Çocuklarımızı dijital dünyanın tehlikelerinden nasıl koruyacağız?

Okullardaki şiddet, dijital tehlikeler, Ankara'da el yakan su faturaları ve GBT çilesi... Yeni Ankara yazarları ve okurları haftanın gündemini masaya yatırdı.

Çocuklarımızı dijital dünyanın tehlikelerinden nasıl koruyacağız?

Yine aynı şeyleri konuşuyoruz. Ama bir farkla.

Bu kez bedel çok ağır ödendi. O yüzden kimse artık “bilmiyorduk” diyemiyor.

Bu saatten sonra kimse “duymadım, görmedim” diyemeyecek.

Mesele dijital dünyanın kendisi değil.

Mesele, o dünyanın karanlıkta kalan ve kontrolsüz bırakılan tarafı.

Son yıllarda dijital dünya, çocuklarımızın günlük hayatının merkezine yerleşti.

Artık sadece bir eğlence aracı olmaktan çıktı; zihinlerini, davranışlarını ve duygusal gelişimlerini doğrudan etkileyen güçlü bir ortam haline geldi.

Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı bir çalışmaya göre, 6-13 yaş arası çocuklarda günlük ortalama ekran süresi 4-6 saate ulaşmış durumda.

Bu süre, birçok uzman tarafından kabul edilen sağlıklı sınırların oldukça üzerinde. Daha küçük yaşlarda durum daha da endişe verici.

İstanbul’da gerçekleştirilen bir araştırmaya göre 0-12 aylık bebeklerin %36’sı, 13-24 aylık çocukların ise %84’ü önerilen ekran süresi sınırlarını aşıyor.

17-19 Nisan 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu’nda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, “Çocukların Dijital Güvenliği” konusunu ön plana çıkardı.

Bakan, ülkemize özgü bir model üzerinde çalıştıklarını ve yaklaşık 18 aydır çocuklarla, ailelerle ve akademisyenlerle bu konuda yoğun bir çalışma yürüttüklerini belirtti. Forumda dijital risklerin gelecek nesilleri nasıl tehdit ettiği de tartışıldı.

En kaygı verici noktalardan biri, çocukların artık sadece izleyici konumunda olmaması. Dijital şiddetin hem mağduru hem de faili haline getirildikleri görülüyor. Siber zorbalık, kapalı gruplardaki tuzaklar ve şiddet içeren oyunlar, yavaş yavaş çocukların zihninde “normal” kabul edilmeye başlanıyor.

OECD’nin ilgili araştırmalarına göre, Türkiye’deki 15 yaşındaki gençlerin yaklaşık %30’u dijital cihazlardan uzak kaldığında gerginlik veya huzursuzluk hissediyor. Bu oran, birçok OECD ülkesine göre oldukça yüksek.

Konuyla ilgili benim gözlemim şu:

Aileler bu konuda büyük bir çaresizlik yaşıyor. Çoğu “takip edemiyorum”, “ne kadar süre vermeliyim bilemiyorum”, “nasıl kontrol edeceğim?” diyor.

Akşam eve yorgun argın geldiklerinde en pratik çözüm, çocuğun eline telefonu veya tableti vermek oluyor.

"Kendi konfor alanımızdan çıkmak istemiyoruz. Çocuk susmasın, sakin dursun diye ekranı açıyoruz". Sonra da “neden bu kadar bağımlı oldu?” diye yakınıyoruz.

Suçlamak kolay değil, ama görmezden gelmek de mümkün değil.

Asıl kritik nokta şu:

Bu çocuklar bu yolu kendileri seçmedi. Biz verdik. Biz sınır koymadık. Ve yavaş yavaş dijital dünyanın karanlık yüzü onları ele geçirdi.

RTÜK’ün bu konuda daha etkili ve hızlı adımlar atması gerekiyor. Sosyal medya platformlarına yaş doğrulaması getirilmesi, zararlı içeriklere karşı daha sert kurallar konulması şart.

“Dijital Dünyada Çocukların Güçlendirilmesine Yönelik Eylem Planı 2026-2030” da bu doğrultuda önemli bir adım aslında. Ancak sadece devlet düzenlemeleriyle yetinmek yeterli değil.

