"Hasan Doğan üzerinden asıl hedef ne?" Bülent Sarıdiken dikkat çeken noktaları anlattı
Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan üzerinden yürütülen tartışmaları değerlendiren Siyaset ve Orta Doğu Uzmanı Bülent Sarıdiken, konunun yalnızca bir bürokrat üzerinden okunmaması gerektiğini belirterek, “Gerçekten mesele yalnızca Hasan Doğan mı?” sorusunu gündeme taşıdı.
Siyaset ve Orta Doğu Uzmanı Bülent Sarıdiken, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Büyükelçi Prof. Dr. Hasan Doğan üzerinden son dönemde yürütülen tartışmaları değerlendirdi. Hasan Doğan’ın 2014 yılından bu yana Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çalışma ekibinde bulunduğuna dikkat çeken Sarıdiken, tartışmaların yalnızca Doğan’ın şahsıyla sınırlı olup olmadığının sorgulanması gerektiğini belirterek, “Gerçekten mesele yalnızca Hasan Doğan mı? Yoksa Hasan Doğan üzerinden Cumhurbaşkanlığı makamına, Erdoğan’ın devlet yönetimindeki çizgisine ve Türkiye’nin son yıllardaki yönelimlerine ilişkin bir tartışma mı yürütülüyor?” ifadelerini kullandı.
Bazı insanların sahip oldukları makamlarla övünmediğini, güçlerini gösterişe dönüştürmediğini ve devletin en kritik noktalarında görev yapmalarına rağmen yaptıkları işi kamuoyuna anlatmayı tercih etmediklerini dile getiren Sarıdiken, Büyükelçi Prof. Dr. Hasan Doğan’ı uzun yıllardır bu anlayışın temsilcilerinden biri olarak gördüğünü ifade etti.
2014 yılından bu yana Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü olarak görev yapan Hasan Doğan’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çalışma ekibindeki en uzun süre görev yapan isimlerden biri olduğuna işaret eden Sarıdiken, Cumhurbaşkanlığının resmi kayıtlarında da Doğan’ın görev başlangıcının 2 Eylül 2014 olarak yer aldığını hatırlattı.
Bu kadar uzun süre devletin zirvesinde görev yapmanın kolay olmadığını vurgulayan Sarıdiken, özellikle Türkiye gibi siyasi, ekonomik ve güvenlik bakımından sürekli önemli sınamalardan geçen bir ülkede böyle bir görevin çok ağır bir sorumluluk taşıdığını belirtti.
Sarıdiken, “Böyle bir görev; gece gündüz demeden çalışmayı, programdan programa koşmayı, kriz anlarında soğukkanlı kalmayı, devlet protokolünü ve Cumhurbaşkanlığı makamının ağır sorumluluğunu taşımayı gerektirir. Hasan Doğan’ın yıllardır yaptığı da budur” değerlendirmesinde bulundu.
“BİR MAKAM DEĞİL, AĞIR BİR SORUMLULUK”
Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürlüğünün dışarıdan bakıldığında yalnızca bir makam gibi görülebileceğini belirten Sarıdiken, devletin en üst makamında bu görevi yürütmenin büyük bir güven, disiplin, dikkat ve fedakârlık gerektirdiğini söyledi.
Bu sorumluluğu uzun yıllar boyunca sürdürebilmenin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Sarıdiken, her gün aynı sorumluluk duygusuyla görev yapmanın ve kamuoyunun görmediği, bilmediği sayısız ayrıntının içinde devlet işlerinin sağlıklı yürütülmesine katkıda bulunmanın ciddi bir görev ahlakı gerektirdiğini ifade etti.
Hasan Doğan’ın en önemli özelliklerinden birinin de burada aranması gerektiğini düşündüğünü dile getiren Sarıdiken, şu ifadeleri kullandı:
“Çok konuşmakta değil, işini yapmakta. Gösterişte değil, sorumlulukta. Makamın imkânlarında değil, makamın yükünü taşımakta.”
