"Böyle böyle doğruyu bulacağız"

Gazetecilik, sadece bir şeyler yazıp onu boşluğa bırakmak değil; yazdıklarınızın yankısını göğüsleyebilmek ve o yankıdan yeni bir doğru inşa edebilmektir.

"Böyle böyle doğruyu bulacağız"

Medya çalışanları olarak her gün kamuoyunun huzuruna fikirlerimizi çıkarıyoruz.

Ancak asıl kıymetli olan, bu fikirlerin çarpıştığı noktada başlayan o "sakin iletişim"ve "doğruya ulaşma sebatıdır."

Bu hafta köşemde, iki farklı ismin yazılarımıza verdiği yapıcı geri dönüşleri ve medyadaki o özlediğimiz "nezaket ile farkındalık" iklimini paylaşmak istiyorum.

*

Bu sürecin ilk yansıması, her geçen gün daha geniş kitlelere yayılmaya devam eden Yeni Ankara’nın, transferiyle büyük ses getiren güçlü kalemi, usta gazeteci Tamer Korkmaz'ın 31 Ocak Cumartesi günü yayımlanan "Dünden Bugüne İbretlik Psikolojik Harekât Örnekleri" başlıklı yazısıyla başladı.

2011-2018 yılları arasında AK Parti Milletvekilliği yapmış olan Sayın Metin Külünk, X hesabından yaptığı paylaşımla Tamer Korkmaz’ın yazısında vurgulanan asıl temayı isabetle yakalamış.

Külünk, yazıda 90'larda derin suikastlar ve operasyonlar üzerinden toplumsal kutuplaşmanın ve siyasetin gidişatının nasıl şekillendirildiğini, tam bir farkındalıkla şu şekilde anlattı:

"1990 yılından sonra olup bitenleri anlamak isteyenler için Sayın Korkmaz’ın yazısı, karanlıkta kalan noktaları aydınlatan önemli bir rehber niteliğindedir. Bütün futbolseverlerin bu yazıyı dikkatle okuması gerekir."

Usta gazeteci Tamer Korkmaz, bu ve benzer yazılarında; futboldaki adaletsizlikler üzerinden sadece sportif sonuçların değil toplumsal ve siyasal hayatın menfi etkilenmesini ve dahi son tahlilde kaos ortamı oluşmasını isteyenlerin oyunlarını anlatmaya çalışıyor.

Ayrıca, yazıda 90'larda derin suikastlar ve operasyonlar üzerinden toplumsal kutuplaşmanın ve siyasetin gidişatının nasıl şekillendirildiği anlatılıyor.

Sayın Külünk de bu önemli satırlarıyla, usta bir kalemin yazdıklarının toplumun hafıza tünellerinde yolumuzu aydınlatan bir rehber olduğunu tescillemiş oldu.

*

Bir diğer geri dönüş ise; geçtiğimiz günlerde, Veryansın TV Genel Yayın Yönetmeni, Gazeteci Erdem Atay’ın, Rasim Ozan Kütahyalı ve CHP üzerine kurduğu bir cümleyi eleştirdiğim "Türk-Kürt ayrımını yapmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz?" başlıklı yazıma gelen yankıydı.

O yazımda siyasetin geldiği noktayı, ilkeleri ve toplumsal hafızayı sorgulamıştım."

Yazı yayınlandıktan sonra, modern medya düzeninde pek alışık olmadığımız bir gelişme yaşandı. Erdem Bey, konuyla ilgili doğrudan savunma hattı kurmak yerine önyargısız bir tutumla doğrudan bana ulaştı.

Kendisinin de müsaadesiyle, o ilk mesajını ve aramızdaki diyaloğu paylaşmak istiyorum:

"Sima Hanım merhaba. Bugün bir yazınızla karşılaştım. Eleştiriniz ve yazınız için teşekkür ederim. Böyle böyle doğruyu bulacağız. Ancak merak ediyorum, ben otorite boşluğunun neyini fırsat bildim? Ve devamında söylediğiniz 'hafıza', 'ucuz siyaset', 'ilke' ifadelerini ne için kullandınız?"