Çünkü mesele yalnızca teknik bir mesele değil.

Mesele temas meselesi.

Çocuk ekranla değil, insanla büyür.

Aileler olarak da sorumluluğumuzu üstlenmek zorunda. Takip etmek, ilgilenmek ve gerektiğinde “hayır” demek zorunda.

Çünkü “evet” demek kolay, ama bedelini çocuklarımız ödüyor.

Bu ülkenin üretime ihtiyacı var.

Bu ülkenin kitap okuyan, hayal kuran, gerçek dünyayla bağını koparmayan çocuklara ihtiyacı var.

Ve belki de en çok… Sınır koyabilen ama sevgiyi eksiltmeyen ebeveynlere ihtiyacı var.

Çocuklarımızı dijital dünyadan korumak için önce kendimizi korumamız gerekiyor. Yorulduğumuzda, tükendiğimizde bile sınır koymayı becermek zorundayız.

Çünkü mesele ekran değil.

Mesele, çocuğun yalnız bırakıldığı her an.

Kolay değil.

Hiç kolay değil.

Ama başka yolu da yok maalesef.

*

Okurlarımızdan gelen yorumlara kulak verelim:

*

ANKARA’DA SU FATURASI ŞOKU! ŞİŞKİN FATURALARIN NEDENİ BELLİ OLDU

EDİTÖR: BÜŞRA AKÖZ - 9 NİSAN 2026

"...ABB tarafından abonelere gönderilen mesajda, su faturalarında yer alan “katı atık bedeli”nin su tarifesinin bir parçası olmadığı vurgulandı. Mesajda, bu bedelin yasal düzenleme gereği tahsil edildiği belirtilerek, ASKİ’nin bu kalemden gelir elde etmediği ifade edildi."

"Bu kadarına da pes doğrusu. 7 metreküp suya 870 TL fatura." - Ahmet Sedat Üstün

"Size 7 metreküpe öyle gelmiş, bize 4 metreküpe 720 lira." - Ebru

"Allah'ın suyundan para mı alacağız diyen Yavaş, 'suyu bedava yapacağız' diye seçim vaadi yaptı; şimdi Türkiye'de en pahalı suyu kullanıyoruz. Ağam bizimle eğleniyor. Mesaj atarken utanır biraz insan." - Oktay

Ankara’da su faturaları üzerinden dönen kavga, artık bir belediyecilik hizmeti olmaktan çıkıp siyasi bir hesaplaşmanın bedeline dönüşmüştür. ASKİ’nin, bu ay itibarıyla güncellediği tarifeye göre; 0-15 metreküp arası kullanımda suyun birim fiyatı 41 TL bandında tutulmaya çalışılsa da, bu sınır bir kez aşıldığında rakamlar adeta uçuşa geçiyor. Yavaş yönetiminin "suya indirim" vaadiyle çıktığı yolda, Gökçek döneminde girilen o bitmek bilmeyen "engelleme" ve "indirimi geri çekme" polemikleri; yargı kararlarıyla birleşince faturasını yine Başkentli ödedi. ABB'nin "katı atık bedeli bizim gelirimiz değil" cevabı, Türkiye’nin en pahalı suyunu tüketen Ankara halkı için artık bir mana ifade etmiyor. Siyasi restleşmelerin gölgesinde musluklardan su değil, resmen zam akıyor.

*

MELANIA, NE İŞ?

KÖŞE YAZARI: TAMER KORKMAZ - 11 NİSAN 2026

"...Melania, “apar topar” düzenlediği basın toplantısında “Epstein ile herhangi bir bağlantısı olmadığını” iddia etti. Kendisini, Donald Trump ile tanıştıran kişinin Epstein olmadığını öne sürdü. “Jeffrey Epstein ve Ghislaine Maxwell ile hiçbir zaman arkadaşlık kurmadım” dedi. İtibar suikastına uğradığını, söyledi..."