“15 TEMMUZ’U KİMSE UNUTMASIN”
Hasan Doğan değerlendirilirken 15 Temmuz gecesinin bir kenara bırakılamayacağını vurgulayan Sarıdiken, o gecenin herkes açısından önemli bir sınav olduğunu söyledi.
Türkiye’nin demokratik düzenine yönelik 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Marmaris’te bulunduğu otele yönelik saldırı gerçekleştirildiğini hatırlatan Sarıdiken, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan’ın da o gece Erdoğan’ın yanında bulunan isimlerden biri olduğunu belirtti.
Dönemin Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın, saldırıdan hemen önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın otelden ayrıldığını ve Hasan Doğan’ın da Cumhurbaşkanı’nın yanında bulunduğunu anlattığını belirten Sarıdiken, Doğan’ın daha sonra Erdoğan’a yönelik suikast girişimine ilişkin davada müşteki olarak da yer aldığını ifade etti.
Sarıdiken, bu noktada Hasan Doğan’a yönelik değerlendirmelerin yalnızca güncel sosyal medya paylaşımları üzerinden yapılmaması gerektiğini savunarak şunları söyledi:
“Şimdi bir düşünelim… Bir insanı değerlendirirken sadece bugün hakkında yazılan birkaç sosyal medya mesajına mı bakacağız? Yoksa devletin en zor gecelerinden birinde nerede durduğuna da mı bakacağız? Ben ikinci yolu tercih ederim. Çünkü insanın gerçek karakteri, rahat günlerde değil; zor günlerde ortaya çıkar.”
“HASAN DOĞAN’A YÖNELİK ELEŞTİRİLERİN ZAMANI DA DÜŞÜNDÜRÜCÜ”
Hasan Doğan hakkında eleştiri yapılmasının doğal olduğunu ve kamu görevi yapan herkesin eleştirilebileceğini belirten Sarıdiken, ancak tartışmalarda başka bir noktanın da göz önünde bulundurulması gerektiğini savundu.
Hasan Doğan’ın sıradan bir bürokrat olmadığını ifade eden Sarıdiken, Doğan’ın Cumhurbaşkanı’nın çalışma düzeninin en yakınındaki isimlerden biri olduğunu söyledi.
Bu nedenle Hasan Doğan üzerinden yürütülen her tartışmanın doğal olarak Cumhurbaşkanlığı makamına ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetim anlayışına ilişkin daha geniş tartışmaların içine çekildiğini belirten Sarıdiken, şu soruları yöneltti:
“Gerçekten mesele yalnızca Hasan Doğan mı? Yoksa Hasan Doğan üzerinden Cumhurbaşkanlığı makamına, Erdoğan’ın devlet yönetimindeki çizgisine ve Türkiye’nin son yıllardaki yönelimlerine ilişkin bir tartışma mı yürütülüyor?”
Bu sorunun cevabının zaman, belgeler ve somut gelişmelerle ortaya çıkacağını ifade eden Sarıdiken, buna rağmen söz konusu sorunun gündeme getirilmesinin önemli olduğunu dile getirdi.
“TÜRKİYE DEĞİŞİYORSA, BU DEĞİŞİMİN HERKESİ MEMNUN ETMESİ BEKLENEMEZ”
Türkiye’nin bugün bölgesel ve küresel ölçekte daha fazla söz söylemeye çalışan bir ülke olduğunu belirten Sarıdiken, savunma sanayisinden ulaşıma, enerjiden teknolojiye kadar birçok alanda ciddi projelerin yürütüldüğünü söyledi.
Bu gelişmelerin olumlu veya olumsuz değerlendirilmesinin ayrı bir tartışma konusu olduğunu ifade eden Sarıdiken, buna karşın Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası ağırlığı konusunda yoğun bir tartışmanın bulunduğunu belirtti.
Böyle dönemlerde devletin zirvesinde görev yapan isimlerin de doğal olarak daha fazla dikkat çektiğine işaret eden Sarıdiken, Hasan Doğan’ın da bu isimlerden biri olduğunu kaydetti.
