Nazım Hikmet ölüm yıl dönümü: Sürgün ve hapisle geçen 61 yıl!

Nazım Hikmet ölüm yıl dönümü vesilesiyle anılıyor. Şairin hapis yılları, eserleri ve sürgün hayatının ardında yanıt bekleyen çarpıcı detaylar neler?

Nazım Hikmet ölüm yıl dönümü: Sürgün ve hapisle geçen 61 yıl!

Türk şiirine serbest nazım anlayışını kazandıran ve evrensel bir yankı uyandıran usta şair, Nazım Hikmet ölüm yıl dönümü kapsamında bugün edebiyat çevrelerince anılıyor. Edebiyat tarihçilerinin arşivlerine göre hayatının yaklaşık 13 yılını cezaevlerinde, geri kalan kısmını ise sürgünde geçiren şairin eserleri, bu zorlu koşulların doğrudan bir yansıması olarak ortaya çıktı.

NAZIM HİKMET ÖLÜM YIL DÖNÜMÜ: PARMAKLIKLAR ARDINDAKİ ÜRETİM LABORATUVARI

Nazım Hikmet ölüm yıl dönümü vesilesiyle yeniden gündeme gelen en belirgin konu, şairin eserlerini kaleme aldığı zorlu cezaevi koşulları oldu. Tarihi kayıtlara göre 1938 yılında "ordu ve donanmayı isyana teşvik" suçlamasıyla 28 yıl hapis cezasına çarptırılan şair, bu dönemi adeta bir edebiyat laboratuvarına dönüştürdü. Bursa Cezaevi kayıtlarından edinilen bilgilere göre, kağıt ve kalemin sınırlı olduğu dönemlerde şair eserlerini ufak kağıt parçalarına not alarak gizlice dışarı ulaştırıyordu.

Koğuş arkadaşlarına şiirlerini ezberletme yöntemi, sansürü aşmak için kullandığı en yaratıcı yollardan biri olarak biliniyor. Edebiyat araştırmacılarının incelemelerinde belirttiği üzere, "Memleketimden İnsan Manzaraları" adlı dev eserindeki karakterler kurgu değil; şairin koğuşta bizzat dinlediği Anadolulu köylülerin, işçilerin ve mahkumların ta kendisiydi. Maddi zorluklar nedeniyle dokuma tezgahlarında çalışan usta isim, geçimini tahta işleri yaparak ve resim çizip sattırarak sağlamaya çalıştı.

SÜRGÜN YILLARININ KIRILMA NOKTASI VE MEMLEKET HASRETİ

1950 yılındaki genel afla serbest kalan şairin hayatı, sürekli izlenme baskısı ve askere çağrılmasıyla yeni bir dönemece girdi. Güvenlik endişesiyle 1951'de Karadeniz üzerinden yurt dışına çıkması, ölene dek sürecek memleket hasretinin de başlangıcı oldu. Sovyetler Birliği arşivlerinden yansıyan bilgilere göre, uluslararası alanda büyük saygı görmesine rağmen Türkçe konuşulan topraklardan uzak kalmak onun edebi dünyasında derin bir yara açtı.

Sürgün hayatı boyunca Küba'dan Fransa'ya kadar birçok ülkeyi gezen yazar, barış hareketlerinin simge isimlerinden birine dönüştü. Dünyanın dört bir yanında şiirleri onlarca dile çevrilen ve Uluslararası Barış Ödülü'ne layık görülen ismin eserlerinde, bu dönemde vatansızlık hissi ve sürgün teması başrolü oynadı. Eserlerinin kendi ülkesinde yasaklı olması, bu yıllardaki edebi üretiminin en trajik yanını oluşturdu.

NAZIM HİKMET ÖLÜM YIL DÖNÜMÜ VESİLESİYLE HAFIZALARA KAZINAN 3 ŞİİR

Şairin edebi mirası, bugün okurları tarafından kendi dizeleriyle yaşatılmaya devam ediyor. İşte usta ismin, Türk edebiyat tarihine damga vuran ve hayatının farklı dönemlerindeki ruh halini yansıtan o üç ölümsüz eseri:

YAŞAMAYA DAİR

Yaşamak şakaya gelmez,

Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın Bir sincap gibi mesela,

Yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

Yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,

Yani o derecede,

öylesine ki, Mesela,

kolların bağlı arkadan,

sırtın duvarda, Yahut kocaman gözlüklerin,

Beyaz gömleğinle bir laboratuvarda İnsanlar için ölebileceksin,

Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,

Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,

Hem de en güzel en gerçek şeyin Yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,

Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

Yaşamak yanı ağır bastığından.

DAVET

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan

Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan Bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak Ve ipek bir halıya benzeyen toprak,

Bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

Yok edin insanın insana kulluğunu,

Bu dâvet bizim...

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür Ve bir orman gibi kardeşçesine,

Bu hasret bizim...

MAVİ GÖZLÜ DEV

O mavi gözlü bir devdi.

Minnacık bir kadın sevdi.

Kadının hayali minnacık bir evdi,

Bahçesinde ebrulî Hanımeli Açan bir ev.

Bir dev gibi seviyordu dev.

Ve elleri öyle büyük işler için Hazırlanmıştı ki devin,

Yapamazdı yapısını,

Çalamazdı kapısını Bahçesinde ebrulî Hanımeli Açan evin.

O mavi gözlü bir devdi.

Minnacık bir kadın sevdi.

Mini minnacıktı kadın.

Rahata acıktı kadın Yoruldu devin büyük yolunda.

Ve vedalaştı mavi gözlü devle,

Kolları ebrulî hanımeli Dolu bir cüceyle Girmek için evine küçük,

Bir evin. Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,

Dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:

Bahçesinde ebrulî Hanımeli Açan bir ev...

Kültür Sanat