"Optik çarpıtma" çağında gerçeklerin izinde

Yeni Ankara olarak geride bıraktığımız haftada, bir tarafta Ankara'da gerçekleşen tarihi NATO Zirvesi'nin yankılarını ve küresel stratejileri tartışırken, diğer tarafta 15 Temmuz’un 10. yıl dönümünde adalet arayışlarını, tıp dünyasındaki ceza dalgalarını ve sokağın ekonomi ile insani nabzını tuttuk

"Optik çarpıtma" çağında gerçeklerin izinde

Özellikle yazarlarımız Tamer Korkmaz, Salih Aydemir ve Orhan Uğuroğlu’nun Ankara’daki NATO Zirvesi ekseninde kaleme aldıkları yazılar, okurlarımızın dış politika, savunma sanayi ve ulusal bağımsızlık konularındaki hassasiyetini bizlere gösterdi. Okurumuz yalnızca diplomatik bildirilerin teknik diliyle yetinmiyor; o bildirilerin satır aralarına gizlenmiş küresel mesajları okumak, geçmişin ambargolarıyla bugünün savunma sanayi hamleleri arasında rasyonel bağlar kurmak istiyor.

Fırat Karabulut’un editörlüğünde hazırlanan sezaryen cezalarına dair haberimiz veya Tuğçe Şurak’ın memur emeklilerinin maaş farkı takvimini ele alan çalışması, gazeteciliğin doğrudan sokağa, insana ve hak arayışına dokunması gerektiğinin en somut kanıtları olarak karşımıza çıkıyor. Okurlarımızdan gelen yapıcı eleştiriler, bir kez daha gösterdi ki medya sadece bir aktarıcı değil, toplumun nefes alıp verdiği bir platform.

Gelin, bu haftanın öne çıkan okur reflekslerine ve medya etiği çerçevesindeki yansımalarına birlikte bakalım.

***

Modern dünyanın erteleme çıkmazı ve bireysel muhasebe

YAŞAMAYI HANGİ YAŞA ERTELEDİK?

KÖŞE YAZARI: İDRİS AVCI - 10 TEMMUZ 2026

“...Hayat, sürekli bir sonraki sahneye hazırlanacağımız bir genel prova değildir. Perde bir kez açılmıştır ve oyun şu an oynanmaktadır. Günün sonunda, ömür defteri kapandığında geriye dönüp baktığımızda elimizde kalan tek şey, ertelemeden, hakkını vererek, dürüstçe ve harbi bir şekilde yaşadığımız o temiz anlar olacak…”

  • Mehmet: “Güzel bir yazı olmuş, emeğinize sağlık.” (10 Temmuz)

İdris Avcı’nın modern insanın en büyük çıkmazlarından biri olan "erteleme" hastalığını ve hayatın kaçırılan anlarını ele aldığı bu yazı, okurumuz Mehmet Beyin de belirttiği gibi samimi anlatımıyla okurda karşılık bulmuş.

***

Küresel güç dengeleri, stratejik tehditler ve batı sömürgeciliği

ANKARA! ANADOLU’NUN MERKEZİNDEN NATO'NUN YENİ EKSENİ

KÖŞE YAZARI: SALİH AYDEMİR - 11 TEMMUZ 2026

“...Bir bildirge bazen bir savaştan daha fazla şey anlatır. Uluslararası sistemde büyük değişimler çoğu zaman ilk olarak tehdit tanımlarında başlar. Bu nedenle Ankara'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi'nin ardından yayımlanan bildirgeyi yalnızca diplomatik bir metin olarak okumak eksik kalacaktır…”

  • Öznur Özkantar: “Salih Bey çok güzel bir yazı olmuş, değerlendirmelerinizle çok önemli noktaları tespit etmişsiniz. NATO, yapı olarak Türkiye ve dünya için üye ülkelerden özellikle birkaçının kendi güvenliğini korumak adına kurduğu bir yapı. Yani baktığımızda önemli enerji kaynaklarının geçtiği noktalara hakim olma ve o bölgedeki ülkeleri bir şekliyle kontrol ederek aslında her zaman olduğu gibi Batı deyince sömürgeyi hatırlatan bir yapıyı NATO adıyla legalleştirerek resmileştiren mührünün bildirgesidir.” (11 Temmuz)

Salih Aydemir’in Ankara'daki NATO Zirvesi bildirisini süzgeçten geçirdiği bu yazı, uluslararası ilişkiler haberciliğinde sadece satırları değil satır aralarını okumanın önemini vurguluyor. Okurumuz Öznur Özkantar’ın NATO’nun kurumsal kimliğine ve Batı’nın sömürgeci geçmişine yönelik yaptığı analiz ise okurlarımızın dış politika metinlerini ne denli yüksek bir eleştirel akılla takip ettiğini gözler önüne seriyor.

