Ekranlardaki “Her Şeyolog” Kuşatması

"Televizyonu her açtığımızda neden hep aynı yüzleri görüyoruz?" Yeni Ankara okurları sordu, ekranlardaki "kadrolu yorumcu" kuşatması masaya yatırıldı. Uzmanlık mı yoksa derinleşemeyen bir anlatım mı?

Ekranlardaki “Her Şeyolog” Kuşatması

Sayfalarımızda okurlarımızla dertleşirken gelen yorumlar bazen tek başına bir konuyu açmaya yetiyor. Bu yazı da öyle bir yorumdan çıktı.

“Televizyonu her açtığımızda neden hep aynı yüzleri görüyoruz?”

Aslında basit gibi duran ama altı oldukça dolu bir soru bu. Çünkü mesele sadece “aynı kişileri görmek” değil.

Bir süre sonra bu durum, anlatılanın da daralmasına neden oluyor.

Haklısınız…

Ben de tam buradan bir parantez açmak istedim. Gerçekten de ekranlarda bir “kadrolu yorumcu” kuşatması yaşanmıyor mu?

Aynı ekonomist, aynı stratejist, aynı siyaset bilimci…

Yağmur yağsa bulutları, savaş çıksa cepheyi, döviz yükselse grafikleri hep aynı isimler anlatıyor.

Elinde çubuğuyla harita başında nöbet tutan bu kişiler, sanki dünyanın tüm bilgisine tek başlarına vakıfmış gibi sabah akşam karşımızdalar.

Bir insanın her konuda, her an söyleyecek “nitelikli” bir sözü olması gerçekten mümkün mü?

Uzmanlık dediğimiz şey derinleşmeyle ilgili, ama biz ekranlarda bunun tam tersini izliyoruz.

Aynı kişi her konuda konuştuğunda,o alanların hiçbirinde derinleşemeyen bir anlatım ortaya çıkıyor. Ve bu da ister istemez izleyiciye “yüzeysel bilgi” olarak dönüyor.

Bu sadece bir tekrar meselesi değil. Bir süre sonra izleyiciye de şu hissi veriyor:

“Başka kimse yok mu?”

Oysa var. Akademide var, sahada var, işin içinden gelen insanlar var. Ama ekranlarda yok.

Neden yok? Çünkü sistem alışkanlıkla ilerliyor.

Yeni bir isim risk gibi görülüyor. Tanıdık yüz güvenli alan.

Böyle olunca da aynı kişiler dönüp duruyor, aynı cümleler farklı başlıklarla yeniden kuruluyor.

İşin bir de görünmeyen tarafı var. Bu konuklara her zaman ücret ödenmediğini biliyoruz.

Ama mesele sadece para da değil. Daha derinde, karşılıklı yürüyen bir denge var.

Kanallar risk almıyor, alıştığı isimlerle devam ediyor. Konuk ise görünür kalıyor.

Herkes kendi yerini koruyor… Ama izleyici aynı yerde kalıyor.

Ve belki de en önemlisi şu: Ekranlar artık sadece bilgi verilen yerler değil, aynı zamanda algı kurulan yerler.

Aynı isimler, aynı bakış açılarıyla konuşmaya devam ettiğinde, farklı ihtimallerin konuşulma ihtimali de ortadan kalkıyor.

Bu yüzden mesele sadece “kim konuşuyor” değil, “kimlerin hiç konuşamadığı” meselesi.

*

Şimdi gelin…

bu hafta sayfalarımıza yansıyan okur görüşlerine birlikte bakalım.

Bu hafta gelen yorumlara baktığımızda aslında tek bir başlık yok; ama güçlü bir ortak duygu var. Tarımdan ekonomiye, dış politikadan sağlığa kadar farklı alanlarda söz alan okurlarımız, bir yandan sahadaki gerçek sorunları çok net tarif ederken, diğer yandan duyulma ve ciddiye alınma beklentisini açıkça ortaya koyuyor. Kimi üretimin bitişini, kimi ekranlardaki tekrar eden yüzleri, kimi de adalet ve güven duygusundaki aşınmayı anlatıyor.

