İMO'dan bina deprem risk tespiti uyarısı: Sadece titreşim yetmez!
Bina deprem risk tespiti süreçlerindeki yeni yönetmelik tartışma yarattı. İMO, karot testi olmadan güvenliğin neden ölçülemeyeceğini açıkladı.
Türkiye'de milyonlarca konutu ilgilendiren bina deprem risk tespiti süreçlerinde yeni bir uzmanlık tartışması başladı. 20 Haziran 2026'da yürürlüğe giren ve Jeofizik Mühendisleri Odası SMM Yönetmeliğinde değişiklik yapan düzenlemenin ardından TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) önemli bir uyarı yayımladı. Sadece sismik dalga hızları ve titreşim ölçümlerine dayanılarak binaların deprem güvenliği hakkında nihai karar verilemeyeceğini belirten İMO, kamu can güvenliğini ilgilendiren değerlendirme süreçlerinde bilimsel standartların dışına çıkılmaması gerektiğini vurguladı.

JEOFİZİKSEL ÖLÇÜMLER BİNA GÜVENLİĞİ İÇİN TEK BAŞINA YETERLİ Mİ?
Yeni düzenleme ile Jeofizik Mühendisleri Odası SMM Yönetmeliğinin 5. maddesine mikro-tremor, yapı radarı ve özdirenç gibi yöntemler eklendi. İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu, söz konusu yöntemlerin sahada "beton kalitesi ve donatı sıklığının ultrasonik olarak belirlenebileceği" veya "bina güvenliği için karot alınmasına gerek kalmadığı" şeklinde tehlikeli ve yanlış bir algı yaratabileceğini belirtti. İMO açıklamasında, "Saha verisi toplama" işlemi ile "yapısal performans ve risk analizi yapma" eylemi kavramsal, yöntemsel ve hukuki açıdan birbirinden kesin çizgilerle ayrılmalıdır ifadeleri kullanılarak, jeofiziksel ölçümlerin sadece fiziksel parametreler sunduğuna dikkat çekildi.
TBDY'YE GÖRE GÜVENİLİR BİNA DEPREM RİSK TESPİTİ NASIL YAPILIR?
Mevcut yapıların deprem etkilerine karşı performansının değerlendirilmesi süreci, Ocak 2019'da yürürlüğe giren Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY) ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 6306 sayılı kanunu kapsamında yürütülüyor. Doğru ve yasal bir bina deprem risk tespiti için taşıyıcı sistemin geometrisi, donatı detayları ve beton kalitesinin sahada ve laboratuvar ortamında incelenmesi gerekiyor. Mühendislik standartlarına göre, binalardan tahribatsız muayenelerle desteklenen karot numuneleri alınmadan ve demir korozyon durumu sıyırma yöntemiyle gözle doğrulanmadan, yapının depremde hasar görüp görmeyeceği bilimsel olarak tahmin edilemiyor.

MİKRO-TREMOR YÖNTEMİ HANGİ ALANLARDA KULLANILMALIDIR?
Yönetmeliğe eklenen mikro-tremor tekniği, ortam titreşimlerini analiz ederek zemin tabakalarının dinamik özelliklerini ve baskın periyodunu belirlemek amacıyla tasarlanmış bir yöntem olarak biliniyor. İMO yetkilileri, sismik mikro-bölgeleme, sıvılaşmaya yatkınlık veya heyelan riski gibi zemin analizlerinde bu testlerin kritik veriler sunduğunu kabul ediyor. Ancak uzmanlar, gelişmiş ülkelerdeki mevcut riskli yapı tespit yönetmeliklerinin hiçbirinde yalnızca titreşim odaklı analizlerle yapısal güvenlik kararı alınmasına müsaade edilmediğini, malzemenin gerçek dayanımı bilinmeden ölçülen bina periyodunun tek başına bir anlam ifade etmeyeceğini vurguluyor.