***

İç siyette "optik çarpıtma" ve küresel zirvelerin sembolik izdüşümü

“BAZEN, BİRKAÇ DAVUL VURUŞU YETER”

KÖŞE YAZARI: TAMER KORKMAZ - 11 TEMMUZ 2026

“...Rahmetli Deniz Baykal, yeri geldikçe ‘Optik Çarpıtma’ tabirini kullanırdı. Bir bakıma onunla özdeşleşen bu sözcükler, vaktiyle bizim de kelime haznemize dahil oldu. Baykal’ın CHP liderliğinden tasfiye edilmesinden bir sene önce partisine ‘sızdırılan’ Özgür Özel, şimdilerde tam bir ‘Optik Çarpıtma’ sihirbazı olarak sahne alıyor…”

  • Esra: “Kaleminize sağlık. İçimizdeki Rumları ya da daha geniş ifadeyle kripto gavurların kamuoyuna Rabbimin çıkarmasını dilerim.” (11 Temmuz)
  • Nurselin: “Yıllarca konuşulacak bir NATO zirvesiydi Ankara NATO toplantısı. 2017 yılında Cumhurbaşkanlığı korumaları ve Emniyet Genel Müdürlüğü için planlanan SIG Sauer marka silahların satışının (peşin ödemeye rağmen) durdurulmasıyla yaşanan siyasi krizi unutmadık! Bu ambargoya misilleme olarak Türkiye, kendi yerli savunma sanayisini kurmuş ve polis teşkilatında yerli üretim tabancalara geçiş yaptırmıştır. Yani onlara boşuna mı Türk yapımı tabanca hediye ettik. Tarihi ve siyasi aklı olanlara derin mesaj.” (11 Temmuz 2026)
  • Nurten: “Türk insanı ‘düşmanın elinde silahın kendine doğrulduğunu görmedikçe düşmanı tanımaz!’ Rahmeti Aytunç Altundal söylemişti bu sözleri. NATO Ankara Zirvesi, derin mesajlar içeriyor. Batı bize, dünyaya mesajları ile nasıl yeni düzen ayarı veriyorsa aynı mesajı yeniçeri, mehter, Ay Yıldız Karargahı ve beylik tabancayla verdi. Gurur duydum, bugünleri gördüğüm için de ayrıca çok çok memnun oldum. Sahte kahraman Miçotakis’in efe yürüyüşüne bakmayın siz! 2011’de bütün hava/ deniz limanlarına çöktü Almanya. Güney sınırlarımızda Irak, kime Irak? Nato kafa nato mermer CHP, yazık nerelerde? Allah bu devleti böyle sakil ve hain alçakların eline düşürmesin.” (11 Temmuz)
  • Kürşat: “Elinize, yüreğinize sağlık. Bir ide bu masonik malum futbol takımını temizleseler keşke.” (11 Temmuz)
  • Hasan: “Hususiye de sıra gelecek, oynatıcılarının elbette onunla işi bitecek. Ülkenin sözde ana muhalefet partisi diye geçiniyor, ne iç siyaset ne de dış siyasetle ilgili 3 kelimelik bir cümleleri, bir önerileri yok, gel gelelim ülkemizi şikayete gelince siyonist/fetö diliyle konuşmayı çok iyi biliyor. Hayatımda bu hususi satılığından daha dip bir siyasetçi görmedim şahsen. Diğerleri renklerine göre hareket ediyor zaten, bu tam bir hain oğlu hain, Eko ile beraber.” (11 Temmuz)