Sayfamda bu hafta küçük bir parantez de açtım. Anlatmam gerekenler vardı. Çünkü bu alanın sağlıklı kalabilmesi, sadece söz söylemekle değil, o sözün nasıl söylendiğiyle de ilgili. Şeffaflık kadar, üslup ve sorumluluk da bu zeminin bir parçası. Bu yüzden bazı durumlarda müdahale etmek, aslında bu ortak alanı korumak anlamına geliyor.

*

TZD GENEL BAŞKANI MUSLU UYARDI! TARIMDA EN BÜYÜK SORUN NE?

MUHABİR: BÜŞRA SAĞLAM - 29 MART 2026

Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Genel Başkanı Hidayet Muslu, tarım arazileri üzerindeki yapılaşma ve tarımda çiftçi yaş ortalamasının yükselmesine ilişkin Yeni Ankara’ya özel açıklamalarda bulundu. “Bunca doğal kaynağımız ve ürün çeşitliliğimiz olmasına rağmen, çiftçi yeterince para kazanamadığı için bu işi cazip hâle getiremiyoruz; bu durum ciddi bir sıkıntıdır.” dedi."

"Evet Sayın Başkan, açıklamalarınızı aynen destekliyorum. Maalesef polikültür tarımın yapıldığı bölgelerde bu olumsuz durumu bariz görebiliyoruz. Çiftçilik yapan yaşlı kesim pek ekim yapmıyor, gençler fabrikalarda çalışıyor. Araziler atıl vaziyette kaldığı için de imara açılıyor. Destek alan çiftçiler yetersiz kalıyor; çok üzülüyoruz ama mücadeleye devam ediyoruz." - İsmail Gönen

Okurumuz İsmail Gönen’in sahadan verdiği bu örnek, tarımdaki "betonlaşma" ve "gençleşememe" sorununun ne kadar derin olduğunu özetliyor. Yerli üretimin can damarı olan topraklarımızın imar rantına kurban edilmesi, sadece bir tarım meselesi değil, geleceğimizin temeline yönelik bir tehdit. Yeni Ankara olarak, çiftçimizin ve bereketli topraklarımızın sesi olmaya, bu haklı mücadeleyi gündemde tutmaya devam edeceğiz.

*

TIRLATTI!

KÖŞE YAZARI: TAMER KORKMAZ - 28 MART 2026

“...-İran bana dini lider olmamı teklif etti. Çok ısrarcıydılar. ‘Hayır, teşekkür ederim, bunu istemiyorum’ dedim.” Bu akla ziyan sözler, DJ Trump’tan sadır oldu! Sarı Kovboy’un “ağzından” çıkan bir laf daha: “-İran’da gerçek bir rejim değişikliği yaşadık!” Hal böyleyken… Biz de -Fatih Erkoç’tan mülhem- soralım: “-Oynatmaya az kaldı, doktoru nerde?”

"Türkiye’de bu kadar derin analiz ile yazı yazan çok az gazeteci var, hayret ediyorum. Haber kanalları her akşam aynı yorumcuları çağırmaktan bıkmadılar, ama biz bıktık. Tamer Bey, sizi bu kanallara neden çağırmazlar anlamıyorum; her akşam aynı kişileri dinlemekten yorulduk."
Gürsel

"Tamer Bey, yeni yuvanız ve gazeteniz hayırlı olsun. Öngörülerinizi ve yorumlarınızı beğenerek izliyorum. Dobra oluşunuz da cabası. Trump için dedikleriniz doğru ama bunu bilerek yaptığı kanaatindeyim. Savaş katillerine yol açıyor; yani 'beş maymunu' oynuyor (üç az geldi)." - Mustafa

"Hadiseler Siyonist üst aklın planları doğrultusunda ilerliyor. ABD, İsrail ve 'ters manyel' çalışan İran... Bu şer üçlüsü plana uygun hareket ediyor. Çin devletinin sessizliği de manidar. Allah Kadir Mısıroğlu’na rahmet etsin, yine bir öngörüsü gerçekleşiyor. Küresel çete ABD’yi çökertip Çin’e yerleşecek. Hiç öyle İran güzellemesine lüzum yok; ters manyel çalışarak bu plana hizmet ediyorlar." - Müzahir Çamlı