Erdem Bey’in bu yapıcı ve cevap almaya yönelik yaklaşımı üzerine, şahıslardan ziyade siyasi yapıya ve değerlere odaklanan bir Okur Temsilcisi hassasiyetiyle kendisine şu yanıtı verdim:

“Erdem Bey Merhaba, içten mesajınız ve yapıcı yaklaşımınız için çok teşekkür ederim. Yazımdaki sert görünen sorularımın hedefi şahsınız ya da bir başka isim değil, bahsettiğiniz o ‘ihtimalin’ ve o siyasi yapının kendisiydi. Benim itirazım, siyasetin sadece ‘oy’ odaklı bir zemine çekilerek ilkelerin ve siyasi hafızanın geri plana atılmasınadır. Bahsi geçen kişinin bir siyasi yapıda karşılık bulabileceği düşüncesi bile, toplumsal belleğimizi korumamız gerektiğini düşünen bir gazeteci ve vatandaş olarak beni derinden rahatsız etti. ‘Ucuz siyaset’ ve ‘ilke’ vurgularım, şahıslara değil; hafızasızlaşan bu siyasi iklime yöneliktir.”

İşte bu nokta, bir Okur Temsilcisi olarak benim için en yapıcı kısımdı.

Karşılıklı soruların ve cevapların ardından Erdem Bey, o çok tartışılan çıkışının perde arkasını samimiyetle deşifre etti:

"Seçmenin artık gerçeği görmesi için abartı söylemler önemlidir. Vurucu olması için söylenmiş bir sözdür. Diğer isimleri kabul eden seçmenin ROK’u kabul edebileceği gerçeğine işaret ettim."

Bu nazik iletişimin ve yapıcı tavrın mesleğimizin geleceği için umut verici olduğunu düşünüyorum.

Erdem Atay’a bu şeffaf geri dönüşü ve köşeme kattığı bu kıymetli "doğruyu arama" süreci için teşekkür ediyorum.

*

İster bir paylaşımla gelen güçlü bir omuz, ister bir mesajla başlayan zarif bir tartışma olsun... Gazetecilikte asıl kazanç, kurulan bu sağlıklı köprülerdir.

Bizler; önyargısız tutumumuzla, sakin iletişimimizle ve her şeyden önemlisi doğruyu bulma konusundaki sebatımızla bu yolu yürümeye devam edeceğiz.

Çünkü Erdem Bey’in de dediği gibi; böyle böyle doğruyu bulacağız.

*

OKURLARIMIZIN YORUMLARINA BAKALIM...

*

"EŞİM KANSER, BEN ÇÖPTEN KARTON TOPLUYORUM": 76 YAŞINDAKİ EMEKLİNİN YÜREK YAKAN İTİRAFI

EDİTÖR: FATMANUR ZIRH - 1 ŞUBAT 2026

"...İYİ Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, emekli vatandaşların ekonomik çıkmazını hem Meclis kürsüsüne hem de sosyal medya gündemine taşıdı. İktidarın ekonomi politikalarını eleştiren Çömez, sokaktaki gerçekliğin rakamlardan çok daha acı olduğunu vurguladı."

"Sayın Turhan Çömez’e sormak istiyorum: CHP’li belediyeler SGK’ya olan borçlarını neden ödemiyor? Emeklilik maaşı bir “geçim garantisi” değil, birikimlerin karşılığıdır. İnsan, emekli olana kadar hayatını planlamaz, az çalışıp az prim yatırır, sonra da yüksek maaş beklerse bunun adil olduğunu söyleyebilir miyiz? Balıkesir’de belediye otobüsleri emeklilere ücretsiz değil mi? Belediye ve sosyal yardım kurumlarına başvurulmuş mu, başvurulduysa gerçekten reddedilmiş mi? Ayrıca bir kişinin ödediği primle en az dört kişinin sağlık hizmeti alabildiği bir sistemden söz ediyoruz. Eşinin sağlık giderlerinin yüz binlerce lirayı bulduğu iddiası varsa, bunun da somut şekilde ortaya konması gerekir. Elbette yoksulluk gerçeğini inkâr edemeyiz. Ancak sorunun tüm sorumluluğunu tek başına merkezi yönetime yüklemek de meseleyi eksik okumak olur." - Nurten Atalay

Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez’in emeklilerin yaşadığı yoksulluğa dikkat çeken açıklamaları kamuoyunda geniş yankı bulurken, bazı okurlarımız da tartışmanın yalnızca tek bir pencereden ele alınmaması gerektiğini vurguluyor.