Tamer Korkmaz’ın "Optik Çarpıtma" kavramından yola çıkarak hem iç siyaseti hem de NATO Zirvesi zeminindeki sembolik mesajları ele aldığı yazısı, bu haftanın en çok tartışılan ve yoğun reaksiyon alan metni oldu. Okurlarımızdan Esra Hanım, Kürşat Bey ve Hasan Bey iç siyasete, muhalefetin söylemlerine ve kurumsal yapılara yönelik sert eleştiriler getirirken; Nurselin ve Nurten Hanım ise geçmişteki silah ambargolarını ve yerli savunma sanayisinin sembolik karşılıklarını tarihsel birer hafıza kaydı olarak eklemişlerdir. Okurumuz Nurten Hanımın Aytunç Altundal atfıyla yaptığı analiz ve Hasan Beyin muhalefet diline yönelik getirdiği radikal eleştiriler, kamusal alandaki keskin kutuplaşmaların ve uyanık siyasi takibin gazete sayfalarındaki izdüşümü.

***

Toplumsal iletişimde entelektüel illüzyon ve anlam kaybı

ÇOK ŞEY BİLİYORUZ, HİÇBİR ŞEYİ HİSSETMİYORUZ

KÖŞE YAZARI: İDRİS AVCI - 12 TEMMUZ 2026

“...Son zamanlarda dikkatinizi çekti mi? Etrafımızdaki herkes, her konuda dünyanın en bilgini edasıyla konuşuyor. Kahve masalarından sokak röportajlarına, meclislerden en şık semtlerdeki lüks restoranların masalarına kadar her yerde kesintisiz bir fikir beyan etme yarışı var. Ekonomi, siyaset, tarih, sosyoloji, uluslararası ilişkiler... Kimsenin "Bilmiyorum, bu benim alanım değil" dediğini duyamazsınız. Herkesin cebinde, her kilidi açacağını sandığı hazır cümleler, parıltılı kalıplar var…”

  • Cemal: “Yazınızı keyifle okudum güzel noktalara değinmişsiniz, sizi daha iyi yerlerde görmek umuduyla hoşça kalın İdris bey, Kırıkkale'den saygı ve selamlarımla.” (12 Temmuz)

İdris Avcı'nın her şeyi bildiğini iddia eden ama hiçbir şeyi derinden hissetmeyen modern insanı eleştirdiği bu yazı, taşradan merkeze uzanan geniş bir okur kitlesinde yankı bulmuş. Kırıkkale'den selam gönderen Cemal Beyim yorumu, gazetemizin sadece başkentin sınırları içinde kalmayıp Anadolu'nun ortak hislerine tercüman olduğunu da göstermiş oldu.

***

Sağlık politikalarında idari yaptırımlar ve sistemsel çelişkiler

SEZARYEN ORANI YÜKSEK DİYE HEKİM CEZALANDIRILIR MI? ANTALYA'DAN BAŞLAYAN SEZARYEN CEZASI DALGASI ÜLKEYİ SARDI

EDİTÖR: FIRAT KARABULUT - 11 TEMMUZ 2026

“...Antalya'da 5 kadın hastalıkları ve doğum uzmanına, yüksek sezaryen oranı gerekçesiyle 6 ay süreyle meslekten men cezası verildi. Karar, Sağlık Meslekleri Kurulu'nun 18 Haziran 2026 tarihli 26. Kurul Toplantısı'nda alındı. Antalya Tabip Odası, kararı Sağlık Bakanlığı’na gönderdiği dilekçeyle hukuka aykırı buldu ve durdurulmasını istedi. Türkiye genelinde 100'ü aşkın hekime benzer ceza verildiği öne sürüldü. Ancak Bakanlık bu konuda resmi bir rakam açıklamadı…”

  • M. Black: ''Dünya Sağlık Örgütü'nün tıbbi gereklilik açısından ideal kabul ettiği oran ise yüzde 10-15 bandında. Bu farkı gerekçe gösteren Sağlık Bakanlığı, çalıştıkları kurumlarda primer sezaryen oranı yüksek bulunan hekimlere yönelik denetimlerini sıkılaştırdı. Sağlık Bakanlığı DSÖ’nün başka kriterlerini de dikkate alıyor mu merak ettik, mesela 5 dakikada bir muayene DSÖ’ye uygun mu?” (12 Temmuz)

Editörümüz Fırat Karabulut’un tıp dünyasındaki bu çok kritik idari ceza dalgasını ele alan haberi, bürokratik kararların sahadaki pratik tezatlarını sorgulaması açısından değerli. Okurumuz "M. Black" tarafından yöneltilen Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) kriterleri ile "5 dakikada bir muayene" sistemine dair yapılan sorgulama ise medyanın tek taraflı argümanları değil, sistemin kendi içindeki yapısal çelişkilerini de kamuoyu adına sorgulaması gerektiğini bizlere hatırlatıyor.