Giriş yazımızda da özellikle altını çizdiğim gibi; Yeni Ankara olarak yola çıkışımızın temel motivasyonu, ekranlarda ve sayfalarda dönüp duran o "sığ döngüye" bir son verebilmek. Okurumuz Gürsel Bey’in, her akşam aynı kanallarda aynı yüzleri görmekten duyduğu bıkkınlık, bizim "nitelikli ve farklı bir mecra" olma iddiamızın ne kadar hayati bir ihtiyaç olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

*

Tamer Korkmaz'ın 31 MART 2026 “BUMERANG ETKİSİ” YAŞANIYOR başlıklı yazısına gelen yorumlara bakalım:

"Bir ayı geride bırakan İran Savaşı’nda rüzgârın nasıl da tersine döndüğünü görmek için ABD’deki büyük protesto eylemlerine bakmak bile yeterli! 50 eyaletteki üç bin iki yüz noktada tam 8 milyon kişi “Bu bizim savaşımız değil” diyerek Trump yönetimini protesto etti."

"Yazınızdaki şu ifade dikkat çekici: 'Cumhuriyetçilerin kalesi Teksas’taki meydanlarda kalabalık kitleler Savaşa Değil, Sağlığa Bütçe sloganı attılar.' Yani bu kitlelerin esas derdi savaş değil! Bir kere bu bencilliği terk etmeleri gerekir. Bir başka konu da şu: İran hâlâ şu mikrop İsrail’in havaalanlarını tarumar edemedi mi? Uçaklarını saf dışı edemiyor mu ki hâlâ İran’ı bombalıyorlar? Bu problemin çözülmesi gerekir." - Orhun

"Kaleminiz dert görmesin Tamer Bey! Suya sabuna dokunmadan yazıp çizenlere inat, yine yazılamayanı yazmışsınız. Tebrikler ve teşekkürler..." - HDK

"Bu yazıyla da anlamış olduk ki ABD sanıldığı kadar güçlü bir devlet değilmiş. Kağıttan kaplan olduğu ortaya çıktı. İçimizdeki ABD’liler ise buna inanmak istemez." - Ysnkhvc

"Bizdeki Yenidoğan Çetesi’nin Epstein ile ilgisi ve aralarından tek bir kişinin ceza almasıyla ilgili görüşünüz nedir?" - Nejat Türkmenoğlu

Okurumuz Nejat Türkmenoğlu’nun Yenidoğan Çetesi ve Epstein vakaları arasındaki o sarsıcı benzerliğe dair sorusu, toplumsal vicdanın en hassas noktasına parmak basıyor. Şunu belirtmek gerekir ki; Yeni Ankara yazarları, bu tür derinliği olan ve ciddi iddialar içeren konuları kendi çalışma programlarına dahil ederken, asla kulaktan dolma bilgilerle hareket etmezler. Yazarlarımız, ele alacakları konuları titiz bir araştırma ve doğrulama sürecinden geçirdikten sonra sıraya koyarlar. Toplumu derinden sarsan bu tür organize suç ağlarına dair analizler de, ancak "belge ve dayanak" süzgecinden geçtikten sonra sayfalarımızdaki yerini alır.

*

NEFES ALARAK STRESİ YENMEK MÜMKÜN MÜ?

KÖŞE YAZARI: DOÇ. DR. ZEYNEP ASLI KAPLAN - 28 MART 2026

"...Nefes almak yaşamın temeli; ancak doğru nefes almak, zihinsel sağlığımız üzerinde sandığımızdan çok daha güçlü bir etkiye sahip. Maruz kalınan çevresel stres ve belirsizlikler, bedenimizi sürekli bir “alarm” halinde tutar. İşte bu noktada nefes egzersizleri, vagus sinirimizi aktive ederek, hem hızlı hem de erişilebilir bir rahatlama tekniği olarak kolayca uygulanabilir."