Bu nedenle Hasan Doğan üzerinden yürütülen tartışmaların yalnızca şahsi bir bürokrat tartışması olarak görülmemesi gerektiğini düşünenlerin olabileceğini ifade eden Sarıdiken, gazeteciliğin sorumluluğuna da dikkat çekti:
“Fakat burada gazetecinin görevi birilerine suç isnat etmek değil; soruyu sormak, belgeyi aramak ve gerçeğin peşinden gitmektir.”
“HASAN DOĞAN’I ONURLANDIRMAK İÇİN ABARTIYA GEREK YOK”
Hasan Doğan’ı değerlendirmek veya kamu hizmetini takdir etmek için onu ulaşılmaz, hatasız veya eleştirilemez bir insan ilan etmeye gerek olmadığını belirten Sarıdiken, bir kişinin yaptığı görevin ağırlığını ortaya koymak için abartılı sıfatlardan ziyade görev süresine ve yaşanan olaylara bakılması gerektiğini söyledi.
“2014’ten bugüne… Cumhurbaşkanlığının en kritik görevlerinden birinde… Türkiye’nin çok ağır siyasi krizlerden geçtiği dönemlerde… 15 Temmuz gibi bir gecede… Yıllar boyunca aynı makamın sorumluluğunu taşımak… Bunların her biri kendi başına önemli bir görev geçmişidir” diyen Sarıdiken, Hasan Doğan’ı 2012 yılında tanıma fırsatı bulmuş bir gazeteci olarak onun kamu görevindeki uzun ve yoğun çalışma dönemini bu açıdan değerlendirdiğini ifade etti.
Devlete bağlılığın yalnızca sözlerle ölçülemeyeceğini söyleyen Sarıdiken, bu düşüncesini şu sözlerle anlattı:
“Devlete bağlılık dediğimiz şey de zaten sadece sözle ölçülmez. Bazen susarak… Bazen geceler boyu çalışarak… Bazen ailesinden ve özel hayatından fedakârlık ederek… Bazen de kimsenin görmediği bir sorumluluğu sessizce üstlenerek gösterilir.”
“ELEŞTİRİ VARSA BELGESİ DE OLMALI”
Hasan Doğan hakkında ortaya atılan iddiaların somut veriler ve belgeler üzerinden tartışılması gerektiğini vurgulayan Sarıdiken, eleştirinin yapılabileceğini ancak bunun dayanağının bulunması gerektiğini ifade etti.
“Hasan Doğan hakkında kim ne iddia ediyorsa ortaya koymalıdır. Belge varsa konuşalım. Yanlış varsa araştıralım. Eksik varsa eleştirelim. Ama bir insanın yıllar boyunca yaptığı kamu hizmetini birkaç sosyal medya paylaşımının oluşturduğu algıyla yok saymayalım” diyen Sarıdiken, konunun yalnızca Hasan Doğan özelinde değerlendirilmemesi gerektiğini savundu.
Bugün Hasan Doğan’a yönelik haksız bir eleştirinin yarın başka bir kamu görevlisine de yapılabileceğini ifade eden Sarıdiken, böyle bir sürecin zamanla şahısları aşarak devlet kurumlarına duyulan güven tartışmasına dönüşebileceğini belirtti.
Sarıdiken, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“Benim söylemek istediğim çok basit: Hasan Doğan eleştirilemez değildir. Ama yıllardır Cumhurbaşkanlığı makamında büyük bir sorumluluk üstlenen, bu görevi uzun yıllardır sürdüren ve Türkiye’nin en kritik gecelerinden birinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında bulunan bir devlet görevlisinin hakkını teslim etmek de gazetecinin sorumluluğudur.”
Hasan Doğan üzerinden yürütülen tartışmaların hangi noktaya ulaşacağının zaman içinde görüleceğini belirten Sarıdiken, dikkat çekmek istediği temel noktanın bir devlet görevlisinin tartışılma biçimi olduğunu söyledi.