***

Reelpolitik penceresinden diplomatik hediyeler ve güç söylemi

YURTTA SULH CİHANA MAGNUM

KÖŞE YAZARI: ORHAN UĞUROĞLU - 13 TEMMUZ 2026

“...Ev sahibi ülke olarak Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan konuklarına birer kutu hediye takdim ediyor. Kutunun kapağı açılıyor… İçinden… 357 Magnum revolver çıkıyor. Üstelik isimlerine özel işlenmiş… Üstelik gerçek… Üstelik mermileriyle birlikte… İnsan ister istemez durup düşünüyor. Bu ülkenin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, dış politikayı dört kelimeyle özetlemişti: "Yurtta sulh, cihanda sulh..."

  • Nurselin: “At, avrat, pusat” Türk ve Altay göçebe kültürünün kutsal saydığı, özgürlük ve hürriyet için vazgeçilmezidir Türklerin. Silahı veren Türkiye, dünyanın hangi ülkesinin topraklarına saldırmış? NATO güvenlik ittifakı sayılan bu yapının dünya barışını koruduğuna emin misiniz siz? Yoksa iktidarlarının dizginlerini elinde tutamadığı ülkeleri NATO koordinatlarında yetiştirdiği askerleri ile darbeler yaptığını biz biliyoruz da siz bilmek mi istiyorsunuz? NATO’nun ve yoldaşı AB’nin dünya halklarının barışı ve refahı için çalıştığına asla inanmadığımız için Bosna’da yapılan katliamlara sadece göz yummadığını, Pentagon yapımı silahlarla sivil halkı kurşuna dizdiğini barış, özgürlük naralarının altına gizlenen yapı olduğunu biliyoruz sayın gazeteci! Erdoğan onlara ‘Biz hazırız!’ mesajı verdi! The Economics sergimiz yok bizim mesaj verecek! Ellerindeki silah mesajımız!” (13 Temmuz)
  • Kürşat Ramiz: “Dünya ekonomik, siyasi ve toplumsal tarihi bambaşka bir mecraya evrildi. Atatürk’ün modası geçti! Yurtta sulh, cihanda sulhmuş! Bunların mazi olduğunu ve bir ütopya olduğunu mukayeseli tarih ve siyasetle en iyi sizin bilmeniz lazımdı! Arjantin’i IMF ile esir alan ABD NATO’nun kurucusu değil mi? Venezuela’nın başkanını gece yarısı baskınıyla alan haydut devlet aynı devlet değil mi?Kendi düşünce ekseninde olmayan devletleri tehdit eden ‘NATO’nun en büyük gücü biziz’ diyen ABD değil mi?” (13 Temmuz)
  • Ali Yaşar Duran: “Sayın Uğuroğlu, NATO'nun amacı savaş çıkarmak değil barışı korumak diyorsunuz. İnsaf yahu. Kurulduğundan beri tüm dünyada savaşları çıkaran ve milyonlarca masum insanın öldürülmesine sebep olan NATO'dur. Siz farklı bir gezegende mi yaşıyorsunuz? Gerçekleri çarpıtmayı bırakınız. Aklımıza daha fazla hakaret etmeyiniz.” (14 Temmuz)
  • Ahmet: “Tam da 15 Temmuz arefesinde. Yurtta sulh cihanda sulh. Silah yoksa barış yok. Kıbrıs, Bosna, Kaşmir, Gazze... Silahın yoksa yem olursun.” (14 Temmuz)

Orhan Uğuroğlu’nun NATO liderlerine hediye edilen özel yapım silahlar üzerinden geleneksel dış politika çizgisini hatırlattığı bu yazı, okurlardan gelen yoğun bir ideolojik ve tarihsel itiraz dalgasıyla karşılaştı. Nurselin Hanım, Kürşat Bey, Ramiz Bey, Ali Yaşar Duran ve Ahmet Beyin yorumları incelendiğinde; okurun uluslararası sisteme gerçekçi bir çerçeveden baktığı, küresel dengelerde "güç" unsurunu öne çıkardığı ve NATO’nun barışçıl misyonuna kesinlikle inanmadığı görülüyor.