"Akciğer ve nefes sorunlarım var; bu önemli teknikleri hatırlattığınız için teşekkürler."
Yasemin

Zihinsel ve bedensel sağlığın temeli olan doğru nefes teknikleri, maruz kaldığımız yoğun stres altında en güçlü kalkanımız. Yeni Ankara olarak, sadece gündemi değil, okurumuzun yaşam kalitesini de odağımıza alan bu tür farkındalık yaratan içeriklere yer vermeye; Yasemin Hanım ve tüm okurlarımıza şifa olan bu paylaşımları sürdürmeye devam edeceğiz.

*

HAMİLELİK SÜRECİ NASIL GEÇİRİLMELİ? YURTKURAN’DAN ANNE ADAYLARINA ÖNERİLER!

MUHABİR: BÜŞRA SAĞLAM - 29 MART 2026

"Yeni Ankara Yazarı Ümit Yurtkuran, hamilelik sürecinde yaşam tarzının belirleyici olduğunu söyleyerek, Yeni Ankara TV ekranlarında yayınlanan Önce Sağlık Programında tavsiyelerde bulundu."

"Asıl korkutucu ve vahim olan başka bir mevzu var; o da sezaryen konusu. Kızımın yaptığı doğumda, normal doğum istediği halde özel bir hastanede bizi duygusal olarak sezaryene nasıl yönlendirdiklerini burada anlatsam sayfalara sığmaz… Bu konuda sizin bilimsel açıdan bizlerden daha üstün bir şekilde sezaryen konusunu da anlatmanızı canı gönülden rica ederim. Saygılarımla." - Deniz Çapanoğlu

Aslında hem ekranlarımızda hem de yeniankara.com.tr adresimizde bu tür hayati konulara detaylıca yer veriyoruz; ancak okurumuzun bu haklı ve samimi isteği üzerine, uzmanlarımızla konuyu tekrar ve daha kapsamlı bir şekilde gündemimize alacağımızın sözünü veriyoruz. Bizim için okurumuzun sağlığı ve doğru bilgiye erişimi her şeyin üzerindedir.

*

NATO’DAN ANITKABİR GÖRSELİ İLE TÜRKİYE PAYLAŞIMI!

EDİTÖR: HİLAL BİLİCİ - 29 MART 2026

"NATO, Temmuz 2026’da Ankara’da yapılacak zirve için 100 günlük geri sayımı başlatırken, Türkiye’ye ilişkin paylaşımında Anıtkabir görseline yer verdi."

"Jonilerin, Hansların, Pierlerin, Sebastianların etekleri tutuştu; 'Yandım anam, nerede Mehmet?' demeye başladılar. Edepsizleşmeyin, haddinizi bilin! Mehmetçiğin kanı satılık değildir; o sadece vatanı, sancağı, dini, kitabı ve milletinin namusu için can verir, can alır! Bunlara prim veren her kim olursa olsun bedelini ağır öder. Hadi kış kış, başka kapıya!"
Ufuk Birkan

Hilal Bilici’nin NATO zirvesi ve Anıtkabir görselli paylaşımı üzerine gelen bu yorum, aslında toplumsal hafızamızın ne kadar diri olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Özellikle son dönemde ülkemizin dört bir yanının savaşlarla çevrili olması ve maruz kaldığımız saldırgan politikalar, milli duygularımızı en üst seviyeye taşımış durumda. Okurumuz Ufuk Bey’in o sert ve tavizsiz çıkışı, dışarıdan gelen her türlü hamleye karşı "tek yürek" olma irademizin hala ne kadar sağlam bir temel üzerinde durduğunun en somut göstergesi.

*

SİNCAN’DA O ÜNLÜ BİNADA BİR KİŞİ DAHA İNTİHAR GİRİŞİMİNDE BULUNDU!

EDİTÖR: BÜŞRA AKÖZ - 12 AĞUSTOS 2025

"Sincan’da ünlü Jet Fadıl’ın binasının en üst katına çıkan bir kişi, - intihar teşebbüsünde bulundu. Olay yerine polis ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Bölgede yaşayanlar, binada sık sık benzer olayların yaşandığını belirterek önlem çağrısında bulundu."