*

4 MUZ FİYATINA BAŞKENT YOLCULUĞU: ABB'NİN GÖSTERDİĞİ KURLA HESAPLADIK!

EDİTÖR: FIRAT KARABULUT - 1 ŞUBAT 2026

"...Ankara’daki EGO biniş ücretinin ABD’li bir turist için 1 doların bile altında kaldığını ortaya koydu. Rakamlar, sadece ulaşım maliyetini değil, Türkiye ekonomisinin geldiği noktayı da çarpıcı biçimde gözler önüne serdi."

" Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne, ilçe belediyelerine ve daire başkanlıklarına ait resmi ve kiralık araçların, zaman zaman belediye görevleri dışında özel amaçlarla kullanıldığı yönünde yaygın bir kanaat var. Bu araçları kullanan personele ücretsiz ulaşım kartı verildiği halde, mesai bitiminde araçların belediye garajına bırakılmayıp evlere götürüldüğü ifade ediliyor. Bu durumun yakıt, bakım ve yedek parça gibi maliyetlerinin de dolaylı olarak Ankaralıların cebinden çıktığı düşünülüyor. Binek araçlarının yanı sıra arazi araçlarının da konutlara götürülmesi kamuoyunda rahatsızlık yaratıyor. Mansur Başkan’ın bu iddialara yönelik denetimleri artırması ve gerekli adımları atması gerektiği kanaatindeyim." - Semih E.

Yeni Ankara olarak yaptığımız “4 muz fiyatına yolculuk” hesabı, ulaşımın ucuzluğunu değil, aslında Türk lirasının ne kadar değersizleştiğini gösteriyor. ABD’li bir turist için 1 doların altında kalan biniş ücreti, Ankara’da yaşayan bir vatandaş için ucuzluk anlamına gelmiyor.

Bugün Ankara’da asgari ücretle veya emekli maaşıyla geçinmeye çalışan bir insan için toplu taşıma hala ciddi bir masraf. Son yıllarda ulaşım ücretlerine yapılan artışlar ortada.

Ayrıca belediyenin kendi personeline ve yöneticilerine tahsis edilen araçların, yakıt ve bakım giderlerinin kamu bütçesinden karşılanması iddiası da vatandaşın hassasiyet gösterdiği bir başka konu. Toplu taşıma ucuz gösterilirken, kamuda israf algısı oluşması insanın vicdanını incitiyor.

*

TEKNOLOJİYLE YAZILAN BİR MİLLİ HİKÂYE

YENİ ANKARA GENEL YAYIN YÖNETMENİ HASAN TAŞKIN - 2 ŞUBAT 2026

"... Türkiye’nin savunma sanayii tarihinde bazı isimler yalnızca ürün geliştirmez; bir zihniyeti, bir kırılma anını temsil eder. Selçuk Bayraktar, işte bu nadir figürlerden biri. O, yalnızca insansız hava araçları üreten bir mühendis değil; Türkiye’nin gökyüzündeki bağımsızlık iddiasını somutlaştıran bir aklın adıdır. "

-"Hasan Bey, güzel bir yazı olmuş. Elinize sağlık. Bir yazınızda da annesinin, onun mühendislik gelişimine nasıl katkı sağladığını anlatırsanız zevkle okuruz." - Aslanlı

-"Türk Savunma Sanayii’ne müthiş bir vizyon kazandırdı gerçekten... Etrafımızdaki terör çemberini kırmamızı sağlayan ama buna rağmen tevazuyu elden bırakmayan kıymetli bir bilim adamı Selçuk Bayraktar." - Taha

-"Selçuk Bayraktar ve Haluk Bayraktar’ın, ailelerinden aldıkları köklü eğitimle ‘milli ve yerli’ teknolojilere adanmış bir misyonla yetiştikleri çok açık. Türkiye’yi başka bir kulvara taşıyan asıl fark da burada." - Nurten

Okur yorumlarında öne çıkan ortak nokta; Selçuk Bayraktar’ın sadece bir mühendis değil, aynı zamanda ülkesine karşı sorumluluk bilinciyle hareket eden bir vizyon insanı olarak görülmesi. Okurların beklentisi, bu hikayenin devamının gelmesi yönünde.

*

ENGELLİYE UZAK, HEP Mİ UZAK KALACAK?

KÖŞE YAZARI: HASİBE BOZTEPE - 2 ŞUBAT 2026

"...Engelli bireyler, toplumun tam ve eşit bir parçası olabilmek için erişilebilir ulaşıma ihtiyaç duyarlar. Ancak şehirlerarası ve uluslararası seyahatlerde karşılaşılan engeller, bu bireylerin bağımsızlığını ve katılımını kısıtlamaktadır."