“Bir devlet görevlisini yıpratmak kolaydır. Asıl zor olan, Türkiye’nin geleceği hakkında sağlıklı ve dürüst bir tartışma yürütmektir” ifadelerini kullanan Sarıdiken, Hasan Doğan hakkında söylenen sözlerin yalnızca Doğan’ın şahsına yönelik sonuçları açısından değil, Cumhurbaşkanlığı makamı ve devlet yönetimine duyulan güven bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Sarıdiken şöyle devam etti:
“Bu nedenle Hasan Doğan üzerinden söylenen her sözün, yalnızca Hasan Doğan’ı değil, Cumhurbaşkanlığı makamını ve devlet yönetimine duyulan güveni nasıl etkilediğini de düşünmek gerekir. Çünkü mesele sadece bir bürokrat değildir. Mesele, devlet görevine duyulan saygıdır. Mesele, emeğin hakkını teslim etmektir. Mesele, eleştiri ile itibarsızlaştırma arasındaki çizgiyi korumaktır.”
Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda nasıl bir ülke olacağına ilişkin daha büyük bir tartışmanın sürdüğünü ifade eden Sarıdiken, kişiler üzerinden yürütülen tartışmalar sırasında esas meselelerin gözden kaçırılmaması gerektiğinin altını çizdi.
Sarıdiken, analizini şu sözlerle tamamladı:
“Ve belki de en önemlisi… Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda nasıl bir ülke olacağına ilişkin büyük tartışmanın içinde, kişileri hedef alırken asıl meselenin gözden kaçırılmasına izin vermemektir. Hasan Doğan’ın yıllardır taşıdığı devlet sorumluluğuna baktığımda benim gördüğüm şudur: Sessiz, uzun soluklu ve ağır bir görev… Ve böyle bir görevin hakkını teslim etmek de en az eleştirmek kadar gazetecilik sorumluluğudur.”
Sarıdiken'in analizinin tamamı:
Bazı insanlar vardır…
Makamları vardır ama makamlarıyla övünmezler.
Güçlüdürler ama güçlerini gösterişe dönüştürmezler.
Devletin en kritik noktalarında görev yaparlar fakat yaptıkları işi reklam etmeyi tercih etmezler.
Büyükelçi Prof. Dr. Hasan Doğan, benim gözümde uzun yıllardır bu anlayışın temsilcilerinden biridir.
2014 yılından bu yana Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü olarak görev yapan Hasan Doğan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çalışma ekibindeki en uzun süre görev yapan isimlerden biridir. Cumhurbaşkanlığı'nın resmî kayıtlarında da görev başlangıcı 2 Eylül 2014 olarak yer almaktadır.
Bu kadar uzun süre devletin zirvesinde görev yapmak kolay değildir.
Hele ki Türkiye gibi siyasi, ekonomik ve güvenlik bakımından sürekli önemli sınamalardan geçen bir ülkede…
Böyle bir görev; gece gündüz demeden çalışmayı, programdan programa koşmayı, kriz anlarında soğukkanlı kalmayı, devlet protokolünü ve Cumhurbaşkanlığı makamının ağır sorumluluğunu taşımayı gerektirir.
Hasan Doğan'ın yıllardır yaptığı da budur.
BİR MAKAM DEĞİL, AĞIR BİR SORUMLULUK
Özel Kalem Müdürlüğü dışarıdan bakıldığında yalnızca bir makam gibi görülebilir.
Oysa devletin en üst makamında bu görevi yürütmek; büyük bir güven, disiplin, dikkat ve fedakârlık gerektirir.
Üstelik bunu yıllarca sürdürebilmek…
Her gün aynı sorumluluk duygusuyla görev yapmak…
Kamuoyunun görmediği, bilmediği sayısız ayrıntının içinde devlet işlerinin sağlıklı yürütülmesine katkıda bulunmak…
Bunların tamamı ciddi bir görev ahlakı ister.