"Biz de o mağdurlardanız; maddi ve manevi olarak yıprandık. Evler hâlâ öylece duruyor. Lütfen bu mağduriyetin giderilmesi için paylaşım yaparak bizlere yardımcı olursanız seviniriz. Yıllardır bekliyoruz; bizlere nasip olur mu bilmem, 29 yıldır bir çözüme ulaşmadı. - "Faruk

Sincan’da 12 Ağustos 2025’te yaşanan ve Büşra Aköz'ün haberine konu olan o acı intihar girişimi, aslında 29 yıllık bir "çaresizlik anıtının" dışa vurumu. Okurumuz Faruk Bey’in 29 Mart 2026 tarihli sitem dolu mesajı, o dönemde yaşanan yıkımın hala taze ve kanayan bir yara olduğunu gösteriyor. Yeni Ankara olarak bu konunun sadece bir "asayiş haberi" olarak kalmasına izin vermeyelim. Okurumuzun hatırlatması üzerine yaptığımız araştırmalar, durumun vahametini şu çarpıcı verilerle ortaya koyuyor:

28.440 Mağdur: İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi kayıtlarına göre projede tam 28.440 kişi mağdur edilmiş durumda. Bu insanların yaklaşık 350 milyon dolarlık birikimi, yani hayalleri yok edildi. (Kaynak: Bilirkişi Raporları, 2022)

2.504 Yıl Hapis: Fadıl Akgündüz, 2023 yılında "nitelikli dolandırıcılık" suçundan rekor bir cezaya çarptırılmış olsa da, bu karar Faruk Bey gibi binlerce mağdurun ne parasını iade etti ne de tapularını canlandırabildi. (Kaynak: ANKA, 2023)

Kör Düğüm: Sincan ve Bayrampaşa’daki metruk binaların icra yoluyla satış denemeleri, hukuki şerhler ve devasa borç yükü nedeniyle 2024 yılı itibarıyla hala sonuçsuz kalmış durumda. (Kaynak: Ekonomim, 2024)

Yeni Ankara Haber Merkezi olarak bu dosyayı yeniden açıyoruz. Okurumuzun haklı talebi üzerine; 29 yıldır çözüme ulaşmayan bu "kör düğümün" bugünkü akıbetini sormak, muhatapları bulmak ve binlerce mağdurun sesi olmak için üzerimize düşen gazetecilik görevini sonuna kadar sürdüreceğiz.

*

BU ARAYA OKUR TEMSİLCİSİNİZDEN ÖNEMLİ BİR NOT EKLEMEK İSTİYORUM.

Kusura bakmayın ama "Özgürlük, her istediğini söylemek değildir"

28 Mart 2026 tarihli "ÖZGÜR ÖZEL’DEN GÖZALTI GÖRÜNTÜLERİNE TEPKİ" ve 29 Mart 2026 tarihli "UŞAK BELEDİYE BAŞKANI ÖZKAN YALIM CHP’DEN İHRAÇ EDİLİYOR" başlıklı haberlerimizin altında yer alan bir okurumuzun yorumlarına dair bu notu düşmek şart oldu.

Yeni Ankara olarak şeffaf, tarafsız ve okur odaklı bir yayıncılık anlayışını benimsiyoruz. Ancak bu yaklaşımımız, sayfalarımızda dileyen her okurumuzun, her istediği üslupla ve içerikle "rahatça" hareket edebileceği anlamına gelmez. Özellikle okurumuz Ahmet Atılgan’ın son dönemdeki yaklaşım ve yorumları, ne yayın ilkelerimizle ne de sayfamızın nitelikli duruşuyla bağdaşmaktadır.

Şunun altını kalın çizgilerle çizmek gerekir:

İfade özgürlüğü, dijital mecralardaki her yorum kutucuğunu birer nezaketsizlik veya dezenformasyon alanı olarak kullanma hakkı vermez. Yeni Ankara, okuyucusuna kıymet veren bir platformdur ancak bu kıymet, yayının kalitesini koruma sorumluluğumuzun önüne geçemez. Söz konusu okurumuzun yaklaşımlarını bir süredir değerlendirme dışı tutuyordum; ancak etik sınırlarımızın aşılması sebebiyle, bundan sonraki süreçte de kendisinin yorumlarına sayfalarımızda yer verilmeyeceğini kamuoyuna ve okurlarımıza saygıyla duyururuz.

