12 Eylül'ün en ağır yüzleşmesi: 58 gün işkence gördü, yıllar sonra işkencecisine hakkını helal etti
12 Eylül darbesinin sembol isimlerinden Yılma Durak'ın 58 gün boyunca gördüğü ağır işkenceler, yıllar sonra işkencecisinin karşısına çıkıp elini öperek helallik istemesiyle tarihe geçecek çarpıcı bir yüzleşmeye dönüştü.
12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından gözaltına alınan ve 'Doğu'nun Başbuğu' olarak tanınan Yılma Durak'ın yaşadığı ağır işkenceler ve yıllar sonra yaşanan duygusal yüzleşme, askeri ihtilalin 46. yıl dönümünde tekrar anılarda canlandı. Durak, darbenin ardından önce Harbiye Kışlası’nda, ardından Mamak Askeri Cezaevi’nde ağır sorgulamalardan geçirildi. 58 gün boyunca aralıksız süren işkence sürecinde elektrik verme, falaka, tecrit, ağır fiziksel şiddet ve psikolojik baskı gibi yöntemlere maruz kaldı. Ancak bu hikâyenin en çarpıcı bölümü, işkence günlerinden yıllar sonra yaşandı.
İŞKENCECİ YILMA DURAK'IN ELİNİ ÖPTÜ, HELALLİK ALDI
1980 askeri ihtilalinde gözaltına alınan ve ağır işkenceye tabi tutulan 'Doğu'nun Başbuğu' Yılma Durak'a, Mamak Cezaevi'nde o dönem er olan Doğan Eşlik tarafından işkence uygulandı. Doğan Eşlik, yıllar sonra vicdan azabı çektiğini belirterek Yılma Durak ile görüşmek istedi. Eşlik, yıllar boyunca geçmişte yaşananların vicdanında ağır bir yük oluşturduğunu söyledi. Yılma Durak, işkencecisinin görüşme isteğini kabul etti. Yıllar sonra işkenceci ile işkenceye maruz kalan Yılma Durak, Ankara'da bir araya geldi. Doğan Eşlik, geçmişte kendisinin de içinde bulunduğu işkence uygulamaları nedeniyle Durak’tan özür diledi ve elini öperek helallik istedi. Durak ise geçmişin ağır izlerine rağmen bu yüzleşmeyi geri çevirmedi ve işkencecisine hakkını helal etti.

"58 GÜN ARALIKSIZ İŞKENCE GÖRDÜM"
Yılma Durak’ın anlattığı 12 Eylül hikâyesinin en ağır bölümü, gözaltına alındığı günlerle başladı. Darbeden yaklaşık bir hafta sonra evinden alınan Durak, önce İstanbul’a götürüldü. Harbiye Kışlası’nda başlayan sorgu ve işkenceler daha sonra Mamak Askeri Cezaevi’nde devam etti. Durak, yıllar sonra yaşadıklarını anlatırken işkencenin yalnızca fiziksel olmadığını, psikolojik baskının da sistematik biçimde uygulandığını ifade etti. En ağır yöntemlerden birinin elektrik olduğunu belirten Durak; çıplak şekilde elektrik verilmesinden, falakadan ve günler süren tecritten söz etti. Vücudunun şiştiğini, ayaklarının falaka nedeniyle ağır biçimde zarar gördüğünü anlatan Durak, işkencenin ilerleyen günlerinde ailesi üzerinden tehdit edildiğini de aktardı.
"İSTEDİKLERİ İFADEYİ VERMEM İÇİN İŞKENCE YAPTILAR"
Durak’ın anlatımına göre sorgulardaki temel amaçlardan biri, kendisinden Alparslan Türkeş’i suçlayacak bir ifade almaktı. Kendisinden, ülkücü hareketle bağlantılı bazı olayların ve saldırıların Türkeş’in talimatıyla gerçekleştirildiğini söylemesinin istendiğini belirten Durak, bunu kabul etmediğini anlattı.
İddiaya göre kendisine, Türkeş’in adını ifadesine geçirmesi hâlinde serbest bırakılabileceği söylendi. Durak ise ağır işkenceye rağmen istenilen ifadeyi vermediğini ifade ederek, "Hiç tanımadığım veya görmediğim kişilerin ölüm ve eylemlerinden sorumlu tutulmak istendim." diye konuştu.

