MEB'in Ramazan etkinlikleri neden tartışılıyor? Siyaset Bilimci İrem Yüzer “laiklik” vurgusuyla açıkladı
Ramazan etkinlikleri ve laiklik tartışmasına ilişkin Yeni Ankara’ya değerlendirmelerde bulunan Siyaset Bilimci İrem Yüzer, “Eleştirilen din değil, eğitimde araçsallaştırma riski.” dedi.
Ramazan ayıyla birlikte eğitimde dini etkinliklerin yeri yeniden tartışma konusu olurken, “Laikliği birlikte savunuyoruz” bildirisi üzerinden tırmanan gerilime ilişkin Siyaset Bilimci İrem Yüzer, Yeni Ankara’ya konuştu. Yüzer, tartışmanın din ya da Ramazan karşıtlığı üzerinden okunamayacağını vurgulayarak, asıl riskin dini referansların eğitim politikaları aracılığıyla “ideolojik bir aygıta” dönüşmesi olduğunu söyledi; gönüllülük vurgusu, aile onayı, çocukların pedagojik hakları ve devletin tarafsızlık yükümlülüğü başlıklarında dikkat çeken uyarılarda bulundu.

“ELEŞTİRİLEN HUSUS, RAMAZAN’IN VEYA DİNİN KENDİSİ DEĞİL”
Ramazan ayının, İslam toplumlarında yalnızca bireysel ibadet pratiğini değil, aynı zamanda toplumsal dayanışma, paylaşma ve ahlaki arınma fikrini de temsil eden güçlü bir kültürel ve dini referans noktası olduğunun altını çizen Yüzer, “Türkiye tarihsel ve toplumsal olarak Müslüman ağırlığa sahip bir ülkedir. Ramazan’ın kamusal görünürlüğü kaçınılmazdır. Ancak burada belirleyici olan ince nokta, dini değerlerin varlığından ziyade bu değerlerin siyasal ve kurumsal düzlemde nasıl konumlandırıldığıdır. Bir siyaset bilimi perspektifinden bakıldığında eleştirilen husus, Ramazan’ın veya dinin kendisi değildir. Sorun, dini referansların eğitim politikaları üzerinden ideolojik bir aygıt haline getirilme ihtimalidir. Eğitim kurumu, modern ulus-devletlerde yalnızca bilgi aktarımının değil, yurttaşlık bilincinin ve eleştirel düşüncenin inşa edildiği temel kamusal alandır. Bu alanın herhangi bir dini ya da ideolojik yönlendirmeye açık hale gelmesi, çoğulcu toplum yapısı açısından risk barındırmaktadır.” diye konuştu.

TEKİN, “RAMAZAN ETKİNLİKLERİNE KATILIMDA GÖNÜLLÜLÜK ESAS” DEDİ
Geçtiğimiz gün BBC Türkçe’ye konuşan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in “etkinliklere katılım zorunlu değil, gönüllülük esas. Bu konuda da özellikle İl Müdürlerimize uyarılarımızı yaptık” ifadelerine ilişkin ise Yüzer, şöyle yanıt verdi:
“Bu bağlamda “dinde zorlama yoktur” ilkesi, yalnızca teolojik bir referans değil, aynı zamanda pedagojik bir gerekliliktir. Çocuklar üzerinde dini pratikleri zorlayıcı biçimde uygulamak ya da onları belirli bir inanç yorumu doğrultusunda yönlendirmek hem pedagojik hem de anayasal açıdan tartışmalıdır. Zorunlu din dersleri meselesi dahi uzun yıllardır kamusal tartışma konusu olurken, aile onayı olmaksızın ek dini içeriklerin eğitim programına dahil edilmesi, devletin tarafsızlık yükümlülüğü açısından ciddi soru işaretleri doğurur. Eğitim politikalarının dini hassasiyetler üzerinden şekillendirilmesi, farklı inanç gruplarına mensup ya da seküler yaşam tarzını benimseyen öğrenciler açısından dışlayıcı bir atmosfer oluşturabilir. Bu durum, çocuklar arasında dolaylı ayrımcılık riskini beraberinde getirir.”

SELEFİ ANDI VE CEMAAT-TARİKAT TARTIŞMALARI
Yine Bakan Tekin’in aynı röportajda bir okulda Selefi Andı okutulmasına karşın hemen harekete geçildiğini, yüz binlerce etkinlikten birkaç aykırı olayın yaşanmasının önemsenmeyecek kadar basit olaylar olduğunu ifade etmesine ilişkin ise Siyaset Bilimci İrem Yüzer şu karşılığı verdi:
“Özellikle “kültürel etkinlik” veya “milli değerler” başlığı altında dini cemaat ve tarikat yapılarının eğitim kurumlarına dahil edilmesi, modern devlet teorisi açısından kamusal alanın özelleştirilmesi anlamına gelir. Devletin eğitim yetkisinin, anayasal denetim mekanizmaları dışında kalan dini yapılarla protokoller aracılığıyla paylaşılması, kurumsal şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle çelişebilir. Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde dini yapılanmaların devlet kurumları içinde örgütlenmesinin yol açtığı krizler düşünüldüğünde, bu tür girişimlerin toplumsal hafızada ciddi kaygılar uyandırması şaşırtıcı değildir.”
“LAİKLİK İDEOLOJİK BİR TERCİH DEĞİLDİR”
İktidar tarafından atılan adımların laiklik ilkesinin aşınmasına yol açabileceğini öne süren Yüzer, bu durumun yalnızca seküler kesimlerin değil, inançlı bireylerin de özgürlük alanını daraltabileceğini savundu. Devletin resmi bir dini yorum üretmeye başlamasının dinin çoğulcu doğasını zedeleyebileceğini, bu durumun uzun vadede hem demokratik kültüre hem de toplumsal barışa zarar verebileceği iddiasında bulunan Yüzer şu ifadeleri kullandı:
“Mesele, Ramazan’a ya da dine karşı bir tutum almak değildir. Mesele, dinin siyasal ve kurumsal araçsallaştırılmasına karşı anayasal dengeyi savunmaktır. Eğitim kurumlarının ideolojik mücadele alanına dönüştürülmesi, çocukların pedagojik gelişimi ve toplumsal eşitlik açısından sakıncalıdır. Laiklik, bu noktada bir ideolojik tercih değil; farklı inanç ve yaşam tarzlarının bir arada var olabilmesinin hukuki güvencesidir. Dolayısıyla eğitim politikaları, dini hassasiyetleri gözetirken anayasal sınırları aşmamalı ve devletin tarafsızlık ilkesini zedeleyebilme ihtimalini göz ardı etmemek gerekir.”

“TÜRKİYE’DE HİÇBİR PARTİ VEYA LİDER DİNE KARŞI DEĞİL”
Yüzer son olarak, Türkiye’de hiçbir siyasi partinin, hiçbir siyasi liderin dine karşı olmadığını, burada önemli hususun laiklik kavramında yattığının altını çizerek, “Laiklik, yalnızca seküler kesimler için değil, tüm inanç sahipleri için eşit özgürlük alanının teminatıdır.” diyerek sözlerini noktaladı.
Yıldırım Kaya’dan MEB’e sert 'Laiklik' çıkışı: "Okullar tarikatların arka bahçesi yapılamaz!"Ankara Haberleri