Hasan Doğan'ın en önemli özelliğinin de burada aranması gerektiğini düşünüyorum.
Çok konuşmakta değil, işini yapmakta.
Gösterişte değil, sorumlulukta.
Makamın imkânlarında değil, makamın yükünü taşımakta.
15 TEMMUZ'U KİMSE UNUTMASIN
Hasan Doğan'ı anlatırken 15 Temmuz gecesini bir kenara koyamayız.
Çünkü o gece herkes için bir sınavdı.
Türkiye'nin demokratik düzenine yönelik darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Marmaris'teki oteline yönelik saldırı gerçekleşti.
Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan da o gece Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yanında bulunan isimler arasındaydı. Dönemin Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, saldırıdan hemen önce Cumhurbaşkanı'nın otelden ayrıldığını ve Hasan Doğan'ın da Cumhurbaşkanı'nın yanında bulunduğunu anlatmıştı.
Daha sonra Hasan Doğan, Erdoğan'a yönelik suikast girişimine ilişkin davada müşteki olarak da yer aldı.
Şimdi bir düşünelim…
Bir insanı değerlendirirken sadece bugün hakkında yazılan birkaç sosyal medya mesajına mı bakacağız?
Yoksa devletin en zor gecelerinden birinde nerede durduğuna da mı bakacağız?
Ben ikinci yolu tercih ederim.
Çünkü insanın gerçek karakteri, rahat günlerde değil; zor günlerde ortaya çıkar.
HASAN DOĞAN'A YÖNELİK ELEŞTİRİLERİN ZAMANI DA DÜŞÜNDÜRÜCÜ
Bugün Hasan Doğan hakkında eleştiriler yapılabilir.
Elbette yapılabilir.
Kamu görevi yapan herkes eleştirilebilir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken başka bir nokta var.
Hasan Doğan, sıradan bir bürokrat değildir.
Cumhurbaşkanı'nın çalışma düzeninin en yakınındaki isimlerden biridir.
Dolayısıyla Hasan Doğan üzerinden yürütülen her tartışma, doğal olarak Cumhurbaşkanlığı makamına ve Erdoğan'ın yönetim anlayışına ilişkin daha geniş tartışmaların da içine çekilmektedir.
İşte burada durup sormak gerekiyor:
Gerçekten mesele yalnızca Hasan Doğan mı?
Yoksa Hasan Doğan üzerinden Cumhurbaşkanlığı makamına, Erdoğan'ın devlet yönetimindeki çizgisine ve Türkiye'nin son yıllardaki yönelimlerine ilişkin bir tartışma mı yürütülüyor?
Bu sorunun cevabını elbette zaman, belgeler ve somut gelişmeler gösterecektir.
Ama soruyu sormak bile önemlidir.
TÜRKİYE DEĞİŞİYORSA, BU DEĞİŞİMİN HERKESİ MEMNUN ETMESİ BEKLENEMEZ
Türkiye bugün bölgesel ve küresel ölçekte daha fazla söz söylemeye çalışan bir ülke.
Savunma sanayisinden ulaşıma, enerjiden teknolojiye kadar birçok alanda ciddi projeler yürütülüyor.
Bu gelişmelerin tamamını olumlu veya olumsuz değerlendirmek ayrı bir tartışmadır.
Ancak ortada bir gerçek var:
Türkiye'nin bölgesel ve uluslararası ağırlığı üzerine yoğun bir tartışma yaşanıyor.
Böyle dönemlerde devletin zirvesinde görev yapan isimler de doğal olarak daha fazla dikkat çekiyor.
Hasan Doğan da bu isimlerden biri.
Dolayısıyla onun üzerinden yürütülen tartışmaların yalnızca şahsi bir bürokrat tartışması olarak görülmemesi gerektiğini düşünenler olabilir.
Fakat burada gazetecinin görevi birilerine suç isnat etmek değil; soruyu sormak, belgeyi aramak ve gerçeğin peşinden gitmektir.