-"Engel grubu ayırmadan sorunları ve çözümlerini çok net ifade etmişsiniz. Çok teşekkür ederim." - Cengizhan Carlak

-"Sayın hocam, sizin önerileriniz ve bizim temennimiz doğrultusunda inşallah tüm yolların erişilebilir olmasıyla; bir görme engelli bastonuyla, bir işitme engelli tercümanıyla, bir ortopedik engelli tekerlekli sandalyesiyle tüm Türkiye’yi, hatta dünyayı turladığını duyarız." Süleyman

Okurlarımızın da işaret ettiği gibi, Hasibe Boztepe’nin yazısı engelli bireylerin şehirlerarası ve uluslararası yolculuklarda yaşadığı sorunları net biçimde ortaya koyuyor. Yeni Ankara olarak, engelli vatandaşlarımızın sesi olmayı sürdüreceğiz. Bu konuyla bağlantılı olarak, erişilebilirlik bir lütuf değil temel bir haktır.

*

EPSTEIN DEPREMİ, EN ÇOK KİMLERİ VURACAK?

KÖŞE YAZARI: TAMER KORKMAZ - 3 ŞUBAT 2026

"... MOSSAD ajanı, seks taciri Jeffrey Epstein ile ilgili yeni erişime açılan belgeler, öncekilerden çok daha büyük şok dalgalarını beraberinde getirdi."

-"FETÖ sapık bir dinî hareket değildir. Bir ihanet hareketidir. Epstein örneği, FETÖ’nün mayasını ayan beyan açığa vurmaktadır. MOSSAD–Epstein–FETÖ; aynı necasetin, aynı kaynaktan fışkırdığını göstermektedir. Fetullah kendisini “Kıtmir” diye tanımlıyordu. Sahiden, siyonizmin Kıtmiri imiş." - Ahmet Atılgan

-"Bu iğrençlikleri okumak midemizi bulandırıyor." - Esra

-"Allah korusun, bunu yapanlar (Epstein gibi) Müslüman olsaydı kıyamet koparılırdı. Ama iş başka olunca, yapanların diniyle ilgili tek kelime edilmiyor." - Kürşat

-"Kim bu ağıza alınamayacak pisliklere bulaştıysa, çarşaf çarşaf ortaya dökülsün." - M. Ali

-"Mr. Trump, ortaya çıkan uluslararası ahlaksızlığı kapatmak için akla hayale gelmedik saldırganlıklar sergiliyor; dünya bunu ibretle izliyor. İran’a, Venezuela’ya ya da komşu ülkelere kabadayılık yapacağına, o pisliklerin kaynağı İsrail’e bir “güzellik” yapsa mesele kökten çözülür." - Serdar Alptekin

Epstein dosyalarıyla birlikte ortaya saçılan tablo, yalnızca bireysel sapkınlıkları değil; devletler arası karanlık ilişkileri, istihbarat servislerinin kirli yöntemlerini ve küresel ölçekte kurulan şantaj ağlarını da gözler önüne seriyor. Okurlarımızın ortak duygusu net: Öfke, tiksinti ve adalet talebi. Tabi bizlerin de...

*

AMATEM’DE GÖREVLİ KRİZİ: İDRAR TAHLİLİ YAPILAMIYOR

EDİTÖR: FIRAT KARABULUT - 3 ŞUBAT 2026

"... Edinilen bilgilere göre, AMATEM’e başvuran hastalar ve yakınları cuma gününden bu yana numune alınamadığını, randevu ve sıra sisteminin fiilen durduğunu ifade ediyor. Koridorda biriken kalabalık, özellikle sabah erken saatlerde yoğunlaşıyor. Bekleyenler, tedavi ve takip süreçlerinin aksadığını, net bir bilgilendirme yapılmadığını dile getiriyor."

-"Mağdurlardan biri de benim. Bizim kullandığımız ilaç ağrı kesici değil; bizler kriz yaşayan hastalarız. Hastane içinde yaşanan personel çatışmalarının hastalara yansıtılmasını kınıyorum." - Sancar06

Yeni Ankara olarak bu tür hayati hizmet aksamalarının yalnızca gündeme taşınmasının yeterli olmadığının farkındayız. Bu noktada, haberimizin ardından sorunun çözülüp çözülmediğine dair bilgiye şimdiye kadar ulaşmamız gerekirdi. Konunun takipçisi olacağımızı, AMATEM yetkililerinden net bir açıklama alınması için Yeni Ankara Haber Merkezi’nin gerekli girişimleri yapacağını ve kamuoyunu bilgilendirmeyi sürdüreceğimizi özellikle belirtmek isterim.