"İŞKENCENİN 38. GÜNÜ ÖLÜMÜ BİLE DÜŞÜNDÜM"
İşkencenin günlerce sürmesi Durak’ın psikolojik dayanma sınırlarını da zorladı. Kendisini en fazla yıpratan tehdidin ailesi ve çocukları üzerinden yapıldığını anlatan, bir noktada ölümün kurtuluş olabileceğini düşündüğünü söyleyen Yılma Durak, "Hücrede biriktirdiğim ilaçlarla yaşamıma son vermeyi düşündüm." şeklinde konuştu. Daha da çarpıcı olan ise Yılma Durak'ın dışarıya farklı bir haber servis edildiği yönündeki ifadesiydi. Durak, ağır işkence sebebiyle işkenceciler tarafından kendisinin öldüğünün sanıldığını, gazetelere kendisi hakkında “kaçarken vuruldu” şeklinde haber yaptırılmasının planlandığını söyledi.
İŞKENCE MAMAK ASKERİ CEZAEVİ'NDE DE DEVAM ETTİ
Harbiye'deki ağır sorgu sürecinin ardından Mamak Askeri Cezaevi'ne gönderilen Durak, burada da işkencelerin devam ettiğini anlattı. Özellikle C-5 olarak bilinen bölümde yaşananları yıllar sonra ayrıntılarıyla dile getirdi. Durak’ın anlatımında Mamak, yalnızca bir cezaevi değil, 12 Eylül döneminin ağır baskı ve işkence uygulamalarının sembol mekânlarından biri olarak yer aldı. Yıllarca süren tutukluluğunun yaklaşık 4,5 yılını tecritte geçirdiğini belirten Durak, toplamda yaklaşık 6 yıl cezaevinde kaldığını ifade etti.
“İŞKENCECİLER EĞLENİYORDU”
Durak’a göre sorgulamalarda amaç yalnızca suç itirafı almak değildi. İşkence, aynı zamanda tutukluların iradesini kırmak, korkutmak ve belirli ifadeleri kabul ettirmek için kullanılan bir yöntem hâline gelmişti. Durak, kendisinin iki ayrı ekip tarafından sorgulandığını; gündüz ve gece farklı ekiplerin devreye girdiğini anlattı. Bir çavuşun kendisini işkenceye götürüp getirdiğini ve bir defasında ağlayarak cezaevindeki sistemin değiştirildiğini söylediğini aktardı. Bu anlatım, Mamak'taki uygulamaların bireysel taşkınlıklardan öte, sistematik bir baskı düzeninin parçası olduğu yönündeki iddiaların en dikkat çekici örneklerinden biri olarak değerlendirildi.

AİLESİNE BİLE YILLARCA ANLATAMADI
Yılma Durak’ın yaşadıklarının bir başka boyutu ise ailesinden sakladığı acılardı. Cezaevinde eşine yazdığı mektuplarda, yaşadığı işkenceleri doğrudan anlatmak yerine cezaevi yaşamını sıradanlaştırmaya çalıştı. Sabah kalkışından yemek saatlerine, sayımlardan marşlara kadar günlük cezaevi düzenini anlatarak ailesine içeride her şeyin normal olduğu izlenimini vermeye çalıştı. Oysa mektupların satır arkasında, ağır işkencelerden geçmiş ve yıllarca özgürlüğünden mahrum bırakılmış bir insanın yaşadığı travma vardı. Durak’ın ailesine yazdığı mektupların yıllar sonra kitaplaştırılması, 12 Eylül döneminin siyasi tarihinin yanı sıra bir ailenin dağılan hayatını ve kaybolan yıllarını da ortaya koydu. 28 günlük bebeğini geride bırakarak cezaevine götürülen Durak, yaklaşık 6 yıl sonra özgürlüğüne kavuştuğunda çocuğu artık 6 yaşındaydı.