"Oysa masonluk; İslamiyet, Hristiyanlık veya Musevilik gibi farklı inançlara mensup üyeleri çatısı altında barındırarak bu motifleri sadece sembolik bir eğitim aracı olarak görüyor. Sonuç olarak, bu köklü oluşumun belirli bir dinin gizli örgütlenmesi olduğu yönündeki tezler gerçeği yansıtmıyor. Yeni Ankara'da yayımlanan 'Masonlar Yahudi mi?' haberi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?" - Mustafa

"Melania'nın birdenbire ortaya çıkıp bu sözleri sarf etmesinin nedeni, acaba İsrail için girilen savaşın kaybediliyor olması ve Trump'ın Netanyahu'ya savaşı bitirmek istediğini söylemesi ile ilgili olabilir mi? Trump'ın İran ile masaya oturması İsrail'i endişelendirdi ve Trump'ın savaşı bitirmemesi için Melania üzerinden bir şantaj kartı gösterdi, alttan alta Trump'ı tehdit etmeye başladı. Melania'nın çıkışının, ABD-İran arasındaki barış görüşmelerinin arifesine denk gelmesi dikkat çekici değil mi?" - Comandante

Okuyucumuz Mustafa Bey’in de dikkat çektiği o "yaygın yanılgıları" olgularla çarpıştırıp gerçeği gün yüzüne çıkarmaktır. Ayşenur Ani imzalı 'Masonlar Yahudi mi?' başlıklı haberimiz, masonluğun kullandığı Süleyman Tapınağı gibi kavramların dini birer kimlik değil, sadece felsefi birer metafor olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Okuyucumuz haberin satır aralarında aradığı cevabı net bir şekilde bulacaktır. Mesele bir dinin örgütlenmesi değil, bir felsefenin sembolizmidir. Comandante isimli okuyucunun dikkat çektiği "zamanlama" meselesine gelince; siyasette hele de Amerikan siyasetinde tesadüf, sadece masumların inandığı bir masal.

*

SINIR HATTIMIZDA İSRAİL TEKNOLOJİSİ Mİ KURULUYOR

KÖŞE YAZARI: SALİH AYDEMİR - 11 NİSAN 2026

"...Tüm dünyanın gözü kulağı şu günlerde İran ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilime kilitlenmiş durumda. Küresel başlıklar Tahran hattındaki satrançla meşgulken Türkiye’nin hemen yanı başında çok daha kritik bir gelişme sessizce ilerliyor. Yunanistan ile İsrail arasında kurulan askeri ittifak derinleşiyor güçleniyor ve doğrudan Türkiye’yi hedef alabilecek bir kapasiteye ulaşıyor....

"Salih Bey harika bir konu ve yazı olmuş elinize sağlık. Hoş geldiniz."
Yeni Ankara İmtiyaz Sahibi Ali Çetin

"Elinize sağlık çok güzel bir tespit olmuş, ülkemizle alakalı konulardaki yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyoruz." - Mert Halil

"Salih hocam bölgesel dengelerin sadece diplomasiyle değil, teknolojik ittifaklarla nasıl şekillendiğini çok akıcı bir şekilde anlatmışsınız. Devamını merakla bekliyoruz. Kaleminiz daim olsun." - Sevde Söğüt

"Orta Doğu'nun en büyük tehlikesiyle alakalı yapılan bu tespiti güzel şekilde açıklamışsınız, elinize sağlık. Bu tür ülkemizi ilgilendiren konularla alakalı yazılarınızı bekliyoruz."
Mert Halil

"Tespitlerin tam yerinde olmuş, eline emeğine kalemine sağlık." - Murat

"Hocam güzel bir tespit olmuş. Elinize yüreğinize sağlık." - Necati Mirza

"Makalelerini büyük dikkatle takip ettiğim üstadın bu yazısı da ufkumun açılması açısından fevkalade olmuş. Bundan sonraki analizlerini de merakla bekliyor olacağım. Yeni Ankara ailesine katılımının her iki taraf için de büyük kazanım olduğunu düşünüyor, saygılar sunuyorum." - Özgür Bey

"Milli bir görüş ile bizlere verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. Kaleminize, aklınıza sağlık." Mustafa Özver

"Sessiz tehlikeleri somut verilerle çok iyi özetlemişsiniz; kaleminize sağlık." - Emin

"Emeklerine sağlık babacığım." - Melisa A.

"Hayırlı olsun babacım." - Merve A.