*

BİR DAVET, BİR EMANET VE İLAHİ TAKDİR: YAŞANMIŞ BİR KADER HİKÂYESİ

KÖŞE YAZARI: ENVER BALTAŞ - 4 ŞUBAT 2026

“...Dayı, sana bir sürprizim var” diyerek yapılan bir çağrı… Ankara’dan Kahramanmaraş’a uzanan bir yol, kavuşmaya ramak kala yarım kalan bir buluşma… Körsulu Çayı’na düşen bir beden, ama orada bitmeyen bir hikâye. Anne ve babanın feryadı arasında suya dalıp çıkarılan o melek yüz… Ve o anda duyulan, akılla değil kalple işitilen bir ses:
“Dayı, ben sende geri geleceğim.”

-"İlgiyle bir solukta okudum.Yine duygulandırdın bizi Enver bey" - Muttalip

Bu yazı, ‘kader tesadüf değildir’ diyenlerin sesi. Elif Feyza’nın hikayesi bize hatırlatıyor ki, bazen bir hayat biter ama o hayatın anlamı başka bir yaşamda filizlenir. Bu yazı aynı zamanda bize şükretmenin, farkındalıkla yaşamanın ve emanete sahip çıkmanın önemini tekrar hatırlatıyor. Okurken insanın tüyleri ürperiyor.

*

DÜNYAYI PİSLİK GÖTÜRÜYOR: EPSTEIN LAĞIMI VE ŞEYTANİ ŞANTAJLAR

KÖŞE YAZARI: SİMA GÜLESER POLAT - 4 ŞUBAT 2026

"... Bu ağın İsrail istihbaratıyla bağlantısı artık söylenti değil. Belgelerde geçen isimler, yazışmalar ve özellikle Epstein’ın Ehud Barak’la yaptığı temaslar, MOSSAD bağlantısının somut izlerini taşıyor. Epstein’ın e-postalarında yer alan “Mossad için çalışmadığımı açıkça belirtmelisin :)” ifadesi, masum bir cümle değil; kirli ilişkinin itirafıdır."

-"Kaleminize sağlık, gerçekten çok çarpıcı bir yazı. Sizi zevkle takip ediyorum, kaleminiz çok iyi." - Gülay Çiçek

Okuyucularımdan aldığım bu güçle, gerçekleri yazmaya; karıncanın su taşıması kadar bile olsa devam edeceğim. Nazik mesajınız için teşekkür ederim Gülay Hanım.

*

HAYSİYETLERİ OLSA, BİR DAHA KONUŞMAZLAR

KÖŞE YAZARI: NİHAT KAŞIKCI - 4 ŞUBAT 2026

"...Nedir, ‘uzmanlık’ dediğimiz şey? İster asker, ister stratejist, ister gazete veya gazeteci… Eğer bir konu üzerinde ‘uzmanmış’ gibi geçiniyorsanız, üfürdüklerinizin en azından bir bölümünün sizi ‘doğrulaması’ beklenir. Falcı değil karşımızdaki zevat. Kehanet beklemiyoruz onlardan. "

-"Çok güzel özetlenmiş. Bir sonraki yazınızda Epstein davasına da değinir misiniz sayın yazar?" - Ahmet

"Yazarımız Nihat Kaşıkcı’nın daimi okuyucuları, Epstein skandalına ilişkin değerlendirmelerini kaleme almasını merakla bekliyor."

*

SOĞUK SAVAŞ MİĞFERİNİ TAKMIŞ, SICAK YALANLAR!

KÖŞE YAZARI: TAMER KORKMAZ - 5 ŞUBAT 2026

"... 1972’de Watergate Skandalı’nı ortaya çıkaran “Washington Post” muhabirlerinin bilgi kaynağı “Derin Gırtlak” lakaplı Mark Felt idi. Dönemin FBI Başkan Yardımcısı Mark Felt’in gerçek öyküsünü anlatan 2017 yapımı “Beyaz Saray’a Yıkım Getiren Adam” filminde geçen şu replik fevkalade manidardır: Kafa karışıklığı meydana getirmek de bir çeşit kontroldür.”

