Haklar kâğıtta, hayaller askıda: Göçmen kadınların Türkiye raporu

Göç Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mehmet Çiçek, göçmen kadınların Türkiye'deki sessiz çığlığını, " Hayatın her alanında ekonomik sömürü, toplumsal izolasyon ve istismar riskiyle örülmüş görünmez duvarlarla savaşıyorlar." şu sözlerle duyurdu. İşte rakamların ardındaki o çarpıcı gerçekler...

Haklar kâğıtta, hayaller askıda: Göçmen kadınların Türkiye raporu

Türkiye'de milyonlarca göçmen kadının yaşamı, kâğıt üzerinde tanınan haklar ile hayatın her alanına sinmiş görünmez duvarlar arasındaki derin uçurumda şekilleniyor. Gaziantep Göç Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mehmet Çiçek, göçmen kadınların bu sessiz mücadelesini değerlendirdi. Çiçek, "Türkiye'deki göçmen kadınlar, ekonomik ve sosyal hayata katılımda çok katmanlı ve karmaşık engellerle karşılaşıyor. Mevcut yasal haklar ile sahadaki fiili durum arasında ciddi bir makas var." sözleriyle ortaya koydu.

RAKAMLARIN ARDINDAKİ GERÇEK: NÜFUSUN YARISI, MÜCADELENİN ÖN SAFLARINDA

Çiçek'in paylaştığı verilere göre, rakamlar, gerçeğin sadece bir yüzünü aydınlatıyor. Türkiye'deki 4.1 milyonluk yabancı nüfusun neredeyse yarısı kadın. Ankara, hem mülteciler hem de ikamet izinlilerle bu karmaşık demografinin en net görüldüğü şehirlerden biri.

Çiçek, "Türkiye'deki zorunlu göçmen nüfusun yaklaşık yarısı kadınlardan oluşuyor ve bu nüfus, genç ve çocuk oranının yüksekliğiyle dikkat çekiyor." dedi. Bu oran, aynı zamanda görünmez bir yükün de kadınların omuzlarında olduğu anlamına geliyor.

EKONOMİK ÇIKMAZ: DÜŞÜK ÜCRET, GÜVENCESİZLİK VE SÖMÜRÜ ÇARKI

Göçmen kadınlar için ekonomik hayata tutunmak, adeta bir çıkmaz sokağa girmekle eşdeğer. Mehmet Çiçek, bu acımasız çarkı şu sözlerle tarif etti:

"Göçmen kadınların işgücü piyasasına girişini engelleyen temel faktörler; yasal statü belirsizlikleri, dil ve diploma tanınmaması sorunları, çocuk bakım yükü ve kültürel normlardır. Bu engeller, kadınları kaçınılmaz olarak kayıt dışı, düşük ücretli ve güvencesiz pozisyonlarda çalışmaya zorluyor."

TOPLUMSAL HAPİSHANE: ÖNYARGI, İZOLASYON VE 'ÇİFTE BASKI'

Sosyal hayat, birçok göçmen kadın için duvarları olmayan bir hapishaneye dönüştüğünü vurgulan Mehmet Çiçek, "Toplumsal uyum açısından en büyük zorluklardan biri, kadınların hem geldikleri toplumun hem de ev sahibi toplumun cinsiyet rolleri baskısı altında kalmasıdır. Buna dil bariyeri, toplumsal önyargılar ve sosyal ağ eksikliği de eklenince, kadınlar ciddi bir sosyal izolasyon riskiyle karşı karşıya kalıyor." dedi.

ULAŞILMAZ SAĞLIK: HAK VAR, HİZMET YOK

Çiçek'in paylaştığı verilere göre, sağlık en temel insan hakkı olmasına rağmen çoğu zaman göçmen kadınlar için bu hak bir lüks olabiliyor. Yasal olarak ücretsiz sağlık hizmeti hakları olsa da gerçek bambaşka diyen Çiçek, sahadaki acı tabloyu şu sözlerle ifade etti:

"Yapılan saha çalışmaları, pek çok göçmen kadının hastaneye gitse bile reçeteli ilacını almakta zorlandığını gösteriyor. Bu durum, teorik hak ile uygulama arasındaki farkı net bir şekilde ortaya koyuyor."

SESSİZ ÇIĞLIK: İSTİSMAR TEHDİDİ ALTINDA BİR YAŞAM VE ÇÖZÜM YOLLARI

Tüm bu zorlukların gölgesinde, belki de en tehlikelisi olan istismar riski yatıyor. Savunmasızlıkları, onları her türlü sömürüye açık hale getiriyor. Ancak umutsuzluğa yer yok. Mehmet Çiçek, bu karanlık tabloya karşı çözümün reçetesini şu net ifadelerle sundu:

"Hukuki koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi, kadınlara hakları konusunda farkındalık eğitimleri verilmesi, STK'lar ve belediyeler aracılığıyla sosyal destek ağlarının kurulması ve güvenli iş platformlarının teşvik edilmesi, istismarla mücadelede atılması gereken en önemli adımlardır."