İnanarak devam ediyoruz: Okurun sesiyle

Yeni Ankara bu hafta, küresel manşetlerin gölgesinde kalan insan hikâyelerine dikkat çekti. Okurların sert eleştirileri ve çarpıcı analizleri bu yazıda.

İnanarak devam ediyoruz: Okurun sesiyle

Son günlerde okurlarımızdan benzer yönde mesajlar alıyoruz.

Yazılar güçlü ama biraz aynı yerde dolaşıyor” diyenler de var.

Gündem çok iyi yakalanıyor ama insan hikayelerini daha fazla görmek isteriz” diyenler de…

Açık söyleyeyim; bu yorumlar kıymetli. Çünkü dışarıdan gelen bir cümle, bazen içeride fark etmediğimiz bir noktayı gösteriyor.

Her gün aynı mutfakta, aynı heyecanla bir araya geliyoruz. Sayfamıza baktığımda kalemlerimizin gücünü, gündemi ne kadar sıkı yakaladığımızı görüp gururlanıyorum.

Belki burada küçük bir not düşmek gerekir.

Son dönemlerde gündemin de etkisiyle yazılarımız benzer konularda, benzer bir tempoda ilerliyor.

Bir bakıma bu da sürecin doğal bir sonucu…

Ama bölgedeki bu yoğunluk, bazen en yakınımızdaki hikâyeleri geri plana itebiliyor.

Biliyoruz ki bu ülkenin hikâyesi sadece savaşlardan ibaret değil…

Sadece küresel gerilimler, diplomatik krizler ya da sert siyasi tartışmalar yok…

Bu ülkenin bir de daha derinden akan, daha sahici bir sesi var.

Anadolu’nun sesi, Ankara’nın sesi, sokağın sesi, Türkiye'nin sesi…

Ve açık söyleyeyim; okur o sesi gördüğünde duruyor.

Kendini buluyor… Okuyor, yorumluyor, eleştiriyor, bize pusula oluyor, paylaşıyor, sahipleniyor…

Bu durum beni bu satırları yazmaya itti.

Okur temsilcisinin birinci görevlerinden biri de budur:

Şeffaflık, özeleştiri ve daha iyiye giden yolu okurla birlikte yürümek…

Bu yönlendirmeyle birlikte şunu da görmek gerekiyor:

Yeni Ankara yazarları yalnızca yorum yapan değil, aynı zamanda gazetesini temsil eden bir yerde duruyor. Okurla mesafeli değil, onunla hemhal olan bir yerde… Bunu sadece gelen yorumlardan bile görmek mümkün. Bu nedenle yazarlarımızı tebrik ediyorum.

Diğer tarafta ise bu hızlı bağ kurulurken, aynı hızla kopabilen bir okur da var.

Kimi zaman sert eleştirileri de Okur Temsilciliği sayfamıza taşıyorum…

Kimi zaman da okurun yanında duruyorum.

Bu dengeyi kurmak burada yazan herkes için ciddi bir sorumluluk. Bu yüzden kelimelerin sadece analizde kalması yetmiyor. Hayata değmesi gerekiyor.

Çünkü bazen bir cümle doğru olsa bile, insana değmiyorsa eksik kalıyor.

Ve belki de en önemlisi şu:

Biz yazdıkça, okur da bize sadece cevap vermiyor…

Bizi yeniden yazıyor.

Okurlarımızın sesine kulak verelim...

*

EPSTEIN TAKIMADALARI, SULARA GÖMÜLÜYOR

KÖŞE YAZARI: TAMER KORKMAZ - 18 NİSAN 2026

"...İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, “Lübnan’daki ateşkes doğrultusunda; ateşkesin kalan süresi boyunca Hürmüz Boğazı’nın açıldığını” duyurdu. Trump ise her zamanki gibi hikâye anlattı… Yapılan anlaşmayı “kazançlı çıkmış” gibi değerlendirdi. Ablukanın süreceğini de söyledi. “Sakar Sihirbaz” Trump, unutmuş olabilir: ABD, İran’a savaş açmadan önce Hürmüz açıktı, yahu!"

"Özlemiştik, yeni kavuştum. Teşekkürler. Var ol!" - Ahmed Yahya

"Bizde hâlâ her ne kadar süper güç olarak gösterilmeye çalışılsa da işin gerçeği öyle değil. Şapka düştü, kel göründü; ABD ve İsrail yolun sonunda." - Ysnkhvci

"Zalimler için yaşasın cehennem!" - Kürşat

"‘Atını Vuran’ Kovboy ile onu savaşa iteleyen Siyonist Adolf: Her ikisi de finalde sebep oldukları devasa yıkımların altında kalacak ve akıttıkları kanlarda boğulacaklar!" - Esra

Tamer Korkmaz’ın küresel güç dengelerini ve bölgedeki "sakar" diplomasi hamlelerini deşifre ettiği yazısı, okurlarımızdan yine güçlü karşılık bulmuş. Hürmüz Boğazı ve Trump analizleri üzerinden şekillenen gelişmeler, okurumuzun dünya siyasetini ne kadar yakından ve "şapka düştü, kel göründü" diyebilecek kadar yakından takip ettiğini bir kez daha kanıtlıyor.

