uğuroğlu’nun İYİ Parti’nin siyasi çizgisini ve ittifak stratejilerini sert bir dille eleştirdiği yazısı, muhalif seçmenin yaşadığı hayal kırıklığını ve arayışlarını net bir şekilde su yüzüne çıkarmış. Ayşe Hanımın liyakatli ve yeni isimler çağrısı yapması, siyasi analizlerin seçmen nezdindeki somut beklenti karşılığını gösteriyor. Zehra Hanımın derin siyasi kurgulara dikkat çekerek Meral Akşener ve Müsavat Dervişoğlu ekseninde yaptığı stratejik yorum ile Selam isimli okurumuzun "Affetmeyiz!" şeklindeki tek kelimelik tepkisi, köşe yazılarımızın okur kitlemizde ne derece güçlü bir siyasi hafıza ve hesap sorma iradesi uyandırdığının göstergesi.
***
Başkentin Ulaşım Çilesi ve Çok Sesli Habercilik Zorunluluğu
ANKARA’DA DOLMUŞÇULARDAN ÇİFTE İSYAN! YENİ DURAK DA KRİZE DÖNÜŞTÜ
MUHABİR: BÜŞRA SAĞLAM - 24 AĞUSTOS 2026
“Ankara’da dolmuşçular hem zamdan hem de yeni duraktan dertli! Ankara Minibüsçüler Esnaf Odası Başkanı Murat Yılmazer, yapılan zammın maliyetleri karşılamadığını söylerken, esnaf Hakan Bıyık, ‘EGO destek alıyor, biz ne alıyoruz?’ diyerek tepki gösterdi…”
- Bozok: “Asgari ücretli 2026 yılı itibariyle 1 zam aldı memur ve bordrolu çalışanlar da yüzde 15-27 yıllık bazda zam aldı! Kira artışları yüzde 35 en az. Çalışanlar da çok kırgın karttan karta borç yatırmaktan ve bu bataktan kurtalamamaktan! Her şeye misliyle zam yapılırken işçi yoldan yemekten de kısmak zorunda kalacak acı ama gerçek!” (25 Ağustos)
- Bakıncı: “Dolmuşlar kademeli kaldırılsın.Martı Tag var, UBER var. Medeni ülkelerde dolmuş diye birşey yok. Plaka sahiplerinin tekeline düşmüş her şey. Denetim yok, ceza yok. Canının istediği yerde yolcu alıp-indiriyor. Trafik kuralı vs. hak getire. Modern toplumlarda metro ,tramvay ve belediye otobüsleri olur.” (25 Ağustos)
- Erdal: “Sayın minibüsçüler odası başkanı yine size yılda ikinci zam yapıldı. Peki yılda bir zam yapılan asgarî ucretliyi de düşünüyor musun? Bu çağrıyı büyükşehire değil direk iktidara yaparsanız daha iyi olur. Belediyeyle ilgisinin olmadığını düşünüyorum. Allah gözünüzü doyursun.” (25 Ağustos)
- Ankaralı: “Vatandaş olarak dolmuşta ayakta gitmekten bıktık. Vatandas şehir içind dolmuşu/minibüsü gideceği yere oturarak gitmek icin tercih ediyor. Ayrıca bazı akşam 18.00’den sonra bazı hatlarda dolmus bulamıyoruz. Konudan bağımsız olarak, yukarıda yeni servis plakasi cikacaksa bunu önce biz alacağız demişsiniz. Tamam bu plakalari siz alin ancak, plakalarinizi satmak ve kiraya vermek yasak olsun.” (26 Ağustos)
- Garip Bilo: “Dolmuşçu esnafı yıllık ne kadar gelir vergisi veriyor, verdiği vergi bir asgari ücretlinin verdiği vergiden fazla mı, bir dolmuş plakası ne kadar, çalıştırdığı şoförün sigortasını maaşı ne kadarsa ondan mı yoksa en alt ücret üzerinden mi yatırıyor? Bu sorulara cevap versin oda başkanı. Dolmuşculuk az gelişmiş ülkelerde yaygın olan ulaşım türüdür. Artık ülkemizde metro ve otobüslerle modern ulaşım sağlanmaktadır, dolmuşların kademeli olarak kaldırılması trafiği de oldukça rahatlatacaktır.” (26 Ağustos)
Muhabirimiz Büşra Sağlam’ın minibüsçü esnafının zam ve durak taleplerini aktardığı haberi, okurlarımızdan büyük bir etkileşim aldı. Bozok, Bakıncı, Erdal, Ankaralı ve Garip Bilo mahlaslı okurlarımızın son derece haklı olarak vurguladığı üzere; sadece esnafın maliyet şikayetlerine yer verip ulaşımdan faydalanan milyonlarca dar gelirli vatandaşın, asgari ücretlinin, vergi adaletinin ve hizmet kalitesinin durumunu eksik bırakmak haberin dengesini bozuyor. Giriş yazımızda da altını çizdiğimiz gibi; bu tür toplumsal krizlerde tek taraflı beyanlar yerine dolmuşçu esnafı, yolcu vatandaş, Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) gibi tüm muhataplara eşzamanlı söz verilmesi, hem tarafsız habercilik ilkesinin hem de okur nezdindeki tatmin ediciliğin gereği.
