Orman yangınları neden büyüyor? TOD Genel Başkanı Özkara tehlikeyi anlattı
Türkiye Ormancılar Derneği Genel Başkanı Ahmet Hüsrev Özkara, orman yangınlarıyla mücadelede mevcut yöntemlerin günümüz koşullarına göre yeniden ele alınması gerektiğini belirterek, “Bütünleşik bir orman yangınlarıyla mücadele yönetim sistemini hayata geçirmemiz gerekiyor” dedi.
Türkiye’de son yıllarda artan orman yangınları, iklim değişikliğinin etkileri, insan kaynaklı riskler ve mücadele yöntemlerini yeniden gündeme taşıdı. Türkiye Ormancılar Derneği (TOD) Genel Başkanı Ahmet Hüsrev Özkara, yangınların nedenlerini ve mücadelede yapılması gerekenleri Yeni Ankara’ya özel değerlendirdi.

Orman yangınları neden çıkıyor
“YANGIN SAYISI İKİYE KATLANDI, TEDBİRLER AYNI KALDI”
Özkara, artan orman yangınlarının yalnızca iklim değişikliğiyle açıklanamayacağını söyleyerek, şu ifadelere yer verdi:
“İklim değişikliği artık bir gerçektir. Ortalama sıcaklıkların yükseldiğini, hava olaylarının normalin dışında seyrettiğini ve tüm bu verilerin iklim değişikliğinin etkisini açıkça ortaya koyduğunu görüyoruz. Sel, toprak kayması, heyelan ya da orman yangını gibi yaşanan her afette iklim değişikliğinin etkisi bulunmaktadır. Asıl önemli olan konu ise, iklim değişikliğinin ortaya çıkarabileceği olumsuzluklara karşı nasıl hazırlık yaptığımız ve bu etkileri azaltmak için hangi tedbirleri aldığımızdır. Çünkü bugün karşı karşıya kaldığımız tablo, iklim değişikliğinin yarattığı sonuçları açıkça göstermektedir. Orman yangınlarına ilişkin değerlendirmeyi istatistiklerle yapmak gerekir. 1937 yılından bu yana düzenli kayıt tutulmaktadır. Uzun yıllar boyunca yılda ortalama bin 455 yangın çıkarken, son 10 yılda bu sayı 2 bin 840’a ulaşmıştır. Bu da yangın sayısının neredeyse iki katına çıktığını göstermektedir. Yanan alan miktarında da ciddi bir artış vardır. Son 10 yılda yıllık ortalama yaklaşık 33 bin 600 hektar alan yanmıştır. Oysa 2000’li yılların başında bu rakam yaklaşık 7-8 bin hektar seviyelerindeydi. Dolayısıyla çok büyük artışlarla karşı karşıyayız. Bu artışlarda iklim değişikliğinin etkisi elbette vardır. Ancak bu durum bizi sorumluluktan kurtarmaz. ‘Yangın sayısı iklim değişikliğinden kaynaklanıyor’ diyerek işin içinden çıkamayız. Bu koşulları dikkate alarak gerekli tedbirleri almamız gerekir.”
Orman yangınalrı insan kaynaklı mı
“ORMANLARI ARKA BAHÇE GİBİ KULLANIYORUZ”
Orman yangınlarıyla mücadelede en büyük eksikliklerden birinin önleyici politikalar olduğuna dikkat çeken Özkara, şöyle devam etti:
“Öncelikle yasal düzenlemeler konusunda ciddi adımlar atılmalıdır. 6831 sayılı Orman Kanunu’nun özellikle 16, 17 ve 18. maddeleri kapsamında verilen izinlerde gereken hassasiyet gösteriliyor mu? Hayır. Tam tersine, 2000’li yıllarda istisnai durumlar için öngörülen izin mekanizması bugün neredeyse her türlü faaliyet için kullanılabilir hâle gelmiştir. Bugün toplamda yaklaşık 9 milyon dönüm orman alanı çeşitli izinlere konu edilmiştir. Bir taraftan vatandaşlara ‘ormanlara girmeyin’ diyoruz ve bu uyarı özellikle yangın sezonunda son derece doğrudur. Ancak diğer taraftan milyonlarca dönümlük orman alanını çeşitli faaliyetlere açıyoruz. Geçmişte orman köylüsü ormanla birlikte yaşamayı biliyordu. Bugün ise farklı bir kültür orman alanlarına girmiş durumda. Orman içinde faaliyet gösteren herkes aynı bilinç ve deneyime sahip değil. Basit bir kaynak makinesinden çıkan kıvılcım bile çok büyük yangınlara dönüşebiliyor. Dolayısıyla yasal olarak ormanları koruma ve genişletme görevimizi ikinci plana itmiş durumdayız. Sanki her şey normalmiş gibi davranıyoruz. Oysa enerji tesisleri, sanayi yatırımları, maden sahaları ve taş ocakları gibi çok sayıda faaliyet orman alanlarında yürütülüyor. Bu durum yangın riskini artırıyor, kontrolü zorlaştırıyor, denetimi güçleştiriyor ve sorumluluğun takibini de daha karmaşık hâle getiriyor. Bugün orman alanlarından enerji nakil hatları geçiyor. Elbette enerji hatları olacak, ancak bunun güvenli şekilde işletilmesi gerekiyor. Maliyeti yüksek olsa da gerekli teknik bakım yapılmalıdır. Çünkü bugün orman yangınlarının yaklaşık yüzde 25’i enerji nakil hatlarından kaynaklanmaktadır.”