*

BU HİKAYEYİ KİM YAZDI?

KÖŞE YAZARI: SİMA GÜLESER POLAT - 19 NİSAN 2026

"...Görmediğimiz kalmadı şu zalim dünyada. Başka ülkelerin güzel gözlü çocuklarına yanarken... Kendi evlatlarımızı birbirine kurban verdik. Hem de bir hiç uğruna... Karanlık "oyun"ların kurbanı oldular. Eskiden korktuğumuz şeyler hayaldi. Şimdi gerçek olanlardan korkuyoruz..."

"İçimizi titreten çok güzel bir yazıydı. Duygulanmamak mümkün değildi benim için. Teşekkürler…" - Remzi Dante

"Ne kadar güzel bir yerden yakalamışsınız meseleyi. Kaleminize yüreğinize sağlık bu karanlık kötülüklerle dolu dünyada ümidimizi kaybetmemek dileğiyle." - Mustafa Duman

"Harika bir yazı, duygularımıza tercüman olmuş.." - Seda

Ne kıymetli anlatamam; duygularımızda buluşmak, yaralarımızı birlikte sarmak...Yazdıklarıma kalbinizi açtığınız, acımıza ve ümidimize ortak olduğunuz için hepinize yürekten teşekkür ederim. İyi ki varsınız.

*

22 Nisan 2026 tarihinde kaleme aldığım "NATO HALA BİR GÜVENLİK ŞEMSİYESİ Mİ?" başlıklı yazıma bakalım.

"...NATO, askeri bir organizasyondan çok daha fazlası. Bu yapı, Washington’un küresel liderliğini sürdürebilmesinin en rafine aracı da denilebilir. Çünkü ABD, gücünü yalnızca kendi kapasitesine dayanarak değil, müttefikleri üzerinden örgütleyerek kullanıyor. Ama bugün ortaya çıkan tablo başka bir şeyi gösteriyor. ABD, bu örgütleme gücünü günbegün kaybediyor. Daha önce Avrupa ülkelerinin mesafe koyduğunu, askeri destek taleplerine “hayır” dediğini yazmıştım. İşte o “hayır”ların arkasında yatan kırılma tam olarak burada başlıyor."

"Yazınız için çok teşekkürler, kaleminize sağlık sayın yazar. NATO hiçbir zaman bir güvenlik örgütü olmadı, başta Türkiye olmak üzere! NATO demek, ABD ve Batı Avrupa’nın çıkarlarını savunmak demekti düne kadar. Şimdi Batı Avrupa da kalmadı! NATO’nun Türkiye’yi savunmayacağı apaçık, yaşanmış gerçeklikle sabittir; örnek 2014 Rus uçağının düşürülmesi olayı! İspanya hariç hepsi tüydü! Ayrıca ABD bu örgüt vasıtasıyla tüm sözüm ona müttefiklerini kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda kontrol etti." - Ufuk Birkan

"Kesinlikle haklısın." - Yasin

Okurumuz Ufuk Birkan, yazımda sorduğum "Olası bir krizde 5. madde gerçekten çalışır mı?" sorusuna, 2014 Rus uçağı kriziyle çok net bir cevap vermiş. Ufuk Bey’in hatırlattığı o "İspanya hariç müttefiklerin çekilmesi" karesi, aslında benim yazımda anlatmaya çalıştığım "ittifakların çözülmesi" ve "güvenin ortadan kalkması" durumunun en somut kanıtı. NATO’nun müttefiklerini korumaktan ziyade kontrol etme mekanizmasına dönüştüğü fikri, bugün artık daha yüksek sesle dillendiriliyor. Yasin Bey’in de bu tespite katılması gösteriyor ki; artık müttefiklik ilişkilerinde vaatler değil, yaşanmış gerçeklikler konuşuyor.

*

SAHİPSİZLER FİNAL Mİ OLDU? 51. BÖLÜMÜNDE NELER YAŞANDI?

EDİTÖR: BÜŞRA AKÖZ - 5 MART 2026

"...Star TV'nin uzun soluklu yapımlarından Sahipsizler, 51. bölümüyle ekranlara veda etti. Dizinin final bölümü altı kardeşin zorlu yolculuğunu umut dolu bir sona bağladı. Azize ve kardeşlerinin "sahipsizlik" duygusunu geride bırakarak gerçek bir aile olmaları izleyicileri duygulandırdı."