***

Yerel yönetimlerde liyakat tartışmaları ve sokak siyaseti

ÖZGÜR ÖZEL, HÜSEYİN CAN GÜNER İÇİN YÜRÜYOR! BİNLERCE ANKARALI SOKAKTA!

MUHABİR: BÜŞRA TOPTAŞ - 13 TEMMUZ 2026

“...Cumhuriyet Halk Partisi, (CHP) Özgür Özel başkanlığında, gözaltında olan Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner için Kuğulu Park’tan Çankaya Belediye Başkanlığı önüne yürüdü. Yürüyüşe çok sayıda vatandaş katılım sağladı…”

  • Nurselin: “‘Yollar yürümekle aşınmaz’ demişti rahmetli Demirel. CHP’nin bütün belediyeleri hırsızlık, soygun, fuhuşa bulaşmış; Türkiye’nin en büyük ilçesinin başına hiçbir deneyim ve liyakatı sorgulanmayan 31 yaşındaki adam getirilmiş ve pisliğe bulaşmamış! Öyle mi? Kılıçdaroğlu da yanına HDP’lileri alıp yürümüştü adalet diye. Sorun bakalım şimdi, adalet herkese lazım mıymış? İlkeli siyaset yapma amacı olmayan, siyaseti paraya kolay yoldan ulaşma yolu gören CHP'lilerin sonu bu!” (14 Temmuz)

Muhabirimiz Büşra Toptaş’ın Ankara sokaklarındaki hareketli dakikaları aktardığı bu sıcak haber, okurumuz Nurselin Hanımın yerel yönetimlerdeki liyakat ve adalet kavramlarını sert bir siyasi eleştiriyle sorgulamasına neden olduğunu görüyoruz.

***

Derin Amerika analizleri ve küresel aktörlerin maskesi

VAHŞİ BATI’DA NELER OLUYOR?

KÖŞE YAZARI: TAMER KORKMAZ - 14 TEMMUZ 2026

“...Siyonizm’in kaşar destekçisi Lindsey Graham, azılı bir İslam düşmanıydı. Türkiye’mize yönelik keskin düşmanlığını da defalarca sergilemişti. Donald Trump, ‘yakın dostu’ Graham için ‘Tanıdığım en harika insanlardandı’ dedi. Adolf Netanyahu, ‘İsrail, en büyük dostlarından birini kaybetti’ diye zırladı. Ezik Zelenski ise ‘Özgürlüğün gerçek bir savunucusuydu’ diye boş konuştu…”

  • Orhun Volga: “Geberdi gitti, gayet süper bir sonuç!” (14 Temmuz)
  • Ysnkhvci: “O duruşmada söyleyebilecekleri/itirafları, kimlerin işine gelmiyordu, diye soranlar var! Tam işe yaracağı zaman işini bitirdiler anlaşılan. Derin Amerikan profesyonelliği. Kalemine ve yüreğine sağlık korkusuz gazeteci Tamer Korkmaz.” (14 Temmuz)
  • Metin: “Tamer Bey sağlık, afiyetler diliyorum, selamlar.” (14 Temmuz)
  • Kürşat: “Zalimler için yaşasın cehennem.” (14 Temmuz)
  • Hdk: “Ne kendi eyledi rahat, ne âlem buldu huzur, yıkılıp gitti cihandan, dayansın ehli kubur.” (14 Temmuz)

Tamer Korkmaz'ın ABD'li siyasetçi Lindsey Graham'ın ardından küresel aktörlerin takındığı iki yüzlü tavrı ve derin ABD siyasetini deşifre ettiği yazısı, okurlarımız arasında tam bir anlaşmayla karşılık buldu. Orhun Volga, Ysnkhvci, Metin Bey, Kürşat Hanım ve Hdk’nın yorumları; okur profilimizin küresel emperyalizme karşı takındığı net duruşun ifadesidir. Ysnkhvci’nin "itiraflar kimlerin işine gelmiyordu" sorusu ise, dünya siyasetinin arkasındaki karanlığa medyanın tutması gereken spot ışığının bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

***

Tarihsel hafıza ve Srebrenitsa Katliamı'nın vicdani sorumluluğu

MEZAR TAŞLARI BÜYÜR MÜ?