Yeni Ankara ailesine "merhaba" diyen Terör ve Güvenlik Uzmanı Salih Aydemir, ilk yazısıyla sadece bölgesel bir tehdide parmak basmadı, aynı zamanda okurlarımızla aramızda kurduğumuz o güçlü bağın ne kadar canlı olduğunu da kanıtladı. Özellikle kızlarının ve sevenlerinin bu ilk adımda kendisini yalnız bırakmaması, gazetemizin sadece bir haber mecrası değil, büyük bir aile olduğunun en güzel resmi. Okurlarımızın bu yoğun ilgisi, milli meselelerde ne kadar hassas bir takipçi kitlesine sahip olduğumuzu bir kez daha gösterdi. Salih Aydemir’in stratejik analizleri ve arka kapılara tuttuğu ışıkla, Yeni Ankara’nın milli duruşu artık daha da keskin. Aramıza hoş geldiniz Salih Bey; kaleminiz keskin, yolunuz açık olsun.

*

USTA’LAR VE ÇIRAK’LARI

KÖŞE YAZARI: TAMER KORKMAZ - 14 NİSAN 2026

“Henüz üniversitede değildim. Çok meraklıydım… Bir gazetede okudum: Bir genç ‘Demokrat olmayan Demokrat Parti’den istifa ediyorum’ demişti… Üniversiteye girdim, buldum… O genç avukat, Hüsamettin Cindoruk’tu. Kardeşi Şadi ile çok yakındık. Ailesi Hüsam derdi. Ben de bir süre Hüsam Cindoruk’a çırak oldum. (…)"

"Siyasiler bu yazıyı çerçeveletip baş uçlarına assınlar... Vallahi bravo... Aşk olsun Tamer Korkmaz." - Ercan Şen

"Şuna bakın! Bize 'baba' diye yutturulan insanların gerçek yüzlerinin öyle olmadığını yıllar sonra öğrenmek ne acı." - Ysnkhvci

"Geçmişe dair harika tespitler..." - Ahmet

"Yine güzel bir yazı, benzetmeler her zaman olduğu gibi harika! Elinize emeğinize sağlık." HDK

"Dünya onlara da kalmadı. Artık hesap vakti..." - M. Ali

"Korkmadan bilinmeyen gerçekleri yazdığınız için teşekkür ederim. Gözümüz biraz daha açılıyor. Kaleminize sağlık, arkanızda biz okuyucularınız var." - Esra

Hüsamettin Cindoruk’un Türk siyasi tarihindeki o ağırlıklı yerini ve her daim koruduğu beyefendi duruşunu hatırlatması bakımından çok kıymetli. Yeni Ankara ailesi olarak, Türk siyasetinin bu usta ismine bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz.

*

Tamer Korkmaz'ın 16 Nisan 2026 tarihinde yazdığı "EDEN, BULUR!" başlıklı yazısı da bir önceki yazının günümüze zuhur eden haliydi.

Okuyucularımız bu yazısında yazarımızı yalnız bırakmadı.

".. Kemal Kılıçdaroğlu, “Akıl Hocası” Cindoruk’un cenaze merasiminde zuhur ettiği vakit, Özgür Özel’i es geçti. Tokalaşmadı, yüzüne bile bakmadı! “Ben Kemal” Bey, “mutlak butlan” olasılığı için halen daha pusuda beklediği için mi böyle davrandı; yahut, bu Özel’e duyduğu öfkenin bir yansıması mıydı? Medya Arkeologları, mutat günlük kazılarında işbu sualin cevabını arıyorlar!"

"Bu Tamer Korkmaz daha ne yapsın, açık ikamet adresi mi bekliyor sayın savcılarımız. Her şey ortada." - Ercan Şen

"Bu gerçekleri sizden başka yazan başka bir gazeteci yok. Emeğinize sağlık. Hayat hep doğru söyleyeni dokuz köyden kovuyor." - Ysnkhvci

"İyi ki varsın Tamer Korkmaz, bu kirli bağlantıları sayende açık ve seçik bir şekilde öğreniyoruz." - Mehmet Tunç Karadeli

Siyasette hiçbir kare sadece bir 'an' değildir; Tamer Korkmaz’ın da dediği gibi, o cenaze törenindeki bir bakışın ya da bir selamın es geçilmesinin altında devasa bir hesaplaşma yatıyor. Okurlarımızın bu analizlere verdiği yoğun destek, satır aralarındaki o 'gizli iktidar savaşlarının' halk nezdinde ne kadar karşılık bulduğunun bir kanıtı. 'Mutlak butlan' gibi hukuki ve siyasi kavramların ardındaki gerçek niyetleri deşifre etmek için arkeolojik kazılar devam ettikçe; doğruyu söyleyen dokuz köyden kovulsa da hakikat mutlaka kendine bir yol buluyor."