"Hayatım olan, hayatımın bir parçası haline gelen bir diziydi; her şeyi beni çok sarıyordu. Final olduğunda fena bir şekilde üzüldüm. Sahipsizler çok iyi bir diziydi, keşke final olmasaydı. Finalden sonra resmen hayatım kaydı! İnşallah OGM Pictures ile yeniden anlaşılır, bütün kadro topla nır ve Sahipsizler ekranlara geri döner." - Yusuf Demir

Hepimiz izlediğimiz zaman zaman yapımlara bağlanıyoruz, kendimizden bir şeyler buluyoruz. Bazen kahramanlarla beraber gülüyoruz ama kurgu ile gerçeği bu kadar birbirine karıştırmamayı öğrenmemiz gerekiyor. Bir dizi bitti diye hayatın dengesinin bu kadar sarsılması, ya çok uç bir yaklaşım ya da okurumuz bize tatlı bir şaka yapıyor. Sahne kapandığında, oyuncular makyajlarını silip evine döndüğünde asıl hayatın dışarıda, tüm gerçekliğiyle devam ettiğini unutmamak lazım. Yusuf Bey'in bu yoğun tutkusunu anlıyor ama ekranın büyüsünden ziyade, hayatın asıl renklerine odaklanmasını nazikçe tavsiye ediyorum. Sonuçta diziler biter, hayat devam eder!

*

BEBEKLERDE GAZ SANCISININ PERDE ARKASI ORTAYA ÇIKTI!

MUHABİR: BÜŞRA SAĞLAM - 12 NİSAN 2026

"... Bebeklerde sık görülen gaz sancısının yalnızca fizyolojik bir durum olmadığına dikkat çeken Yeni Ankara yazarı Ümit Yurtkuran, annenin beslenme alışkanlıklarının anne sütü aracılığıyla bebeğin sindirim sistemini doğrudan etkileyebileceğini belirtti."

"Çok güzel bir çalışma olmuş; ihtiyacımız olan bir yazı. Annelere göndermek lazım, okumaları gerek." - Gül Saka

Yaklaşık iki hafta önce yayınlanan, Yeni Ankara TV'nin sevilen programı "Önce Sağlık" programında Ümit Yurtkuran yine izleyicilerimizin dikkatini çeken önemli bir konuda açıklamalarda bulundu. Her zamanı kapsayan yorumlar, okuyucularımız da karşılık bulmaya devam ediyor. Ancak burada küçük bir özeleştiri yapmadan geçemeyeceğim; habercilik dili biraz da "terzi işi" olmalı. Muhabirimiz Büşra Sağlam, konunun derinliğini anlatmak için "Perde Arkası" gibi biraz daha polisiye ya da siyaset kokan sert bir ifade kullanmış. Oysa bu tarz yaşam ve sağlık haberlerinde okuyucuya daha samimi ve bilgilendirici bir yerden dokunmak lazım. Eğer başlıkta "Perde arkası" yerine "Bebeklerde Gaz Sancısına Anne Sütü Mucizesi" ya da "Gaz Sancısını Bitiren Beslenme Sırları" gibi bir ifade kullanılmış olsaydı, habercilik diliyle okurumuza çok daha doğru ve yumuşak bir yerden ulaşmış olurduk.

*

HABERİNİZ VAR MI?

KÖŞE YAZARI: TAMER KORKMAZ - 21 NİSAN 2026

"...Suriye’de Amerikan askeri kalmadı. Cumhurbaşkanı Şara “Son Amerikan askerinin de ülkeden ayrıldığını” açıkladı. Bu önemli haber, satır aralarında kaynadı gitti. Törkiş Medya’daki ve farklı siyasi partilerdeki “Amerikan Muhipleri” için fevkalade üzücü bir haberdir."

"Sayın Tamer Bey; siz öyle diyorsunuz ama bir de bu konuları müstafi Amiral Cihat Yaycı ve Süleyman Seyfi Öğün hocadan dinleyin. Suriye'de neler döndüğünü, ABD'nin nereye çekildiğini ve Suriye PKK'sının durumunu bir de onlardan analiz etmek lazım. Şara’nın açıklamalarına bakınca insan sormadan edemiyor: Kimlerin adamı acaba?" - Ufuk Birkan

"Sayın Birkan; sahadaki gerçekler ortada. ABD askeri tamamen çekildi, planlanan PKK devleti çöpe gitti. Bunları görmeyip ekranlardaki 'narkozcuların' etkisinde kalmaya devam edecekseniz size geçmiş olsun. ABD ve Batılı devletler de yenilir, bu gerçeği kabullenemiyorsunuz!" - Cengizhan