KÖŞE YAZARI: NAZİFE MERT - 14 TEMMUZ 2026

“...11 Temmuz 1995... Avrupa'nın tam ortasında, dünyanın gözü önünde, tarihin en utanç verici sayfalarından biri yazıldı. Bugün, o kara günün üzerinden otuz bir yıl geçti. Takvim yaprakları eskidi ama Srebrenitsa'da toprağa düşen çığlıkların sesi hiç eskimedi…”

  • Muzaffer Kaplan: “Allah yapanların belasını verecektir. Allah büyüktür. Yazınızı dikkatli bir şekilde takip ediyorum. Allah siz ve sizin gibi olanlardan razı olsun. Allah sizden razı olsun. Allah onların belasını elbet verecektir. Siz ve sizin gibi olanlar başımızdan eksilmesin. Selam ve saygılarımla.” (14 Temmuz)

Nazife Mert’in Srebrenitsa katliamının 31. yılında kaleme aldığı bu iç burkan ve insani yazı, gazetemizin hafıza tazeleme görevini layıkıyla yaptığının göstergesi. Okurumuz Muzaffer Kaplan’ın adalet temennisi ve yazara yönelik hayır duaları, bu tür vicdani yazıların toplumsal karşılığının ne kadar köklü olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

***

Dijital gazetecilikte haber değeri ve kent hafızası

YAPAY ZEKAYA GÖRE ANKARA’NIN EN GÜZEL SEMTİ NERESİ?

EDİTÖR: HAKAN KARAKOCA - 14 TEMMUZ 2026

“...Ankara'nın en güzel semti kişiden kişiye, ihtiyaçtan ihtiyaca göre değişse de Çankaya, Bahçelievler, Gaziosmanpaşa, Kavaklıdere, Oran, Çukurambar ve Ulus ilk akla gelen semtler arasında yer alıyor. Bir kısmı tarihi dokusuyla, bir kısmı doğal güzelliğiyle, bir kısmı da modern ve nezih yaşam alanlarıyla öne crisis…”

  • Neclakly: “Hacı Bayramı Veli Hz. manevi mimar mukaddes yerimiz ve diğerleri.” (14 Temmuz 2026)
    Gürsel: “Hani yapay zeka? Haber değeri olmayan haberi sunuyorsunuz. Bu mudur?” (15 Temmuz)

Hakan Karakoca’nın yapay zeka verileri üzerinden hazırladığı Ankara içerikli derleme, okurlarımızın editoryal titizliğini ölçen iyi bir test oldu. Okurumuz Neclakl, kentin manevi mimarı Hacı Bayram-ı Veli ve tarihi semtlerin önemini hatırlatarak yapay zekanın mekanik eksikliğini giderirken; Gürsel Bey ise "Haber değeri olmayan haberi sunuyorsunuz" diyerek medyadaki tık odaklı, yapay gündemlere karşı net bir tavır sergilemiş. Okurun bu seçiciliğini mutfağımız için bir uyarı olarak alıyoruz.

***

Darbe girişimlerinin kronolojisi ve yapısal soruşturmalar

FETÖ'NÜN "SİYASİ AYAĞI" DOSYASI: 15 TEMMUZ'UN 10. YILINDA BİTMEYEN TARTIŞMA

EDİTÖR: HILAL BİLİCİ - 15 TEMMUZ 2026

“...Türkiye tarihinin en karanlık gecelerinden biri olan 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi’nin üzerinden tam 10 yıl geçti. Geçen on yılın ardından, askeri, adli ve bürokratik düzeyde on binlerce kişinin yargılandığı veya ihraç edildiği süreçte en çok tartışılan konu başlıklarından biri hâllâ belirsizliğini koruyor: FETÖ’nün siyasi ayağı kim?..”

  • Nurselin: “Acele etme sayın yazar! Devletimiz kimsenin yaptığını yanına koymaz; bilesin.” (15 Temmuz)

Hilal Bilici’nin 15 Temmuz'un 10. yılında hala sıcaklığını koruyan "siyasi ayak" tartışmasını masaya yatırdığı bu kapsamlı dosya, kamunun en çok merak ettiği konulardan biri. Okurumuz Nurselin Hanımın "Devletimiz kimsenin yaptığını yanına koymaz" şeklindeki temkinli ve devlete güven vurgulu uyarısı, toplumsal hafızada hukuki süreçlerin zamana yayılan sabırlı takibine duyulan inancı gösteriyor.