*

AİLE HEKİMLİĞİ ALARM VERİYOR

KÖŞE YAZARI: ORHAN UĞUROĞLU - 13 NİSAN 2026

"Türkiye’de yaklaşık 30 bin aile hekimi, 86 milyona yakın vatandaşa hizmet veriyor. Sağlık Bakanlığının yayınladığı yeni “performans kılavuzu” hem iş yükünü artırıyor hem de gelirleri aşağı çekiyor.Türkiye’de sağlık sisteminin en kritik halkası hangisi?
Hastaneler mi? Şehir hastaneleri mi? Üniversite klinikleri mi? Hayır. Cevap çok net: Aile hekimliği sistemi. Çünkü bu sistem çökerse, gerisi domino taşı gibi devrilir."

"Sabahtan beş on hasta bakıyorlar geri kalan boş zaman! Sağlık sigortalılar ise özel hastanelerden hizmet alıyor. Biraz akıl biraz izan! Yazınızı okuyan aile hekimlikleri ana baba günü zannedecek!" - Nurten

Nurten Hanım'a bu konuda katılmıyorum. Nurten Atalay hanımefendi, Türkiye'deki sağlık sistemindeki aksaklıklar baki olsa da aile hekimlikleri ve her mahalleye ait olması, birçok ülkede mumla aranan bir sistem. Aile hekimliklerinin ana baba günü olması onların başarısının bir göstergesi olamaz; bu durum ancak sistemsel bir yoğunluğun işareti olabilir. Ama yurdunu ve ülkesini seven bir vatandaş olarak bu aile hekimliği sistemini sonuna kadar destekliyorum. Doktor başına düşen hasta sayısının ilerleyen zamanlarda azalması, performans ve sistem konusunda en iyi iyileşme yolu olacaktır.

*

KENDİNİ İSA SANAN FİL

KÖŞE YAZARI: SİMA GÜLESER POLAT - 15 NİSAN 2026

"...Trump, kendisini Hz. İsa olarak paylaşan bir görsel paylaştı. Yapay zekaya ne yazdı acaba? "Seni susuz bırakırım" mı? İlk defa bir paylaşımının ardından pişmanlık gösterdi. Görseli sildi... Gerekçe olarak da, kendisini İsa değil doktor olarak gösterdiğini söyledi. Trump, züccaciye dükkanına giren bir fil gibi yakıp yıkmaya her koşulda devam ediyor."

"Kısa ve öz bir yazıda hem tarihi hem siyasi hem de dünya gerçeklerini bu kadar net anlatmanız gerçekten etkileyici. İnsanlığın geçmişten bugüne yaşadığı mücadeleyi ve günümüzün karmaşık dengelerini çok iyi ifade etmişsiniz. Böyle bir bakış açısı herkes için düşündürücü ve değerli." - Gülay Çiçek

Az şeyle çok şey anlatmak için çok çalışıyorum... Ne mutlu ki; geri dönüşler de doğru yolda olduğumu yeniden hatırlatıyor bana. Teşekkür ederim.

*

OKULLARDA ŞİDDETİ ÖNLEMEK İÇİN ACİL EYLEM PLANI

KÖŞE YAZARI: ALİ MURAT KARABAĞ - 16 NİSAN 2026

"Önce Siverek şimdi Maraş. Artık konuşma değil, somut ve kararlı adımlar atma zamanı. Okullarda artan şiddet olaylarını önlemek için sadece tek bir alana odaklanmak yeterli değildir. Güvenlik, eğitim, aile ve dijital dünya birlikte ele alınmalıdır.