***
Yapay Zeka Derlemeleri ve "Gerçek Haber" Standartları
ANKARA'DA ÇOCUKLU AİLELER İÇİN EN UYGUN İLÇE VE SEMTLER
EDİTÖR: HAKAN KARAKOCA - 25 AĞUSTOS 2026
“...Ankara'da yeni bir eve taşınmayı planlayan çocuklu aileler için okula yakınlık, yeşil alan, güvenlik ve ulaşım öne çıkan kriterler arasında yer alıyor. Başkentte özellikle Çankaya, Yenimahalle ve Gölbaşı hattındaki semtler, aile yaşamına uygunluğuyla dikkat çekiyor…”
- C.A.: “Haber mi şimdi bu?” (26 Ağustos)
Okurumuz C.A.’nın "Haber mi şimdi bu?" şeklindeki kısa ve net sorusu, günümüz dijital haberciliğinin ve yapay zeka destekli içerik üretiminin okurda bıraktığı etkinin bir örneği. Arama motoru (SEO) kaygılarıyla hazırlanan, herkesin bildiği genel geçer bilgileri derleyip sunan metinler, okuyucu nezdinde bir "saha haberciliği" değeri taşımıyor. Yapay zeka teknolojilerinden faydalanılabilir; ancak hakiki bir haber; muhabirin sahaya inip emlak piyasasını araştırmasını, mahalle muhtarlarıyla konuşmasını, sokaktaki ailelerin kreş, park ve güvenlik alanındaki somut şikayetlerini içermeli.
***
Görsel Etik, Teyit Mekanizması ve Coğrafi Gerçeklik
YAPAY ZEKAYA GÖRE ANKARA’NIN EN HUZURLU NOKTASI: METROPOLÜN ORTASINDA MAVİ KATMANLI CENNET
EDİTÖR: FATMANUR ZIRH - 19 AĞUSTOS 2026
“...Günlük koşturmaca ve metropol gürültüsünden uzaklaşmak isteyen Ankaralılar için teknoloji ve doğa ortak bir adreste buluşuyor. Yapay zeka algoritmaları tarafından yapılan değerlendirmelerde Ankara'nın en huzurlu noktalarından biri olarak gösterilen ve "mavi katmanlı cennet" betimlemesiyle dikkat çeken Mavi Göl, başkentlilere benzersiz bir mola imkanı sunuyor…”
- Çotanak: “Haberin başındaki resim Giresun mavi Göl..Her zaman bekleriz. Dereli Kulakkaya yaylası arasında…” (26 Ağustos)
Editörümüz Fatmanur Zırh’ın Ankara Mavi Göl’ü tanıttığı haberde kullanılan kapak fotoğrafının Giresun Dereli’deki Mavi Göl’e ait olduğunu belirten "Çotanak" rumuzlu okurumuz, medyanın en temel ilkelerinden birini gündeme taşıdı: Görsel etik ve doğruluk! Basında kullanılan bir fotoğraf, habere sadece estetik katmakla kalmaz; doğrudan haberin gerçeklik algısını inşa eder. Ankara’daki bir doğa alanını anlatırken Karadeniz’in simge bir lokasyonunun resmini kullanmak, haberin gerçekliğine zarar verir ve okurdaki güven duygusunu sarsar. Tıpkı haber metnindeki iddiaların teyit edilmesi gibi, kullanılan fotoğrafların da sıkı bir doğrulama süzgecinden geçirilmesi zorunludur. Bu kıymetli dikkati için okurumuza teşekkür ediyor, görsel seçimindeki bu hatayı bir daha tekrarlanmamak üzere not ediyoruz.
***
Sermaye, Medya Bağlantıları ve Araştırma Haberciliği
SÜLEYMAN, HEP BAŞBAKAN!
KÖŞE YAZARI: TAMER KORKMAZ - 27 AĞUSTOS 2026
“...Batı Cephesi’ne eklemli Komprador Burjuvazi’nin medyamızda kriptolojik kurguyla görevlendirdiği elemanları, sahne hayatlarının uzun ömürlülüğü bakımından “pet şişeleri” andırıyor. Pet şişeler, doğada nasıl dört yüz ila dört yüz elli sene boyunca yok olmuyorlarsa…”
- Orhun: “İlginç bağlantılar. Bu arada ‘Evyap’ yönetiminin bu kesimle ilgisini biraz açarsanız iyi olur. Merak ettim.” (27 Ağustos)
- Esra: “Yine tüyleri diken diken eden bir yazı, kaleminize sağlık. İfşa ettiğiniz yazarları okumuyorum, zaten okumazdım da ama kafamın bir yerinde duruyor. Allah korusun Erdoğan gitse birileri hemen cephe değiştirecekler sanki. İçimizdeki …ler/lar! İlluminatiden de bir yazınızdan bahseder misiniz?” (27 Ağustos)
- Mehmet: “Evyap da Fetö ile birlikte mi hareket etmiştir?” (27 Ağustos)
Tamer Korkmaz’ın yakın dönem siyasi ve medyatik ağları, sermaye gruplarını hedef aldığı bu yazısı üzerine okurlarımız Orhun Bey ve Mehmet Beyin belirli holdingler ve kurumlar üzerinden daha fazla detay istemişler. Esra Hanımın illüminati ve küresel yapılara dair merakı ile yazarın üslubuna verdiği destek, köşe yazılarımızın okur kitlemizde nasıl bir dikkatle izlendiğini gösteriyor.
***
SON SÖZ
Hatalarımızı düzeltmek, eleştirilerinize kulak vermek ve Yeni Ankara'yı daha tarafsız, daha etik ve sahaya dokunan bir çizgiye taşımak için her türlü haber değerlendirmesini ve etik ihlal iddiasını bizlere ulaştırabilirsiniz.
Haftaya yeniden buluşmak üzere, hoşça kalın…