***

Faili meçhul dosyalar, adalet arayışı ve siyasi hafıza

SELÇUK ÖZDAĞ: "MUHSİN YAZICIOĞLU ÖLDÜRÜLMÜŞTÜR."

KÖŞE YAZARI: ORHAN UĞUROĞLU - 15 TEMMUZ 2026

“...Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterinin düştüğü 25 Mart 2009'dan bu yana tam 17 yıl geçti… 17 yıl boyunca Türkiye'nin önemli bir bölümü şu soruyu sordu: Kaza mı? Sabotaj mı? Suikast mı? Bugün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 29 şüpheli hakkında işlem yapılması, 25 kişinin yakalanması ve soruşturmanın "tasarlayarak kasten öldürme" şüphesi kapsamında yürütüldüğünün açıklanması, bu soruların yeniden ve çok daha güçlü biçimde gündeme gelmesine yol açtı…”

  • Nurselin: “Zamanı var yazar, zamanı! Selçuk Özdağ en yakın arkadaşıymış da! O yüzden mi Erdoğan'ın altını oymaya çalışıyordu. AKV 'de arkasından koştuğunuz Davutoğlu da Selçuk da ‘kokuşmuş’ siyaset diyordu AK partili yılları… BBP'nin hangi başkanı sağ iktidarla ters düşer ya da düşmüştür. Rahmetli yaşasaydı Yazıcıoğlu, Erdoğan, Bahçeli omuz omuza verir neler yapardı neler? İşte o zaman Selçuk Özdağ dahil herkesin maskesini daha erken düşürürdü. Akın Gürlek'in icraatları yüreklerinizi hoplattı.” (15 Temmuz 2026)

Orhan Uğuroğlu’un Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasındaki son hukuki gelişmeleri ve Selçuk Özdağ’ın iddialarını taşıdığı köşe yazısı, geçmişin şaibeli dosyalarına ışık tutması açısından hayati önemdedir. Okurumuz Nurselin'in siyasi aktörlerin geçmişteki duruşlarını, ittifak ilişkilerini ve Akın Gürlek atfıyla güncel yargı pratiklerini masaya yatırdığı bu geniş ve öfkeli yorum, okurlarımızın siyasi figürlerin samimiyet testlerini ne denli yakından ve hafızayla izlediğinin net bir kanıtıdır.

***

Ekonomik güvenceler, bürokrasi ve emekli sorunları

MEMUR EMEKLİSİ MAAŞ FARKI NE ZAMAN YATACAK? GÖZLER SGK'NIN AÇIKLAYACAĞI TAKVİMDE!

EDİTÖR: TUĞÇE ŞURAK - 13 TEMMUZ 2026

“...Memur emeklisi maaş farkı ödemeleri, Temmuz 2026 maaş artışının kesinleşmesinin ardından milyonlarca emeklinin gündeminde ilk sıraya yerleşti. TÜİK'in açıkladığı Haziran ayı enflasyon verileriyle memur ve memur emeklilerinin zam oranı yüzde 13,52 olarak netleşirken, Emekli Sandığı kapsamındaki emeklilerin maaşlarını zamdan önce almış olması nedeniyle fark ödemesi gündeme geldi…”

  • Alia: “Her maaş zammı ayında böyle oluyor. Zam yapılan ayın son haftasına kadar bekletiliyor memur emeklisi. Mümkün olsa hiç vermezler; memur emeklisinin kararnameyle yasaya aykırı şekilde memur maaş zammının dışında bırakılmasından biliyorum. Allah kerimdir!” (16 Temmuz)

Tuğçe Şurak’ın memur emeklilerinin gözünü diktiği takvim haberine dair çalışması, sokağın en yakıcı gerçeği olan ekonomik haklar ve bürokratik gecikmelerle ilgili. Alia isimli okurumuzun, sistemdeki yasal düzenleme adaletsizliklerine ve ödeme takvimlerinin geciktirilmesine yönelik getirdiği eleştiri, medyanın ekonomik gelişmeleri sadece teknik birer veri olarak değil, geçim mücadelesi veren insanın gözünden görmesi gerektiğini hatırlatıyor.