İşte gecikmeden hayata geçirilmesi gereken bütüncül çözüm önerileri:
1. Bekçiler acil olarak okul girişlerinde görevlendirilmeli. Caydırıcılık en temel güvenlik önlemidir.
2. Okul giriş-çıkışları kontrol altına alınmalı (kart/turnike sistemi)Kimliksiz giriş tamamen engellenmeli.
3. Okul çevreleri “güvenli alan” ilan edilmeli. Belirli bir mesafede sürekli denetim sağlanmalı."

"Hocam bunun tarifi yok, bu nasıl bir şiddet! Keşke bu maddeleri uygulayacak bir babayiğit çıksa." - Eser Doğan

Okullarımızdaki şiddet sarmalı, artık "kınama" mesajlarıyla geçiştirilemeyecek bir noktaya ulaştı. Ali Murat Karabağ’ın sunduğu 24 maddelik eylem planı; bekçiden turnike sistemine, güvenli alan ilanından dijital takibe kadar bu sorunu kökten çözecek bütüncül bir iradeyi temsil ediyor. Okurumuzun dediği gibi; bu önerileri hayata geçirmek için sadece bütçe değil, çocukların can güvenliğini her şeyin üzerinde tutan bir kararlılık lazım. Eğitim yuvalarını birer kaleye çevirmek yerine, güvenin ve huzurun hakim olduğu alanlar yapmak ancak bu tür somut ve caydırıcı adımlarla mümkün.

*

YENİ ANKARA YAZDI, TBMM HAREKETE GEÇTİ: ÇUBUK HATTINDAKİ GBT ÇİLESİNE KRİTİK MÜDAHALE!

EDİTÖR: FIRAT KARABULUT - 16 NİSAN 2026

"...Ankara-Çubuk hattında özellikle sabah saatlerinde işe ve okula giden vatandaşların maruz kaldığı rutin kimlik kontrolleri, uzun süredir bölge halkının gündemindeydi. Ancak bu durum, Yeni Ankara Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hasan Taşkın’ın kaleme aldığı yazının kamuoyunda geniş yankı uyandırmasıyla birlikte daha geniş kitlelerin dikkatine sunuldu."

Öncelikle Yeni Ankara Genel Yayın Yönetmeni Hasan Taşkın'ın 15 Nisan günü kaleme aldığı ÇUBUK OTOBÜSLERİNDE “HER GÜN GBT” MESELESİ başlıklı yazısını hatırlayalım.

"...Sabahın erken saati… Bazen farklı saati... Ankara’nın Çubuk ilçesinden kalkan belediye otobüsleri dolu. İşe gidenler, öğrenciler, hayat telaşı… Otobüs kontrol noktasında duruyor. Kapı açılıyor. Polis memurları içeri giriyor. Kısa bir sessizlik… “Kimlikler…” Vatandaş cüzdanına uzanıyor. Kimlikler çıkarılıyor. Herkes sıranın kendisine gelmesini bekliyor. Tek tek GBT sorgusu…"

Bu yazıdan sonra her gün tekrarlanan Genel Bilgi Toplama (GBT) kontrolleri, Yeni Ankara Gazetesi’nin gündeme taşıdığı haberin ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi TBMM gündemine taşındı.

"Eğer bir güvenlik zaafı olmayacaksa faydalı ama güvenlik zafiyeti çıkarsa ve herhangi bir terör eylemi veya toplumsal bir büyük eylemin suç ortaklığıyla suçlanırsınız! Tabii bu uygulamayı kaldıran siyasilerle birlikte!" - Ufuk Birkan

Meclis’in bu sese kulak verip harekete geçmesi önemli bir adım. Ama okurumuzun "güvenlik boşluğu doğarsa ne olacak?" sorusu da çok haklı bir kaygı. Hatta haberi ilk okuduğumda benim de aklımdan geçenler tam olarak bunlardı. Denge çok önemli. Güvenliği tamamen bırakmadan; insanları sabahın köründe, işine okuluna yetişmeye çalışırken yormadan bu işi çözmek lazım. Teknolojinin bu kadar geliştiği bir devirde, hayatı durdurmadan da huzuru sağlamak mümkün.

