Sokağın sesi mi, askerin kararı mı? 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin perde arkası
Türk siyasi tarihinin en kırılgan dönemlerinden biri olan 27 Mayıs 1960 askeri darbesini hazırlayan nedenler, Ankara'daki 555K eylemleri, Yassıada yargılamaları ve idamların perde arkasının detayları haberimizde.
Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinin en kritik ve tartışmalı dönüm noktalarından biri olan 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi, on yıllık Demokrat Parti iktidarını askeri müdahale yoluyla sona erdirdi. Sadece bir hükümet değişikliği yaratmakla kalmayan bu süreç, ülkenin anayasal mimarisini, sivil-asker ilişkilerini ve siyasal kültürünü radikal bir biçimde yeniden yapılandırdı. Ekonomik krizler, toplumsal kutuplaşma ve otoriterleşme eğilimleriyle tetiklenen müdahale; Yassıada yargılamaları, siyasi idamlar ve 1961 Anayasası'nın getirdiği yeni denge-denetleme mekanizmalarıyla Türk siyasi hayatında silinmez izler bıraktı.
EKONOMİK KRİZ VE TAHKİKAT KOMİSYONU SOKAĞIN TEPKİSİNİ ÇEKTİ
1950 yılında büyük bir halk desteğiyle iktidara gelen Demokrat Parti'nin on yıllık serüveni, zamanla artan makroekonomik buhranlar ve derinleşen siyasi kutuplaşmalarla çıkmaza girdi. Özellikle 1958 yılında açıklanan radikal istikrar paketi ve devasa devalüasyon, enflasyonist baskıları artırarak sabit gelirli memur, subay ve sivil bürokrat kesiminin hızla yoksullaşmasına neden oldu.

Ekonomik krizin siyasal alandaki yansıması ise iktidar ile muhalefet arasındaki diyalog zeminini tamamen ortadan kaldırdı. Siyasal gerilimi doğrudan bir rejim krizine dönüştüren en önemli adım, meclis bünyesinde yalnızca Demokrat Parti milletvekillerinden oluşan Tahkikat Komisyonu'nun kurulması oldu. Muhalefeti ve basını susturmak amacıyla olağanüstü yargısal yetkilerle donatılan bu komisyonun kuruluşu sırasında Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, dönemin Devlet Bakanı Mükerrem Sarol'a, "Her şeyden önce hükümetimizi korumaya, tecavüzleri, saldırıları cezalandırmaya mecbursunuz." sözleriyle sürece verdiği desteği net bir biçimde ifade etti.
ANKARA'DA 555K EYLEMİ VE ORDUNUN YÖNETİME EL KOYMASI
Tahkikat Komisyonu'na verilen geniş yetkilerin yasalaşması, başta üniversite öğrencileri olmak üzere toplumun eğitimli kesimlerinde büyük bir infial yarattı. Nisan ayı sonunda İstanbul'da başlayan ve Turan Emeksiz ile Nedim Özpolat adlı öğrencilerin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan protestolar, hızla başkent Ankara'ya sıçradı. Cumhuriyet tarihinin ilk kitlesel sivil itaatsizlik eylemi olarak kayıtlara geçen ve 5 Mayıs günü Kızılay Meydanı'nda gerçekleştirilen 555K (beşinci ayın beşinci günü saat beşte) eylemi, iktidarın meşruiyetini sokakta kaybettiğinin en büyük göstergesi oldu.

Eylem sırasında protestocuların arasında kalan Başbakan Adnan Menderes ile bir öğrenci arasında yaşanan tarihi diyalogda, öğrencinin "Hürriyet istiyoruz!" sözlerine karşılık Menderes, "Başbakanın yakasına yapışıyorsun, bundan büyük hürriyet olur mu?" şeklinde yanıt verdi. Sokaklardaki bu meşruiyet krizinin gölgesinde, ordu içinde hiyerarşi dışı örgütlenen Milli Birlik Komitesi, 27 Mayıs sabahı radyodan okunan bildiriyle yönetime el koydu. Anayasa askıya alındı, meclis feshedildi ve Demokrat Parti yöneticileri tutuklandı.
YASSIADA YARGILAMALARI VE ÜÇ SİYASİ LİDERİN İDAM EDİLMESİ
Askeri müdahalenin ardından devrilen Demokrat Parti kadroları, Marmara Denizi'ndeki Yassıada'da kurulan olağanüstü Yüksek Adalet Divanı'nda yargılandı. Siyasi intikam dinamikleriyle yürütülen bu davalarda sanıklar, sadece anayasayı ihlal suçlamasıyla değil; aynı zamanda şahsi itibarlarını zedelemeyi amaçlayan Köpek Davası, Bebek Davası, Vinileks Şirketi Yolsuzluğu, Ali İpar Döviz Kaçakçılığı ve 6-7 Eylül Olayları gibi pek çok farklı dosyadan hakim karşısına çıkarıldı.

Yaklaşık 11 ay süren yargılamalar sonucunda mahkeme başkanı Salim Başol tarafından okunan kararlarda 15 kişi hakkında idam hükmü verildi. Milli Birlik Komitesi içinde yaşanan derin tartışmalar ve oylamalar sonucunda, Celâl Bayar'ın cezası yaş haddinden müebbete çevrilirken; Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Başbakan Adnan Menderes eylül ayında İmralı Adası'nda idam edildi. Bu siyasi infazlar, merkez sağ siyasette ve geniş halk kitlelerinde on yıllar boyunca sürecek derin bir travma yarattı.
1961 ANAYASASI İLE KURUMSAL YAPI TAMAMEN DEĞİŞTİRİLDİ
Askeri darbenin ardında bıraktığı en yapısal miras, devlet organizasyonunun ve anayasal felsefenin baştan aşağı değiştirilmesi oldu. Demokrat Parti'nin çoğunlukçu yönetim anlayışını engellemek amacıyla 1924 Anayasası tamamen yürürlükten kaldırılarak kuvvetler ayrılığına dayalı 1961 Anayasası hayata geçirildi.

Temel hak ve özgürlükleri genişleten bu yeni düzenleme, aynı zamanda yasama organını denetlemek üzere Anayasa Mahkemesi'ni ve çift kamaralı sistemi tesis eden Cumhuriyet Senatosu'nu kurdu. Ancak bu özgürlükçü adımlarla eşzamanlı olarak, sivil siyaseti güvenlik ve ekonomi politikaları üzerinden dar bir alana hapseden Milli Güvenlik Kurulu ve Devlet Planlama Teşkilatı gibi kurumlar da devlet mimarisine entegre edildi. TSK'nın yürütme organından özerkleşerek askeri vesayeti anayasal güvence altına alması, ilerleyen yıllarda devlet aygıtının sürekli krizler yaşamasına zemin hazırladı.
9. Başbakan Adnan Menderes kimdir? Bir liderin zirveden idama uzanan hikayesiGüncel