Dünya yeniden parselleniyor: Türkiye’nin “arabuluculuk” hayali neden gerçek olmadı? Prof. Dr. Erdem Denk’ten kritik analiz!

Türkiye, ABD-İran ateşkesinde neden arabulucu olamadı? Prof. Dr. Erdem Denk, dünyanın içinden geçtiği bu "pankriz" dönemini Yeni Ankara için değerlendirdi.

Dünya yeniden parselleniyor: Türkiye’nin “arabuluculuk” hayali neden gerçek olmadı? Prof. Dr. Erdem Denk’ten kritik analiz!

ABD-İsrail ve İran arasındaki savaşta Pakistan arabulucu aktör olarak parmakla gösterilirken Türkiye'nin neden arabulucu ülke olmadığı masaya yatırıldı.

Dünya, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın, İsrail'in Filistin topraklarına yönelik saldırılarına karşı gerçekleştirdiği karşı saldırı ve devamından günümüze kadar olan Orta Doğu'daki savaş halini endişeyle takip ediyor. Sayısız siyasi ve ekonomik analizin yapıldığı bu süreçte, meselenin tarihsel ve yapısal köklerini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdem Denk, Yeni Ankara okurları için masaya yatırdı. Çin'in yükselişinden uluslararası hukukun işlevine, Birleşmiş Milletler'in (BM) geleceğinden Türkiye'nin arabuluculuk potansiyeline kadar pek çok kritik başlıkta çarpıcı tespitlerde bulundu.

KÜRESEL YENİDEN BÖLÜŞÜMDE ÇİN’İN AYAK SESLERİ YÜKSELİYOR

Prof. Dr. Denk, mevcut çatışmaların 1945 sonrası kurulan uluslararası düzeninin sıradan bir sarsıntısı değil, "kategorik olarak farklı" bir yeniden bölüşüm süreci olduğunu vurguluyor. 1492'den beri süregelen Batı merkezci sistemin ve Soğuk Savaş sonrası ABD'nin tek kutuplu hegemonyasının çözüldüğüne dikkat çeken Denk, krizin “asıl konu”nun Çin olduğunu belirtiyor:

"Şu anda dünyada bütüncül bir yenide yapılanma var. Dünya yeniden parselleniyor. Soğuk Savaş sonrası ABD, geleneksel olarak Bağlantısız ya da Sovyetlere yakın olan alanlara (Irak, Libya, Suriye) girmeye başladı. Ancak bu sırada yeni bir aktör yükselmekte: Çin. Çin, 'Bir Kuşak Bir Yol Projesi' ile dünyanın her yerine yeni ticaret yolları inşa edeceğini duyurdu. Zaten son dönemde Karabağ'dan Ukrayna'ya ve oradan Orta Doğu'ya dek uzanan savaşların tamamı, bu beş ana ticaret rotasının geçtiği düğüm noktaları üzerinde. Bütün kavga şu: Kilit noktalardaki ticaret yollarını kim kontrol edecek? 7 Ekim, İsrail için bu yeniden bölüşüm kavgasında ABD’yi arkasına takarak kendi lehine bir durum yaratmak adına bir bahane sundu."

"ULUSLARARASI HUKUK KURUCUNUN ÇIKARINI KORUR"

İran ve İsrail arasındaki saldırıların uluslararası hukuku "güçlünün hukukuna" dönüştürdüğü yönündeki genel kabulleri de değerlendiren Denk, hukuktan "naif bir adalet" beklenmemesi gerektiğinin altını çiziyor. Uluslararası hukukun her zaman düzenin bekçisi olduğunu ifade eden Denk, şunları kaydediyor:

"Hukukun işlevi mevcut düzeni kim kurmuşsa onların çıkarlarını korumaktır. Güç dengesi bozulduğunda taraflardan biri harekete geçer ve biz 'Hukuk ihlal oldu' deriz. Aslında hukukun tekabül ettiği düzen değişiyordur. Geçiş dönemlerinde hukukun görevi sessiz kalmaktır; yeni düzen kurulduğunda ise geçmişe dönük olarak kaybedenler yargılanır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında sadece Almanya ve Japonya'nın yargılanması, ABD'nin attığı atom bombalarının hesabının sorulmaması bunun en net örneğidir. Hukuk, savaşı kazananı haklı çıkarmak ve günahı kaybedenin sırtına yüklemek için sıklıkla kullanılır."