***

İhanet şebekeleri, vatan savunması ve medya okuryazarlığı

ON SENENİN ARDINDAN…

KÖŞE YAZARI: TAMER KORKMAZ - 16 TEMMUZ

“NATO’nun lokomotifi ABD’nin FETÖ’sü eliyle kalkıştığı başarısız darbe teşebbüsünün onuncu yıl dönümündeyiz. Eğer, darbe başarılı olsaydı; Türkiye’miz işgal edilecekti. İlk elde dokuz bin kişi infaz edilecekti. O infaz listesinde, ‘Bu Satırların Yazarı’ da yer alıyordu..”

  • Kürşat: “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır…” (16 TEMMUZ)
  • Nurten: “NATO’nun bir güvenlik ve savunma ittifakı olduğunu kim söyler bilemem de biz söyleyemeyiz; söylemeyiz! Batı’nın 2. Cihan Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın birbirini yememesi ve komünizm tehdidine karşı kurulmuş olması, ama bizi de içine alması yüzyıllık değil daha uzun vadeli işgal planlamaların üst aklı! FETÖ benzeri a’dan z’ye yeni yapılar devrede! Düşman binbir kılığa giriyor.” (16 Temmuz)
  • Esra: “TRT yapımı Asrın Gecesi dizisinin ilk 3 bölümü dün yayınlandı. Bilmediğiniz gerçekleri, alçaklıkları, vatan hainliğinin detaylarını, gencecik masum gençlerin nasıl beyinlerinin yıkanıp terörist yapıldığını görmek için kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. Hainlerin planlarını erkene çekmelerini sağlayan ihbarcı kim diye merak ederken sorumun cevabını akşam diziden öğrendim. Birine, bir gruba, bir partiye inanıyor olabilirsiniz ama aklınızın, vicdanınızın almadığı şeyleri sorgulamayı unutmayın.” (16 Temmuz)
  • Ysnkhveci: “O infaz listesinde, ‘Bu Satırların Yazarı’ da yer alıyordu. Allah sizi bu vatana ve sevdiklerinize bağışlasın. Yüce Allah bütün şehitlerimize rahmet eylesin.” (16 Temmuz)
  • Gürsel: “Her yakalanan Fetöcüyü hapse atmakla bu iş çözülmez. Gün geliyor hapisteki Fetöcü tekrar dışarı çıkarılıyor, kaldığı yerden devam ediyor. Yakalanan Fetöcüler infaz edilmedikçe kurtulamayız. Kanunlar buna göre düzenlenmeli, idam getirilmeli. Sonuçta Fetöcüler Amerikaya, Avrupaya çalışıyorlar.” (17 Temmuz)

Tamer Korkmaz’ın 15 Temmuz’un 10. yıl dönümünde paylaştığı o sarsıcı "infaz listesi" itirafı ve NATO-ABD eksenli işgal analizinin, okurlarımızın milli duygularını harekete geçirdiğini görüyoruz. Kürşat Bey ve Ysnkhveci doğrudan vatan savunması ve yazara vefa duygularını iletirken; Nurten Hanım küresel üst aklın yeni yapılar üzerinden kurduğu planlara dikkat çekiyor. Okurumuz Esra Hanımın "Asrın Gecesi" dizisi üzerinden yaptığı "aklı ve vicdanı körü körüne teslim etmeme, sorgulama" çağrısı medya okuryazarlığı adına altın değerindedir. Gürsel Beyin ise yasal boşluklara dikkat çekerek getirdiği hukuki çözüm önerisi (idam talebi), toplumun duyduğu öfkenin ve adalet arayışının ne denli keskin olduğunu gösteriyor.

SON SÖZ

Gördüğünüz gibi, sizlerin yorumları sayfalarımızı sadece süslemiyor, onlara yön veriyor. Yazarlarımızı değerlendirirken de, editörlerimizi ve muhabirlerimizi eleştirirken de gösterdiğiniz bu tavizsiz, bir o kadar da bilinçli yaklaşım için teşekkür ederiz.

Hatalarımızı düzeltmek, eleştirilerinize kulak vermek ve Yeni Ankara'yı daha tarafsız, daha etik ve şeffaf bir çizgiye taşımak için her türlü etik ihlal iddiasını ve eleştiriyi bizlere ulaştırabilirsiniz.

Haftaya yeniden buluşmak üzere, hoşça kalın…