Türkiye haritası değişiyor: 1,5 Marmara Denizi kadar sulak alan haritadan silindi!
2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü’nde acı tablo bir kez daha gözler önüne serildi. Türkiye, son 60 yıl içerisinde adeta bir coğrafi yıkım yaşadı.
Türkiye, 1994 yılında imzaladığı Ramsar Sözleşmesi ile sulak alanlarını koruma sözü vermiş olsa da rakamlar endişe verici. Doğa Derneği’nin verilerine göre, Anadolu’nun can damarları olan göller ve deltalar hızla kuruyor.

Özellikle Konya Kapalı Havzası, Tuz Gölü ve Göller Yöresi’ndeki birçok su kaynağı ya tamamen haritadan silindi ya da can çekişiyor. Dünya genelinde 1900’lerden bu yana sulak alanların yarısı kaybedilirken, Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası’nda bu oran %56’ya ulaştı.
YANLIŞ TARIM POLİTİKALARI BİLANÇOYU AĞIRLAŞTIRIYOR
Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Şafak Arslan, sulak alanların yok olmasındaki bir numaralı faktörün tarımsal faaliyetler olduğunu vurguluyor. Türkiye’deki kullanılabilir suyun yaklaşık %80’i tarımda harcanıyor. Bölge iklimine uymayan (çok su isteyen) ürünlerin ekilmesi ve ilkel "vahşi sulama" yöntemleri, yer altı sularını bitirme noktasına getirdi.
Kontrolsüz yer altı suyu kullanımı sadece kuraklığa değil, telafisi imkansız obruk oluşumlarına da neden oluyor.

NEDEN KORUMALIYIZ?
Ormanlar ve okyanuslar gibi sulak alanlar (özellikle turbalıklar) atmosferdeki karbonu hapseder. Bu alanların kuruması, iklim krizini hızlandırıyor. Göçmen kuşlar, nadir bitkiler ve endemik canlılar bu alanlara bağımlı. Sulak alanların kaybı, kuşların göç rotalarını bozuyor ve toplu ölümlere davetiye çıkarıyor. Bu yılın teması olan "Kültürel Miras ve Geleneksel Bilgi", sulak alanların insanlığın en eski yerleşim yerleri olduğuna dikkat çekiyor. Kadim tarım ve su yönetimi bilgisi kayboldukça, doğa da yok oluyor.