ÇİN ALTERNATİF Mİ KURACAK YOKSA İÇERİDEN Mİ FETHEDECEK?

BM Güvenlik Konseyi'nin savaş karşısındaki "felç" haline de değinen Prof. Dr. Denk, örgütün Soğuk Savaş dinamiklerine göre kurgulandığını ve 1980'lerin sonundan beri yörüngesini aradığını belirtiyor. "Post-BM" dönemine girilip girilmediği sorusuna ise potansiyel yeni hegemon Çin'in stratejisi üzerinden yanıt veriyor:

"Çin'in BM'nin ölmesinden ziyade, onu kendi merkezinde yeniden kurgulamaktan çıkarı var. Mevcut bir bürokratik organı dönüştürmek, yenisini kurmaktan her zaman daha kolaydır. Geçtiğimiz günlerde ABD'nin karar tasarısında Fransa'nın ilk defa Çin ve Rusya'nın yanında durarak veto sinyali vermesi kritikti. Çin, eğer İngiltere ve Fransa gibi aktörleri yanına çekerek BM'yi dönüştüremezse, Şanghay İşbirliği Örgütü veya BRICS gibi kenarda filizlenmekte olan alternatiflere yönelebilir. Ancak pek çok nedenle birinci önceliği, BM'deki hegemonik pozisyonunu kurumsallaştırmak olacaktır."

TÜRKİYE NEDEN NİHAİ ARABULUCU OLAMADI?

ABD, İran ve İsrail üçgenindeki gerilimde Türkiye'nin "hukuk arabulucusu" olma ihtimalini siyasi gerçeklikler ışığında değerlendiren Denk, bu ihtimalin iki temel sebepten ötürü mümkün olmadığını vurguluyor:

  • NATO Üyeliği: "Türkiye bir NATO ülkesidir ve öyle ya da böyle Batı sistemine entegredir. Batı ile Batı dışı ülkeler arasındaki bir çatışmada görüşmelere ev sahipliği yapabilirsiniz ama nihai tarafsız üçüncü kişi (arabulucu) olamazsınız."
  • Bölgesel Büyüklük: "Türkiye 85 milyonluk nüfusu, coğrafyası ve tarihsel derinliğiyle bölgesel bir güçtür ve doğal bir bölgesel hegemonya adayıdır. Hiçbir bölgesel sorunda, hegemon adayı hakem olamaz. Çünkü böyle rollerle elde edilecek pozisyon ve gücün bölgesel hegemonyaya dönüşme ihtimali vardır ve bunu da bölgedeki diğer aktörler istemez."

LOZAN VE MONTRÖ UYARISI: "İŞİNİ GÖRÜYORSA KURCALAMA"

Prof. Dr. Denk, Türkiye'nin ateş çemberinden çıkış yolunda Lozan ve Montrö gibi kurucu metinlerin sunduğu statüko zırhının önemine dikkat çekiyor. Dünyadaki yapısal dönüşümlere adapte olurken, varoluşsal riskler taşıyan alanlarda son derece dikkatli olunması gerektiğini ifade eden Denk, sözlerini şöyle tamamladı:

"Mevcut dünya düzeni değişirken elbette 1923 politikalarına körü körüne sarılamazsınız, kimi uyarlamalar ve esneklikler gerekir. Ancak Karadeniz ve Boğazlar gibi doğrudan varlığınızı ilgilendiren konularda statükoya sarılmaktan başka çareniz yoktur. Montrö, Karadeniz'in bir ABD-Rusya küresel savaş alanına dönmesini engelleyen en önemli güvencedir. Daha iyisini elde edemeyeceğiniz ve en ufak değişikliğin bile çok yüksek risk taşıdığı bu tip kurucu belgeleri tartışmaya açmamak gerekir. Aslında Amerikalıların kendilerinin de dediği gibi Türkiye açısından durum net: 'İşini görüyorsa, kurcalamayacaksın.'"

ABD İran Çin Savaş Rusya