*

KAHRAMANMARAŞ’IN KAHRAMAN ŞEHİDİ; AYLA ÖĞRETMEN

KÖŞE YAZARI: ORHAN UĞUROĞLU - 17 NİSAN 2026

"... Ve şimdi Hürriyet yazarı, CNN Türk programcısı Ahmet Hakan çıkıp teşhis koyuyor: “Kayıp Nesil.” Peki soralım: O nesli kim, neden, nasıl kaybetti? Teşhis var, fail yok Ahmet Hakan bir teşhis koyuyor. Başlık: “Kayıp Nesil.” Ama teşhis var, fail yok. Yazdığı maddelere bakalım: Önlem şart… Sağduyu… Özenti… Travma… Disiplin… Hepsi doğru gibi. Ama çok eksik. Çünkü en kritik soruyu sormuyor: Bu noktaya nasıl gelindi? 24 yıllık iktidar: Hiç mi sorumluluk yok?"

"Aynen katılıyorum. Ahmet Hakan bir orada bir burada; ne okurum ne seyrederim."
Sevgi Uğuroğlu

"Büyük usta Orhan Uğuroğlu, Türk milletinin yüreğinden kopan duygulara tercüman oldunuz, acımıza merhem oldunuz. Sağ olun, var olun." - Zeki Topçuoğlu

Ayla Öğretmen’in acısı henüz tazeyken, bu olayı "Kayıp Nesil" gibi süslü başlıklarla genelleyip geçmek, gerçek sorumluluğu gizlemekten başka bir işe yaramıyor. Orhan Uğuroğlu’nun da vurguladığı gibi; teşhis koymak kolay ama asıl mesele bu neslin kimlerin elinde, hangi yanlış politikalarla kaybolduğunu söyleyebilmek. Okurlarımızın bu sitem dolu desteği, toplumun artık sadece sonuçları değil, o sonuçları doğuran asıl failleri de görmek istediğinin bir kanıtı. Yılların birikmiş hatalarını görmezden gelip sadece gençleri suçlamak vicdanları rahatlatmaz. Bu ülkenin çocuklarını ve öğretmenlerini koruyamadıysak, bunda hepimizin payı var, ama en çok da idareyi elinde tutanların...

*

ANKARA YÜRÜYÜŞ ROTALARI 2026: ŞEHİRDEN DOĞAYA EN İYİ PARKURLAR

EDİTÖR: BUSE AKAR - 17 NİSAN 2026

"... Ankara yürüyüş rotaları, 2026 yılında hem şehir içinde hem de doğa alanlarında farklı seviyelere hitap eden seçenekler sunuyor. Başkentte yürüyüş yapmak isteyenler için parklar, göl çevreleri ve trekking parkurları öne çıkıyor."

"Ülkemizde yapılacak en iyi aktivitelerden biri bence trekking. Hem stresli olan halkımıza iyi gelir, stresi alır hem kalp ve damar sağlığı açısından iyidir hem de doğada insana huzur verir." - Zafer Berk

Şehrin gürültüsünden ve günlük hayatın stresinden kaçmak için doğaya sığınmak artık bir tercihten ziyade zorunluluk haline geldi. Zafer Bey'in de dediği gibi doğada atılan her adım sadece bedene değil, asıl ruha şifa oluyor. Ankara aslında kendi içinde keşfedilmeyi bekleyen nefesten birer ada saklıyor. Şehrin içindeki parklarda bile görmek isteyene pembe ağaçlar var. Yeter ki görelim...

Bu hafta yeni isimleri aramızda görmek beni gerçekten çok mutlu etti. Okuyucu kitlemizin her geçen gün yeni yüzlerle, yeni fikirlerle gitgide büyümesi, yaptığımız işin doğruluğuna olan inancımızı pekiştiriyor. Ailemize yeni katılan tüm dostlarımıza "hoş geldiniz" diyorum...

SON SÖZ

Sizlerden bir ricam var.

Yorumlarınızı yazarken güzel Türkçemizi mümkün olduğunca özenli kullanalım. Bazen öyle bozulmuş bir halde geliyor ki, ne demek istediğinizi anlamak için epey çaba sarf ediyoruz. Yine de vazgeçmiyoruz; çünkü sizlerin sesi bizim yönümüz.