Sosyal medya evlilikleri mi bitiriyor? Avukat Cemil Avci boşanmaların perde arkasını anlattı!

Avukat Cemil Avci, sosyal medyanın ve değişen yaşam beklentilerinin aile yapısını olumsuz etkilediğini belirterek, “Çiftlerin birbirlerine karşı daha anlayışlı olmaları, sevmeyi, sevilmeyi ve tahammül etmeyi öğrenmeleri gerekiyor” dedi.

Sosyal medya evlilikleri mi bitiriyor? Avukat Cemil Avci boşanmaların perde arkasını anlattı!

Türkiye’de son yıllarda evlilik sayılarındaki değişim kadar boşanma oranlarındaki artış da dikkat çekiyor. Boşanmaların arkasındaki nedenlere ilişkin Avukat Cemil Avci, Yeni Ankara’ya değerlendirmelerde bulundu.

SOSYAL MEDYA EVLİLİKLERİ Mİ BİTİRİYOR?

Avci, son yıllarda sosyal medya, internet ve televizyonun etkisiyle evliliklerin geçmişe kıyasla daha kısa sürdüğünü söyleyerek, “Erkek ya da kadın fark etmeksizin insanlar, ‘Ben neden böyle bir hayat yaşamıyorum?’ düşüncesine kapılıyor. Bu durum tarafların beklentilerini değiştiriyor. Erkek farklı bir yaşam tarzı isterken, kadın da farklı beklentiler içerisine girebiliyor. Beklentilerin çatışmasıyla birlikte çiftler arasındaki anlaşmazlıklar artıyor, evdeki huzur bozuluyor ve sonunda boşanma kaçınılmaz hale geliyor. Son 10-20 yıllık süreç incelendiğinde sosyal medya, internet ve televizyonun etkisiyle boşanma oranlarının arttığını görüyoruz” ifadelerini kullandı.

“EN ÇOK BOŞANMA YENİ EVLİ ÇİFTLERDE GÖRÜLÜYOR”

Kendilerine gelen davalar ve istatistiklerin boşanmaların özellikle genç çiftler ile yeni evliler arasında daha yaygın olduğunu gösterdiğine işaret eden Avci, “20, 30 hatta 40 yıllık evlilikler de sona erebiliyor. Ancak özellikle ilk beş yıl içinde evliliklerin daha kolay bittiğini ve tarafların daha hızlı şekilde mahkemeye başvurduğunu görüyoruz. Günümüzde gençler birbirlerine karşı daha tahammülsüz davranıyor. ‘Bardağı neden buraya koydun?’, ‘Bunu neden kaldırmadın?’ gibi aslında büyütülmeyecek konular, uygun bir iletişim kurulamadığı için büyük tartışmalara dönüşebiliyor. Sorunlar zamanla birikiyor ve çözümsüz hale geliyor. Tartışmalar şiddete dönüştüğünde ise aile içi şiddet kamu davası kapsamına giriyor. O aşamadan sonra şikâyetten vazgeçilse bile yargılama devam ediyor. Bu süreç hem hukuki hem de psikolojik açıdan çiftlerin boşanmaya sürüklenmesinde önemli bir etken oluyor” diye konuştu.

Avci, boşanma davalarında henüz zorunlu arabuluculuk uygulamasının bulunmadığını belirterek, “Aile toplumun temelidir. Aileyi ayakta tutamazsak toplumu da ayakta tutamayız. Bu nedenle ilk olarak evlilik birliğinin nasıl korunabileceğini anlatıyorum. Bu yöntemle boşanmaktan vazgeçen çok sayıda çiftimiz oluyor. Sorun çözülemiyorsa aile terapistlerine yönlendiriyoruz. Uzman desteğiyle de sonuç alınamazsa, evlilik nasıl bir haksa boşanmanın da bir hak olduğunu kabul ederek hukuki süreci başlatıyoruz” şeklinde konuştu.

BOŞANMA DAVALARI NEDEN YILLARCA SÜRÜYOR?

Boşanma davalarının yalnızca evliliğin sona erdirilmesinden ibaret olmadığını vurgulayan Avci, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Bir boşanma davasında nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat, ziynet eşyaları ve mal paylaşımı gibi yaklaşık 10 kaleme yakın dava bulunuyor. Toplumda yalnızca boşanma davası varmış gibi düşünülüyor ancak bunun birçok bağlantılı davası da bulunuyor. Özellikle mal paylaşımı, boşanma kararı kesinleşmeden sonuçlandırılamıyor. Günümüzde bir boşanma davası ilk derece, istinaf ve temyiz süreçleriyle birlikte yaklaşık beş yılda tamamlanıyor. Ardından mal paylaşımı davası başladığında süreç daha da uzuyor. Böylece hukuki süreç çiftlerin hayatından 5 ila 10 yılı alabiliyor. Bu nedenle taraflara öncelikle anlaşmalı boşanmayı tavsiye ediyorum. Anlaşma mümkün olmuyorsa da davanın psikolojik yükü altında kalmadan hayatlarına devam etmelerini öneriyorum. Çünkü uzun süren yargı süreçleri tarafları ciddi şekilde yıpratıyor.”

Av. Cemil Avci, sosyal medya ve teknolojinin etkisinin gelecekte daha da artacağına işaret ederek, “Toplumumuz giderek geniş aile yapısından uzaklaşıp çekirdek aile ve bireysel yaşama yöneliyor. Konut projelerinde de artık daha küçük yaşam alanları öne çıkıyor. Bu durum bireyselliği artırıyor. Avrupa’da birçok insan ya hiç evlenmiyor ya da boşandıktan sonra tek başına yaşamayı tercih ediyor. Türkiye’nin de benzer bir sürece doğru ilerlediğini düşünüyorum. Bunun ne kadar sürede gerçekleşeceğini bilemeyiz ancak aile yapısının korunması için gerekli adımların atılması gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

BOŞANMALARIN ÖNÜNE GEÇMEK MÜMKÜN MÜ?

Boşanma sorununun yalnızca hukuki düzenlemelerle çözülemeyeceğini vurgulayan Avci, şu uyarılarda bulundu:

“Bu mesele aynı zamanda toplumsal bir konudur. Hukuk tek başına çözüm üretemez. Devlet kurumlarının ve toplumun aile kurumunun önemini daha fazla vurgulaması gerekiyor. Çocuklara ve gençlere küçük yaşlardan itibaren aile bilinci kazandırılmazsa ileride sağlıklı aile yapıları oluşturmak zorlaşacaktır. Gençler evlenmek yerine birlikte yaşamayı ya da boşanmayı daha kolay bir seçenek olarak görebiliyor. Ben danışanlarıma, birbirlerini tanımak ve güvenmek için yıllar harcadıklarını, aynı uyumu yeniden yakalamanın kolay olmadığını hatırlatıyorum. Bu nedenle çiftlerin birbirlerine karşı daha anlayışlı olmaları, sevmeyi, sevilmeyi ve tahammül etmeyi öğrenmeleri gerekiyor. Küçük sorunları büyütmeden hayatlarını sürdürmeleri hem kendileri hem de aileleri için çok daha doğru olacaktır.”
Yaşam Aile Sosyal Medya