-"Epstein Allah muhafaza Müslüman görünümlü bir kukla olsaydı neler olurdu neler… Yahudi olunca ses yok maalesef." - Kürşat

-"Yine muhteşem bir yazı. Yazılamayanı yazmış, eğip bükmeden gerçekleri ortaya koymuşsunuz. Emeğinize sağlık Tamer Bey." - HDK

-"Mamdani’nin fotoğrafının yapay zekâ ile yapıldığını bilmiyordum. Bir kez daha doğruları yazıp bilgilendirdiğiniz için teşekkürler." - Esra

*

PENGUEN NEREYE GİDİYOR?

KÖŞE YAZARI: DURAK KARABULUT - 5 ŞUBAT 2026

"...2026 yılında çekilen bir videodan söz edelim. Tek başına yürüyen sevimli bir penguenin görüntüsü… Kısa bir video ama etkisi büyük. Sadece yürüyor. Ne bağırıyor, ne slogan atıyor..."

-"Bence bu sevimli pengueni en yakınındaki sürüsü sırtından hançerlemiş. O yüzden gidiyor." Fatma Güler

Tek başına uzaklara giden pengueni artık hepimiz tanıyoruz; fakat o bunu bilmiyor. Herkes farklı yorumlar getirdi. Kimi zaman kişisel gelişim malzemesi oldu, kimi zaman siyasi, kimi zaman da bireysel bir hikaye olarak algılandı. Üzerinden manipülasyonlar da yapıldı. Hatta provokasyonlar da... Ama naif kalemi ile, yazarımız Durak Karabulut ise, yazısında bu görüntüyü yurdum insanının sorunlarıyla eşleştirmiş. Çok da güzel olmuş. Ben ise ‘penguen, penguendir’ demekle yetiniyorum.

*

BAŞKENTTE SANAT ŞÖLENİ: 5 ŞUBAT’TA ANKARA ETKİNLİĞE DOYACAK!

MUHABİR: AYŞENUR ANİ - 5 ŞUBAT 2026

"...Ankara, şubat ayının ilk haftasında kültürel takviminin en yoğun ve heyecan verici günlerinden birini yaşamaya hazırlanıyor."

"Bu organizasyonu yapanlar Siyonist mi? Bu milletin acılarıyla hüzünlenmeyen, bu milletin değerlerini değersizleştirenler konser, tiyatro gibi etkinliklerle alkışlanmamalı. 6 Şubat bu kadar mı es geçilir? Yazık!". Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin, depremin yıldönümünde ‘eğlenceye doyacak’ başlığıyla haber yapılması büyük bir rahatsızlık veriyor. 5 Şubat’ı 6 Şubat’a bağlayan gece binlerce insanımızı kaybettik. Şarkıcılarla Ankaralı’yı eğlendirme fikri nereden çıktı? Kısa süre önce eğlence harcamalarıyla gündeme gelen ABB’nin bu konuda daha hassas davranması gerekmez mi?" - Nurten Atalay

Yeni Ankara olarak, 6 Şubat depreminin yıldönümünün toplumumuz için taşıdığı derin acının ve ortak yasın bilincindeyiz. Bu hassasiyetin dile getirilmesini kıymetli buluyoruz. Ancak yorum alanlarımızın, kişi ve kurumları hedef alan genellemelere değil, yapıcı eleştirilere zemin oluşturmasını önemsiyoruz. Kültür-sanat etkinlikleri ile toplumsal yas süreçlerinin dengesi, elbette tartışılabilir; fakat bu tartışmanın sağduyu ve saygı çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini hatırlatmak isteriz.

SON SÖZ

Bu hafta, yorumlarınızı tek tek inceleyerek, içime sinen bir düzen içinde aktarmaya çalıştım. Eleştirileriniz, sitemleriniz, tepkileriniz ve destekleriniz… Hepsi, gazeteciliğin en kıymetli malzemesi.

Biz çuvaldızı her zaman kendimize batırırız; sorun olmaz.
Ama sizlerden bir ricam olacak:
Yorumlarınızı yazarken güzel Türkçemizi mümkün olduğunca özenli kullanalım.
Bazen öyle bozulmuş bir halde geliyor ki, ne demek istediğinizi anlamak için epey çaba sarf ediyoruz. Yine de vazgeçmiyoruz; çünkü sizlerin sesi bizim yönümüz.

Unutmayın:
Gazetecilik, haberi yayınladıktan sonra susmak değildir.
Okurun nefesi, haberin devamıdır.