Türkiye'de genç kadınların sahnesi: Başarıya tahammülsüzlük mü, toplumsal ahlak kaygısı mı?

Türkiye'de Aleyna Tilki'den Filenin Sultanları'na, genç kadınların kıyafetleri ve yaşam tarzları üzerinden hedef alınması toplumsal bir ahlak kaygısı mı, yoksa bağımsız kadının başarısına duyulan tahammülsüzlük mü? Tüm boyutlarıyla inceliyoruz.

Türkiye'de genç kadınların sahnesi: Başarıya tahammülsüzlük mü, toplumsal ahlak kaygısı mı?

Türkiye’de popüler kültür, televizyon, müzik ve spor dünyasında zirveye tırmanan genç kadınlar; yalnızca yetenekleri veya kırdıkları rekorlarla değil, maruz kaldıkları yoğun eleştiri kültürüyle de gündemden düşmüyor. Müzik sektörüne adım attığı ilk günlerden bu yana sahne şovlarıyla tartışılan Aleyna Tilki, son dönemin popüler grubu Manifest ve uluslararası gururumuz olan A Milli Kadın Voleybol Takımı oyuncularına yönelik eleştirilere son olarak bambaşka bir boyuttan yeni bir örnek eklendi: Son dönemin çok izlenen dizisi "Taşacak Bu Deniz"in genç oyuncusu Ava Yaman’ın, katıldığı davetlerdeki salaş stili nedeniyle hedef tahtasına oturtulması.

Genişleyen bu yelpaze, tartışmanın aslında sadece "açık giyinmek" veya "muhafazakar değerler" ekseninde dönmediğini gösteriyor. Akıllara ise şu sarsıcı soru geliyor: Bu sistematik eleştiri yağmuru, toplumun ve sektörün kendi dinamiklerini koruma çabası mı; yoksa bağımsız, başarılı ve kendi kurallarını koyan genç kadınlara duyulan derin bir tahammülsüzlük mü?

İKİ FARKLI UÇ, TEK BİR SONUÇ: "KUSURSUZLUK" BEKLENTİSİ

Eleştirilerin doğasına bakıldığında, genç ve başarılı kadınlardan her koşulda toplumun veya sektörün belirlediği "kusursuz" bir kalıba girmelerinin beklendiği görülüyor. Aleyna Tilki veya Manifest grubu, sahne kostümlerindeki dekolteler ve "iddialı" tarzları nedeniyle bazı kesimler tarafından "teşhircilik" ve "çocuklara kötü örnek olmakla" suçlanırken; diğer uçta "Taşacak Bu Deniz" dizisiyle büyük bir çıkış yakalayan Ava Yaman, kırmızı halıda veya davetlerde gösterişten uzak, salaş ve sade giyindiği için linç ediliyor.

Eleştiren kesimlerin ortak argümanı ise "saygı ve sorumluluk" kavramlarında birleşiyor. Manifest veya voleybolcuları eleştirenler, "toplumsal değerlere ve Türk aile yapısına saygı" beklediklerini ifade ederken; Ava Yaman’ı eleştiren magazin figürleri ve sosyal medya kullanıcıları ise "İzleyiciye ve mesleğine saygı duymalı, bir başrol oyuncusu böyle özensiz görünemez" tezini savunuyor. Her iki durumda da kadının elde ettiği başarı geri plana itilerek, "nasıl görünmesi gerektiği" üzerinden bir yargılama süreci başlatılıyor.

"SAYGI BEKLENTİSİ" Mİ BAŞARIYA KESİLEN CEZA MI?

Madalyonun diğer yüzüne; yani sosyologların, iletişim uzmanlarının ve kadın hakları savunucularının penceresinden bakıldığında ise bu tablo çok daha yapısal bir soruna işaret ediyor. Bu kesime göre, söz konusu eleştirilerin temelinde "kıyafet, ahlak veya özene" dair endişelerden ziyade, genç yaşta büyük güç, para ve şöhret kazanan kadınlara yönelik toplumsal bir tahammülsüzlük yatıyor.

Dünya çapında tarih yazan voleybolcularımızın kazandıkları kupalardan ziyade yaşam tarzlarının tartışılması, listelerde bir numara olan bir şarkıcının sahne şovunun savcılık dosyalarına konu olması veya reyting rekorları kıran bir dizinin başrol oyuncusunun başarısının, giydiği tişört yüzünden gölgelenmeye çalışılması tesadüf olarak görülmüyor. Savunanlar, bu durumu "Kadın çok açık giyinirse ahlak üzerinden, çok salaş giyinirse vizyon üzerinden, çok başarılı olursa da özel hayatı üzerinden mutlaka bir açık aranıyor ve cezalandırılmak isteniyor" şeklinde özetliyor.

BAŞARIYI KUTLAMAK YERİNE KALIPLARA SIKIŞTIRMAK

Sonuç olarak Türkiye'de genç kadınların sahnede, ekranda veya sahada elde ettikleri başarılar, ne yazık ki görünmez bir "sınav" ile birlikte geliyor. Bir yanda, kamuoyuna mal olmuş isimlerin toplumun genel geçer kurallarına veya şov dünyasının ışıltılı beklentilerine uyması gerektiğini savunan, bunu bir tür "sosyal sorumluluk" olarak gören güçlü bir kitle var. Diğer yanda ise, kadının başarısını salt yeteneğiyle değil; bedeni, kıyafeti ve duruşu üzerinden denetlemeye çalışan bu refleksin bir "linç kültürüne" dönüştüğünü söyleyenler bulunuyor.

İster "çok açık" giyindiği için ahlaki yönden, ister "çok özensiz" giyindiği için mesleki yönden eleştirilsin; değişmeyen tek gerçek, Türkiye'de kadınların başarıları ve görünürlükleri büyüdükçe, üzerlerine tutulan o eleştirel büyütecin de o denli keskinleştiği gerçeğidir. Toplum olarak başarılı kadınları oldukları gibi kabullenip alkışlamak ile onları kendi doğrularımızın dar kalıplarına sıkıştırmak arasındaki bu savaş, uzun süre daha devam edecek gibi görünüyor.

Manifest Müzik Voleybol Kadın Yaşam