"YANGIN BÜYÜDÜKTEN SONRA MÜCADELE ÇOK GEÇ OLUYOR”
Başkan Özkara, şunları söyledi:
“Yangın doğrudan enerji hattından kaynaklanabileceği gibi, başka bir noktada başlayan yangının enerji hattına ulaşmasıyla da büyüyebilir. Yangın büyüdükten sonra onunla mücadele etmek son derece zordur. Bir orman yangını 300 santigrat dereceden bin santigrat dereceye kadar ulaşabilen sıcaklıklar oluşturabilir. Bu nedenle önleyici tedbirler alınmadan, gerekli dikkat ve özen gösterilmeden, yanıcı madde yükü ortamdan kaldırılmadan yangınların etkisi doğal olarak artacak ve kontrol altına alınması daha da zorlaşacaktır. Yakın zamanda karayolları kenarlarında birikmiş ince yanıcı materyalleri, özellikle kuru otları hepimiz görüyoruz. Bu tür koşullar ortadan kaldırılmadığı sürece yangına etkili müdahale etmek mümkün değildir. Müdahale şansı ancak risk oluşturan unsurlar temizlendiğinde artar. Orman yangınlarıyla mücadelede Orman Genel Müdürlüğü temel sorumlu kurumdur. Ancak artık bu mesele Orman Genel Müdürlüğünün tek başına üstesinden gelebileceği bir boyutu aşmıştır. Belediyeleri, Karayolları Genel Müdürlüğünü, turizm işletmelerini, site yönetimlerini ve vatandaşların tamamını ilgilendiren bir konu hâline gelmiştir. Bu nedenle bütünleşik bir orman yangınlarıyla mücadele yönetimi geliştirmemiz gerekiyor. Herkes kendi sorumluluğunu yerine getirmelidir. Yol kenarlarındaki yanıcı materyaller karayolları tarafından temizlenmeli, site ve yerleşim alanlarının içindeki yanıcı yük ilgili kişiler tarafından kaldırılmalı, yerleşim yerleri ile orman alanları arasında tampon bölgeler oluşturulmalıdır. İmar planları hazırlanırken bu mesafeler mutlaka dikkate alınmalıdır. Aksi takdirde ormanla iç içe geçmiş yerleşim alanlarının yangından etkilenmemesi mümkün değildir. Ormanlar hepimizin ortak vatan varlığıdır. Özellikle Antalya, Muğla, İzmir, Mersin, Denizli, Çanakkale, Trakya ve benzeri bölgeler yangına en hassas alanlardır. Türkiye’de 16 il yüksek orman yangını riski taşımaktadır. Antalya, Muğla ve İzmir’in sık sık gündeme gelmesinin nedeni de budur.”
ORMANLARDA TEHLİKE NEDEN ARTIYOR?
Son yıllarda artan orman yangınlarının yalnızca sıcak hava dalgalarıyla açıklanamayacağına dikkat çeken Özkara, şu ifadelere yer verdi:
“Bugün konuşulan rüzgâr hızları artık saatte 50 ile 100 kilometre arasında seyrediyor. Bu durum doğal olarak yangına son derece elverişli koşullar oluşturuyor. Özellikle Akdeniz ve Ege bölgelerinde karadan denize doğru esen rüzgârlar kurutucu etki yapıyor ve ortamın tutuşması için yalnızca küçük bir kıvılcım yeterli oluyor. Bugün yangınların bu kadar artmasının temel nedenleri; yüksek hava sıcaklıkları, düşük bağıl nem ve kuvvetli rüzgârdır. Özellikle rüzgâr, küçük bir yangını çok kısa sürede büyük bir felakete dönüştürebiliyor. Bu nedenle bu bölgelerde alınacak tedbirler büyük önem taşıyor. Vatandaşların ve görevli personelin çok iyi eğitilmiş, deneyimli ve bu işe uygun kişilerden oluşması gerekiyor. Özellikle orman içinde ve ormanla bitişik alanlarda yaşayan gençlerden daha fazla yararlanılmalıdır. Bu hem onların kendi yaşam alanlarını korumalarına katkı sağlayacak hem de bölgeyi iyi tanıdıkları için yangınla mücadelede daha etkili olmalarını sağlayacaktır. Yapılan çalışmalar var, ancak bunlar yeterli değil. Ben bu durumu ‘Tavşan kaç, tazı tut’ anlayışı olarak tanımlıyorum. Bir taraftan yasal düzenlemelerde gevşek davranıp ormanlara adeta arka bahçe gibi yaklaşacaksınız, her türlü izni vereceksiniz; diğer taraftan da ormanları koruduğunuzu söyleyeceksiniz. Bu yaklaşım doğru değildir. Aşırı üretim, dikili satış uygulamaları ve endüstriyel plantasyon adı altında yürütülen faaliyetler ormanların parçalanmasına neden olmuştur. Hiç yangın çıkmaması ya da hiçbir orman alanının yanmaması gerçekçi bir hedef değildir. Ancak doğru politikalar ve etkili önlemlerle yanan alan miktarını önemli ölçüde azaltmak mümkündür. Yapılması gereken, bu tecrübeyi bugünün koşullarına uyarlamak ve bütünleşik bir orman yangınlarıyla mücadele yönetim sistemini hayata geçirmektir.”