Kaliteli bir tartışma zemini, ancak karşılıklı saygı ve ilkeli bir duruşla mümkündür.

*

KÖYE DÖNÜŞTE KUVÂ-Yİ MİLLİYE RUHU

KÖŞE YAZARI: ENVER BALTAŞ - 1 NİSAN 2026

"...Anadolu’nun bereketli topraklarını karış karış gezerken, yüreğimi en çok yaralayan manzara köylerimizin sessizliğe bürünmüş hâli oldu. Bir zamanlar çocuk sesleriyle, üretimle, emekle ve alın teriyle yaşayan köylerimiz bugün ne yazık ki yaşlıların omuzlarında ayakta kalmaya çalışıyor. Gittiğim her köyde aynı acı tabloyla karşılaştım."

"Köylü artık milletin efendisi falan değil; köylü; aracının, rantçının, bankanın ve sistemin kölesi haline geldi." - Ercan

"Kendi imkânlarımla köye dönüş yaptım, büyümeye çalışıyorum. Maalesef hiç destek görmedim. Yaşım 32, döneli iki sene oldu." - Mücahid

"Hocam ağzınıza sağlık, Türkiye'nin kanayan yarasına parmak basmışsınız. Maalesef bu düzenin bir şekilde değişmesi gerekiyor." - Ömer Ziya Geçit

"Benim hayalim zaten köye dönmek. Nerede o eski tohumlar? En ufak toprak parçası bile ekilirdi; yazdan tüm bitkilerin tohumu alınır, saklanırdı. Kaleminize sağlık." - Hamdi

Ben şuna gönülden inanıyorum: Köye dönüşü sadece eski bir özlem ya da şehirden kaçış olarak görmemeliyiz. Eğer el ele verebilirsek, o topraklar bizim en büyük profesyonel kalkınma kalemimiz olur. Köylerimiz sadece tarla ve ahırdan ibaret kalmasın; kooperatiflerle güçlenen modern tarım üsleri, şifa dağıtan tıbbi bitki bahçeleri, yerel tohumlarımızı koruyan bankalar ve doğayla barışık küçük üretim atölyeleriyle yeniden canlansın. Toprağına sahip çıkmak isteyene aslında yol açık; yeter ki omuz omuza verip teknolojiyi üretimle birleştirebilelim.

*

KIR-FED'DEN GÖRME ENGELLİLERE BEYAZ BASTON DESTEĞİ

EDİTÖR: ESRA SARI - 1 NİSAN 2026

"...Kırşehirli Dernekler Federasyonu (KIR-FED) Kadın Kolları Başkanı Nermin Hendek ve beraberindeki heyet, Altınokta Körler Derneği Genel Başkanı Yusuf Dugan’a ziyarette bulundu."

"Yaptıklarınızı takdir ediyorum, daim olmasını diliyorum. İletişim bilgilerinizi paylaşmanızı rica ediyorum. Ben de yardımda bulunmak istiyorum; nasıl yapabilirim, bana yardımcı olur musunuz?" - Gülten Çopur


Gülten Hanım, bu hassas yaklaşımınız ve yardım isteğiniz gerçekten çok kıymetli. Haberin bir iyiliğe vesile olması bizleri de çok mutlu ediyor. Altınokta Körler Derneği’ne destek olmak ve beyaz baston bağışında bulunmak için beyazbaston.org.tr adresini ziyaret edebilirsiniz. Oradaki yönlendirmelerle yardımınızı en doğru kanaldan ulaştırabilir, bu anlamlı dayanışmanın bir parçası olabilirsiniz. İlginiz için çok teşekkürler.

SON SÖZ

Sizlerden bir ricam var.

Yorumlarınızı yazarken güzel Türkçemizi mümkün olduğunca özenli kullanalım. Bazen öyle bozulmuş bir halde geliyor ki, ne demek istediğinizi anlamak için epey çaba sarf ediyoruz. Yine de vazgeçmiyoruz; çünkü sizlerin sesi bizim yönümüz.