"Sayın Cengizhan; değerli yorumunuz için çok teşekkürler fakat yukarda ismini verdiğim insanlar da yıllardır bu işlerin içinde emek vermiş, olayların perde arkasını en az değerli yazarımız Tamer Bey kadar bilen isimlerdir. İnşallah sizin dediğiniz gibidir ama bence sahadaki gerçekler üzerinden bakınca işler sizin anlattığınız gibi sadece Türkiye'nin inisiyatifiyle olmuyor!" - Ufuk Birkan

"Şara için 'Batı'nın adamı' demek tam bir cehalet örneğidir. ABD'nin Suriye'de yenildiğini kabul etmemek, onların asla yenilmeyeceği safsatasına dayalı bir değerlendirmedir; hükmü yoktur. Ekranlardaki maskeli Batıcıların anlattıklarına kapılmak gerçeği ıskalamaktır."
Ali Yaşar Duran

"Sayın Birkan, ekranda her daim çuvallayan ve tersten Amerikan propagandası yapan isimlerin çok etkisinde kalmışsınız. Spekülasyonları gerçek diye kabul ediyorsunuz. Arka plan bilgilere sahip bir gazeteci olan Korkmaz'ın yazdıkları gerçeğin ta kendisidir. Öğün ve Yaycı gibilerin tezleri çöpe gitti. Uyanın artık..." - Cengizhan

Tamer Korkmaz’ın "Suriye’de son Amerikan askerinin çekilmesi" üzerine kaleme aldığı yazı, Yeni Ankara sayfalarında tam da hayal ettiğimiz o demokratik tartışma zeminini oluşturdu. Açıkçası bu tablo benim de çok hoşuma gitti; çünkü burada sadece siyaset değil, aynı zamanda muazzam bir "iletişim dersi" var. Okurlarımız Ufuk Birkan, Cengizhan ve Ali Yaşar Duran; Suriye’nin geleceği ve stratejik analizler üzerine oldukça sert ama bir o kadar da nazik bir fikir alışverişine girmişler. Birbirlerine karşı "Sayın" hitabını ve teşekkür nezaketini bir an bile bırakmadan, tezlerini savunmaya devam etmişler. İşte bizim "Yeni Ankara Okuru" dediğimiz profil tam da bu!

Sayfalarımızı birer "fikir meydanına" çeviren tüm okurlarımıza bu seviyeli duruşları için teşekkür ederim.

*

DEVLETİN SERT GÜCÜNÜ GÖSTERME ZAMANI

KÖŞE YAZARI: NİHAT KAŞIKCI - 22 NİSAN 2026

"...Şimdi bizler, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşadığımız, muhtemelen başka şehirler için de birilerince planlanmış olan vahim olayları, kontrolden çıkmış ergenlerin hadsiz atakları olarak mı değerlendireceğiz?... Saftirikliğin lüzumu yok. O lağım çukurlarını kuran, çalışma şeklini belirleyen, ergen zıpırları ‘bili-bili’ yaparak oralara dolduran, konuşturup tartıştırmak için önlerine yem atan istihbarat servislerinin hiç dahli yok mu bu işlerde?"

"Tebrikler, çok yerinde bir yazı olmuş. Aile yapımızı bozmaya çalışanlara iyi bir tokat niteliğinde." - Zeki Özdemir

"Sonuna kadar katılıyorum." - Zahide Kaşıkçı

Dünyayı bitirmeye çalışan o eller, Nihat Bey’in anlattığından çok daha ötede ve çok daha yakınımızda... Tehlike telefonlarımızla çoktan evimizin içine, çekirdekten fidana her yerde...

*

SON SÖZ

Bu hafta, yorumlarınızı tek tek inceleyerek, içime sinen bir düzen içinde aktarmaya çalıştım. Eleştirileriniz, sitemleriniz, tepkileriniz ve destekleriniz… Hepsi, gazeteciliğin en kıymetli malzemesi.

Biz çuvaldızı her zaman kendimize batırırız; sorun olmaz.
Ama sizlerden bir ricam olacak:
Yorumlarınızı yazarken güzel Türkçemizi mümkün olduğunca özenli kullanalım.
Bazen öyle bozulmuş bir halde geliyor ki, ne demek istediğinizi anlamak için epey çaba sarf ediyoruz. Yine de vazgeçmiyoruz; çünkü sizlerin sesi bizim yönümüz.

Unutmayın:
Gazetecilik, haberi yayınladıktan sonra susmak değildir.
Okurun nefesi, haberin devamıdır.