Bir asırlık eşitlik yolculuğu: Türk Medeni Kanunu 100 yaşında!
Türk Medeni Kanunu 100 yaşına girerken Türkiye'nin çağdaş dünyaya açılan kapıları aralanmış oldu. Bir asırlık eşitlik yolcuğunun öyküsü...
Bugün takvimler 17 Şubat 2026’yı gösterirken, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kritik hukuk hamlelerinden biri olan Türk Medeni Kanunu’nun kabul edilişinin tam 100. yıl dönümü kutlanıyor.
Bir asır önce bugün mecliste yankılanan "kabul" sesleri, sadece bir yasayı değil, modern Türkiye’nin "yurttaş" kimliğini de doğurmuştu.

SARAY KANUNLARINDAN YURTTAŞ HUKUKUNA
1926 yılına kadar karmaşık bir hukuk yapısına sahip olan genç Cumhuriyet, 17 Şubat günü İsviçre Medeni Kanunu'nu örnek alarak hazırlanan yeni metni kabul etti. Bu adım, "kişinin hukukunu" dini referanslardan ayırarak laik ve çağdaş bir zemine oturtan en büyük sosyal devrim olarak tarihe geçti.

O gün dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un meclis kürsüsünden kurduğu şu cümle, bir asır boyunca rehber oldu:
"Türk ulusu, uygarlığın dışındaki her şeyi elinin tersiyle itmiş, insanlık ailesinin onurlu ve eşit bir üyesi olmayı seçmiştir." - Mahmut Esat Bozkurt
KADIN HAKLARININ MİLADI
Medeni Kanun denince akla gelen ilk büyük değişim şüphesiz kadın hakları oldu. 100 yıl önce atılan bu imza ile:

- Mahkemede Şahitlik: Kadın ve erkeğin beyanı eşitlendi.
- Miras: Mal paylaşımında "erkek çocuk" önceliği kalktı, adalet sağlandı.
- Evlilik: Çok eşlilik yasaklandı, resmi nikah zorunlu hale getirilerek aile kurumu devlet güvencesine alındı.
- Boşanma: Kadınlara da erkekler gibi boşanma davası açma hakkı tanındı.
2002 GÜNCELLEMESİ: EŞİTLİĞİN "TAM" HALİ
1926 ruhu, 2002 yılında yapılan büyük revizyonla 21. yüzyılın ihtiyaçlarına uyarlandı. Eski dönemdeki "Evin reisi kocadır" gibi ifadeler yerini "Eşler birliği beraber yönetir" anlayışına bıraktı. Edinilmiş mallara katılma rejimiyle, evlilik birliği içinde yapılan birikimler üzerinde her iki eşin de eşit hakkı tescillendi.

BUGÜN NEREDEYİZ?
Bugün 100. yılını kutlayan Medeni Kanun, sadece hukukçuların tozlu raflarındaki bir kitap değil; her sabah uyandığımızda sahip olduğumuz kimliğin, kurduğumuz ailenin ve sahip olduğumuz mülkiyetin teminatı. Hukukçular, Medeni Kanun’un bir asırlık serüvenini "bir toplumun kul olmaktan çıkıp birey olma destanı" olarak tanımlıyor.