İmralı'dan yeni mesaj: DEM Parti Ankara toplandı

DEM Parti, Terörsüz Türkiye süreci ve Abdullah Öcalan’ın mesajlarını değerlendirmek üzere Ankara Yılmaz Güney Sahnesi’nde toplandı.

İmralı'dan yeni mesaj: DEM Parti Ankara toplandı

DEM Parti Ankara Yılmaz Güney Sahnesi’nde, Abdullah Öcalan’ın gerçekleştirdiği çağrının birinci yıl dönümünde Terörsüz Türkiye sürecine yönelik değerlendirmelerde bulunmak ve Abdullah Öcalan’ın sürece yönelik yeni mesajlarını yayınlamak amacıyla toplandı.

Toplantıya DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Eski Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk ve çok sayıda DEM partili isim katılım sağladı.

Toplantı, Terörsüz Türkiye sürecinin anlatan sinevizyonun ardından başladı.

“GECİKMEDEN POLİTİKA ÜRETİLMELİDİR”

Toplantıda konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları sürecin başlamasıyla yeni bir dönemin başladığını belirterek, “Bizler DEM Parti olarak gelişmelerin onurlu bir barışa dönmesi için çalışmalara devam ediyoruz. Şimdi sorumluluk devlette ve iktidardadır. Gecikmeden politika üretilmelidir. Net bir yol haritası belirlenmeli, somut ve güven verici adımlar atılmalıdır. 27 Şubat çağrısı Türkiye siyasetinin önüne konmuş açık bir programdır. Mücadelenin silahla değil, siyasetle yürütüleceğinin net beyanıdır. Demokratik entegrasyon ne bir asimilasyondur ne de bir teslimiyettir. Demokratik entegrasyon her kimliğin tanındığı ortak bir yaşamın adıdır. Bu aşamanın hayata geçmesi artık siyaset kurumunun tarihsel sorumluluğudur. Çatışmadan beslenen korkuların dönemi kapanmalıdır. Demokratik entegrasyon 86 milyon yurttaşın daha adil ve daha huzurlu yaşamasıdır. 81 ilde yerel demokrasinin güçlenmesidir. Anadil ve kültür özgürlüğü teminat altına alınmalıdır. Cumhuriyet yeni yüzyılda demokrasiyle buluşmalı. Sayın Öcalan’ın gerçekleştirdiği çağrının amasız ve fakatsız biçimde arkasındayız” dedi.

HAKİKİ BARIŞ TEK TARAFLI ADIMLARLA SAĞLANAMAZ”

Toplantıda konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan Sırrı Süreyya Önder’i anarak, “Bu topraklar bir asırdır Kürt meselesini çözemiyor. 27 Şubat ortak ve onurlu bir yaşamın pusulasıdır. Bu siyasi irade Ortadoğu’nun kadim topraklarına düşen bir barış cemresidir. Fakat dile getirdiğimiz bir gerçeklik var. Hakiki barış tek taraflı adımlarla sağlanamaz. Tek taraflı fedakarlıklarla barış inşa edilemez. Devletin de bu bu barış iradesinin ağırlığına uygun bir pratik içerisinde olması gerektiğini bir kez daha yineliyoruz. Devlet bu süreci ileri taşımakla yükümlüdür. Artık sorumluluk devlet ve yürütme erkindedir. Artık bir eşiği aşmak zorundayız. Bir yıldır aynı eşikte bekleyip duruyoruz. Barış içinde yaşam artık pratiğe dönüşmelidir. Meclis komisyonunun raporunda belirtilen yasal adımların hayata geçmesi gerektiğini belirtiyoruz. Sayın Öcalan’ın rolü, pozisyonu veya yasal statüsü net bir şekilde tanınmalı ve güvence altına alınmalıdır. Öcalan’ın dediği gibi Cumhuriyet Kürt’süz olmaz diyoruz. 27 Şubat çağrısını tüm inancımızla destekliyoruz” ifadesini kullandı.

Pervin Buldan tarafından okunan Abdullah Öcalan'ın mektubu ise şu şekilde:

“27 Şubat 2025 çağrımız, demokratik siyasetin hayata geçtiği yerde silahın anlamsızlaşacağının beyanı ve tercihin açıkça siyasetten yana yapıldığının ilanıdır, bir ilke bütünlüğüdür. Negatif isyan dönemini temelde tek taraflı bir irade ve pratikle aşmayı başardık. Geride bıraktığımız süreç, şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır. Çağrılarımız, konferans ve kongreler bu amaca yönelikti. Örgütün fesih ve silahlı mücadele stratejisine son verme kararları, sadece resmen ve fiilen değil zihnen de şiddetten arınmayı ve siyaset tercihini ortaya koymuştur. Bu aynı zamanda cumhuriyetle zihnen barışmanın da ilanıydı. “Geçtiğimiz bir yıl içinde Sayın Erdoğan’ın iradesi, Sayın Bahçeli’nin çağrısı, Sayın Özel’in katkısı ve sürece olumlu katkı yapan diğer tüm siyasi, sosyal, sivil birey ve kurumların çabalarını kıymetli buluyorum. Ve özellikle Sırrı Süreyya arkadaşımızı bir kez daha büyük bir saygıyla ve özlemle anıyorum. “Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz. Bu ilişki diyalektiğinin tarihsel bir özgünlüğü vardır. Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki temel metinler, Türk ve Kürt birliğini ifade ediyordu. 27 Şubat çağrımız bu birlik ruhunun canlandırılma girişimi ve Demokratik Cumhuriyet talebidir. Kandan ve çatışmadan beslenme mekaniğini kırmayı amaçladık. Sorunun tarihselliğini, ciddiyetini ve üretebileceği riskleri görmek yerine kısa vadeli dar siyasi çıkarlara göre hareket etmek hepimizi zayıflatır. İnkârı ve isyanı sürekli kılmaya çalışmak, en büyük kural dışılığı kural kılmaya çalışmaktır. Son iki yüzyılda tersine çevrilmek istenen kardeşliğin önündeki engelleri kaldırıyor, kardeşlik hukukunun gereğini yapıyoruz. Nasıl bir araya gelinir ve nasıl bir arada yaşanılırı tartışmak istiyoruz. “Şimdi negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçmeliyiz. Yeni bir siyaset dönemine, stratejisine kapı açılıyor. Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp, demokratik toplum ve hukuk temelli bir süreci açmayı hedefliyor ve her kesimi bu yönde imkân yaratmaya ve sorumluluk almaya davet ediyoruz. “Demokratik toplum, demokratik uzlaşı ve entegrasyon, pozitif dönemin zihniyet dünyasının yapı taşlarıdır. Pozitif aşama zor ve şiddete dayalı mücadele yöntemlerini dıştalar. Pozitif inşada amaç herhangi bir kurumu ve yapıyı ele geçirmek değil, toplumdaki her bireyin toplumsal inşada rol alabilecek sorumluluğa ulaşabilmesidir. Amaç, inşayı toplumla birlikte ve toplum içinde yapmaktır. Ezilen kesimler, etnik gruplar, dinsel ve kültürel gruplar kesintisiz ve örgütlü bir demokratik mücadeleyle kendi yaratımlarına sahip çıkabilirler. Bu süreçte devletin demokratik dönüşüme duyarlı olması önemlidir. “Demokratik entegrasyon en az Cumhuriyetin başlangıcı kadar önemlidir. Onun kadar anlam, gelecek ve güç itibarıyla varlık ve zenginlik ihtiva eden bir çağrıdır. Temelinde demokratik toplum modeli vardır. Ayrıştırmacı ya da tersinden asimilasyonist yöntemlerin alternatifidir. Demokratik entegrasyona geçiş, barış yasalarını gerekli kılar. Demokratik toplum çözümü ise siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel boyutlarda bir mimarinin, bir hukukun tesisini öngörür. “Günümüzde yaşanan birçok sorunun ve krizin sebebi demokratik bir hukukun yokluğudur. Demokratik siyaset çerçeveli bir hukuk çözümünü esas alıyoruz. Demokratik topluma alan tanıyacak, demokrasiye alan tanıyacak ve bunun güçlü hukuksal güvencelerini oluşturacak bir yaklaşıma ihtiyacımız var. “Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır. Dininde, milliyetinde, düşüncesinde özgür olmayı temel alan bir özgür yurttaşlığı esas alıyoruz. Din ve dil empoze edilemediği gibi milliyet de edilmemelidir. Demokratik sınırlarda ve devletin bütünlüğünü esas alan bir anayasal vatandaşlık ilişkisi dinsel, ideolojik, kimliksel ve milliyet varlığını özgürce ifade etme ve örgütlenme hakkını kapsar. “Günümüzde hiçbir düşünce sistemi demokrasiyi esas almadan ayakta kalamaz. İniş-çıkışlar, gerilim ve krizler geçicidir, demokrasi er ya da geç kalıcı olacak olandır. Çağrımız sadece Türkiye’de değil Ortadoğu’da bir arada yaşama sorununa ve ürettiği kriz haline çözüm bulma amacını taşıyor. Bütün gadre uğramışların var olma ve kendilerini özgürce ifade edebilme haklarını savunuyoruz. “Kadınlar, hiçbir toplumun ve devletin dikkate almadan kendini sürdüremeyeceği toplumsal güçlerin başında gelir. Günümüzde aile içi şiddet, kadın cinayetleri, ataerkil baskı, hepsi kadının köleleştirilmesiyle başlayan tarihsel saldırının güncel izdüşümüdür. Bu nedenle kadınlar demokratik entegrasyonun en özgürlükçü parçası ve itici gücüdür. “Dönemin dili buyurgan ve otoriter bir dil olamaz. Karşısındakine kendini doğru ifade etme, doğru dinleme ve ona da kendi doğrularını ifade etme olanağını vermeyi esas almalıyız. “Tüm bu hususların gerçekleşmesi, karşılıklı saygıya dayalı gelişmiş bir ortak aklı gerektirmektedir. Selam ve Saygılarımla,”

Açıklamada Abdullah Öcalan'ın son hali de paylaşıldı. Öcalan'ın mesajının Türkçesinin okunmasının ardından daha önce PKK yöneticiliğinden İmralı’da bulunan Veysi Aktaş da metnin Kürtçesini okudu.

DEM Parti Terörsüz Türkiye Abdullah Öcalan Tülay Hatimoğulları Tuncer Bakırhan