HASAN DOĞAN'I ONURLANDIRMAK İÇİN ABARTIYA GEREK YOK
Hasan Doğan'ı onurlandırmak için onu ulaşılmaz, hatasız veya eleştirilemez bir insan ilan etmeye gerek yok.
Zaten buna ihtiyaç da yok.
Çünkü bir insanın yaptığı görevin ağırlığını anlatmak için abartılı sıfatlara değil, yıllara bakmak yeterlidir.
2014'ten bugüne…
Cumhurbaşkanlığı'nın en kritik görevlerinden birinde…
Türkiye'nin çok ağır siyasi krizlerden geçtiği dönemlerde…
15 Temmuz gibi bir gecede…
Yıllar boyunca aynı makamın sorumluluğunu taşımak…
Bunların her biri kendi başına önemli bir görev geçmişidir.
Ben Hasan Doğan'ı 2012 yılında tanıma fırsatı bulmuş bir gazeteci olarak, onun kamu görevindeki bu uzun ve yoğun çalışma dönemini bu açıdan değerlendiriyorum.
Devlete bağlılık dediğimiz şey de zaten sadece sözle ölçülmez.
Bazen susarak…
Bazen geceler boyu çalışarak…
Bazen ailesinden ve özel hayatından fedakârlık ederek…
Bazen de kimsenin görmediği bir sorumluluğu sessizce üstlenerek gösterilir.
ELEŞTİRİ VARSA BELGESİ DE OLMALI
Hasan Doğan hakkında kim ne iddia ediyorsa ortaya koymalıdır.
Belge varsa konuşalım.
Yanlış varsa araştıralım.
Eksik varsa eleştirelim.
Ama bir insanın yıllar boyunca yaptığı kamu hizmetini birkaç sosyal medya paylaşımının oluşturduğu algıyla yok saymayalım.
Çünkü bugün Hasan Doğan'a yapılan haksız bir eleştiri yarın başka bir kamu görevlisine yapılabilir.
Ve mesele giderek şahısları aşarak devlet kurumlarına duyulan güven meselesine dönüşür.
Benim söylemek istediğim çok basit:
Hasan Doğan eleştirilemez değildir.
Ama yıllardır Cumhurbaşkanlığı makamında büyük bir sorumluluk üstlenen, bu görevi uzun yıllardır sürdüren ve Türkiye'nin en kritik gecelerinden birinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yanında bulunan bir devlet görevlisinin hakkını teslim etmek de gazetecinin sorumluluğudur.
Bugün Hasan Doğan üzerinden yürütülen tartışmaların nereye varacağını zaman gösterecek.
Fakat benim dikkat çekmek istediğim asıl nokta şudur:
Bir devlet görevlisini yıpratmak kolaydır.
Asıl zor olan, Türkiye'nin geleceği hakkında sağlıklı ve dürüst bir tartışma yürütmektir.
Bu nedenle Hasan Doğan üzerinden söylenen her sözün, yalnızca Hasan Doğan'ı değil, Cumhurbaşkanlığı makamını ve devlet yönetimine duyulan güveni nasıl etkilediğini de düşünmek gerekir.
Çünkü mesele sadece bir bürokrat değildir.
Mesele, devlet görevine duyulan saygıdır.
Mesele, emeğin hakkını teslim etmektir.
Mesele, eleştiri ile itibarsızlaştırma arasındaki çizgiyi korumaktır.
Ve belki de en önemlisi…
Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda nasıl bir ülke olacağına ilişkin büyük tartışmanın içinde, kişileri hedef alırken asıl meselenin gözden kaçırılmasına izin vermemektir.
Hasan Doğan'ın yıllardır taşıdığı devlet sorumluluğuna baktığımda benim gördüğüm şudur:
Sessiz, uzun soluklu ve ağır bir görev…
Ve böyle bir görevin hakkını teslim etmek de en az eleştirmek kadar gazetecilik sorumluluğudur.