JMO Başkanı Esina açıkladı: Türkiye’nin maden zenginliği nasıl yönetilmeli?

JMO Başkanı Düzgün Esina, Türkiye’nin zengin maden potansiyelinin doğru yöntemlerle değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Madencilikte asıl belirleyici unsur çıkarılan maden değil, bu sürecin nasıl yürütüldüğüdür” dedi.

JMO Başkanı Esina açıkladı: Türkiye’nin maden zenginliği nasıl yönetilmeli?

Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Başkanı Düzgün Esina, Türkiye’nin maden zenginliği ve sürdürülebilir madencilik anlayışına ilişkin Yeni Ankara’ya özel açıklamalarda bulundu.

“MADEN DEĞİL, YÖNTEM TARTIŞILMALI”

Esina, madenciliğin sürdürülebilir ve bilimsel yöntemlerle yürütülmesi gerektiğini belirterek, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Türkiye, doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine maden çeşitliliği açısından zengin bir ülkedir. Metalik madenlerden endüstriyel ham maddelere, jeotermal kaynaklardan petrol ve doğal gaza kadar birçok alanda önemli rezervlere sahibiz. Bugüne kadar yapılan çalışmalar ve yeni araştırmalar da bu zenginliği ortaya koymaktadır. Çünkü yalnızca ülkemiz açısından değil, dünya ölçeğinde baktığımızda günlük hayatımızda kullandığımız telefon, çatal, bıçak ve birçok ürünün temelinde madencilik faaliyetleri bulunmaktadır. Jeoloji mühendisleri yalnızca maden arama süreçlerinde görev alan bir meslek grubu değildir. Madenlerin ön arama aşamasından işletme dönemine ve madencilik sonrası süreçlere kadar jeoloji mühendislerinin önemli sorumlulukları bulunmaktadır. Madenlerin mutlaka çıkarılması gerekir, ancak asıl önemli olan bu faaliyetlerin doğaya ve çevreye en az zarar verecek şekilde gerçekleştirilmesidir. Çünkü madencilik faaliyetlerinde yapılan bazı yanlış uygulamaların etkileri gelecek nesiller üzerinde çok büyük sonuçlar doğurabilir. Türkiye’de Erzincan’dan Balıkesir’e kadar farklı bölgelerde yeterli mühendislik çalışmaları yapılmadığında çevresel ve jeolojik sorunlarla karşı karşıya kalındığını görüyoruz. Bu nedenle çevreye duyarlı madencilik anlayışı net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Maden çıkarılmadan önce jeolojik veriler ayrıntılı şekilde değerlendirilmeli, işletme sürecinde ise jeolojik riskler doğru şekilde belirlenmelidir. Bunun için jeolojik, jeoteknik ve hidrojeolojik çalışmalar yapılmalı; yer altı suları, zemin yapısı ve olası stabilite sorunları dikkate alınarak madencilik faaliyetleri yürütülmelidir.”

Madencilikte asıl tehlike nedir

Madencilikte asıl tehlike nedir

MADENCİLİKTE ASIL TEHLİKE NEDİR?

Doğru mühendislik uygulamalarıyla risklerin azaltılabileceğini söyleyen Esina, şöyle devam etti:

“Madenciliği yalnızca altın, metalik maden, krom ya da demir madenciliği olarak ayrı ayrı değerlendirmek çok doğru bir yaklaşım değildir. Buradaki temel nokta, madenciliğin birçok alanda doğaya zarar verebilecek bir faaliyet olmasıdır. Ancak doğru mühendislik uygulamalarıyla bu zararları en aza indirmek mümkündür. Siyanür, insan sağlığı, doğa ve çevre açısından zararlı bir üründür. Ancak siyanür kullanımını azaltmaya yönelik bilimsel yöntemler geliştirerek bu konudaki riskleri en aza indirmek mümkündür. Madencilik faaliyetlerinde binlerce jeoloji ve maden mühendisi görev yapmaktadır. Bu süreçlerde bilimsel kriterlere uygun hareket edilmesini ve gerekli hassasiyetin gösterilmesini bekliyoruz. İnşaat sektöründe kullanılan doğal taşların ve kayaçların özellikleri yapı güvenliği açısından önemlidir. Ancak güvenli yapılaşmanın temel noktası, öncelikle doğru yer seçiminden başlamaktadır. Bunun ardından doğru şekilde hazırlanan jeolojik etütler ve uygun inşaat teknolojileriyle süreç tamamlanmalıdır.”

DEPREMDE EN BÜYÜK RİSK NEREDE BAŞLIYOR?

Esina, güvenli yapılaşmanın temelinin doğru jeolojik etütlerden geçtiğine işaret ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Kayaç analizleri ve jeolojik yapı değerlendirmeleri de bu sürecin önemli parçalarıdır. 6 Şubat Kahramanmaraş depremleri bize şunu gösterdi: Yanlış yer seçimi ve yeterli jeolojik etütlerin yapılmaması durumunda vatandaşların can ve mal güvenliğini korumak mümkün değildir. Bir bölgede yapılaşma yapılabilir, ancak bunun nasıl planlanacağı ve hangi yöntemlerle gerçekleştirileceği çok disiplinli bir çalışma gerektirir. Jeoloji mühendisleri, jeofizik mühendisleri ve inşaat mühendisleri mutlaka birlikte çalışmalıdır. Zemin ve temel etüt raporlarının doğru hazırlanması büyük önem taşımaktadır. Eksik veya hatalı yapılan jeolojik çalışmalar, ilerleyen süreçte can ve mal kayıplarına neden olabilir. 6 Şubat depremlerinde 50 binden fazla vatandaşımız hayatını kaybetti. Ancak bugün baktığımızda aynı bölgelerde benzer yapılaşma anlayışının devam ettiğini görüyoruz. Burada önemli bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Deprem yenileme süreçlerinden bahsediyoruz ve gelecekte benzer büyüklükte depremlerin yaşanabileceği belirtiliyor. Bugünü kurtarırken geleceğimizi de düşünmek zorundayız. Gelecek nesillere güvenli yaşam alanları bırakmak bizim sorumluluğumuzdur. Bu nedenle yapılaşma alanları doğru seçilmeli, binalar bilimsel esaslara göre planlanmalı ve yapım süreçleri etkin şekilde denetlenmelidir.”
TMMOB