İmdat butonları çoğalıyor, şiddet dinmiyor: Koruma duvarları yıkılıyor mu?
Kadına yönelik şiddetle mücadelede yardım hatları ve başvuru merkezlerinin sayısı her geçen gün artıyor. Ancak başvuru noktalarındaki bu patlama bir başarı değil, önleyici politikaların iflasının kanıtı olarak da algılanıyor.
Kadına yönelik şiddete karşı yardım hatları ve başvuru merkezleri giderek yaygınlaşıyor. Bu durum, yetkili mercilerin kadınları koruma hamlesinin dışında çarpıcı ve ürkütücü bir gerçeği, şiddetin de bir o kadar ve belki daha fazla yaygınlaştığını ortaya koyuyor.
Şiddetin karanlığına hapsolan kadınlar için Türkiye’de 7/24 hizmet veren kritik savunma hatları mevcut. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu tarafından paylaşılan 0212 656 96 96 ve 0549 656 96 96 numaralı Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı, bu zincirin sivil toplum kanadındaki en güçlü halkalarından birini oluşturuyor. Gece-gündüz demeden uzman desteği sunan bu hatların yanı sıra; emniyetin tek dokunuşla müdahale sağlayan KADES uygulaması ve Bakanlığın ALO 183 hattı, hayatta kalma mücadelesinde ilk sığınaklar olarak öne çıkıyor.

ŞÖNİM VE BAROLAR İLE HUKUKİ VE FİZİKSEL SIĞINMA
Sadece acil telefon hatları değil, fiziksel takip merkezleri de şiddet mağdurları için hayati önem taşıyor. 81 ilde faaliyet gösteren Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM), Kadın Cinayetlerini durduracağız Platformu, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, Kadın Dayanışma Platformu; barınma ihtiyacından psikolojik desteğe kadar geniş bir yelpazede hizmet veriyor. Özellikle Ankara Barosunun Gelincik Merkezi gibi oluşumlar, kadınların hukuk sisteminde kaybolmadan haklarını aramalarını sağlayan profesyonel bir zırh işlevi görüyor. Belediyelerin açtığı kadın danışma merkezleri ise yerel yönetimlerin bu savunma hattındaki payını artırıyor.

BAŞVURU PATLAMASI BİR ÇÖZÜM MÜ YOKSA İTİRAF MI?
Ancak bu başvuru noktalarındaki sayısal artış, madalyonun diğer yüzünde karanlık bir tabloyu barındırıyor. Yardım merkezlerinin ve hatlarının bu denli çoğalması, aslında toplumun her hücresine sızan şiddet sarmalının ne kadar kontrol dışı kaldığının açık bir itirafı niteliğinde. Mevcut politikaların "şiddeti durdurmak" yerine "şiddet sonrası pansuman yapmak" üzerine kurulu olması, eleştirilerin odağını oluşturuyor. Uzmanlara göre, her köşe başına bir yardım merkezi açmak, bataklığı kurutmak yerine sivrisinekleri kovalamaktan öteye geçemiyor.

"PANSUMAN TEDBİRLER" ZİHNİYETİ DEĞİŞTİREMİYOR
Eleştirilerin merkezinde, İstanbul Sözleşmesi gibi koruyucu şemsiyelerin daraltılması ve faillere yönelik caydırıcılığın zayıflaması yer alıyor. Şiddet gerçekleştikten sonra açılan telefon hatları, kadını koruyan yapısal reformların yerini tutmuyor. Sosyal politikalardaki bu "yardım odaklı" ama "önleyici olmayan" yaklaşım, kadını ekonomik ve hukuki olarak tam anlamıyla özgürleştirmekten uzak kalıyor. Gerçek bir çözümün yolu, daha fazla yardım hattından değil; şiddeti besleyen zihniyete karşı tavizsiz bir yargı ve eğitim seferberliğinden geçiyor.