FETÖ, Süleymancılar ve diğerleri... Atatürk bu sözü neden söyledi?
Türkiye’de tarikat ve cemaatlerin devlet ve kamu yönetimiyle ilişkisi zaman zaman tartışma konusu olurken, Atatürk’ün “şeyhler, dervişler, müritler” sözünün anlamı yeniden gündeme geliyor. İşte tarihi sözün arka planı ve Atatürk’ün vermek istediği mesaj.
Mustafa Kemal Atatürk’ün 30 Ağustos 1925’te Kastamonu’da yaptığı konuşmada söylediği “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz” sözü, Cumhuriyet’in kuruluş döneminde dini otoritenin devlet ve toplum üzerindeki konumuna ilişkin yaklaşımının önemli ifadelerinden biri oldu. Peki Atatürk bu sözü neden söyledi, hangi gelişmelerin ardından tekke ve zaviyelerin kapatılması gündeme geldi?
ATATÜRK BU SÖZÜ HANGİ ORTAMDA SÖYLEDİ?
1920’li yılların ortalarında Türkiye, Cumhuriyet’in yeni kurumlarının oluşturulduğu ve hukuk, eğitim, yönetim ve toplumsal yaşamda kapsamlı dönüşümlerin yaşandığı bir dönemden geçiyordu.
Atatürk, Kastamonu konuşmasında yapılan inkılapların amacının Türkiye Cumhuriyeti halkını “asrî ve bütün manâ ve eşkâliyle medenî bir heyet-i ictimaiyye” haline getirmek olduğunu belirtti. Aynı konuşmada, toplumun düşünce hayatını etkileyen hurafelerin ortadan kaldırılması gerektiğini savundu.
Bu çerçevede Atatürk'ün eleştirisi yalnızca dini inanca yönelik değildi. Konuşmasının devamında, resmi din görevlileri dışında bazı kişilerin halkın karşısına dini otorite görüntüsüyle çıktığını ve kendilerini halkın temsilcisi gibi konumlandırdığını sorguladı. Atatürk, bu kişilerin böyle bir yetkiyi “kimden, nereden aldıklarını” sorarak devletin meşru otoritesi dışında oluşan dini otorite biçimlerine itiraz etti.
TARİKATLARIN DEVLET VE TOPLUM ÜZERİNDEKİ ETKİSİ NEDEN TARTIŞILIYORDU?
Cumhuriyet'in ilk yıllarında temel tartışmalardan biri, dini yapıların yalnızca dini ve manevi faaliyetlerle mi sınırlı kalacağı, yoksa siyasi ve toplumsal alanda ayrıca bir güç odağı oluşturup oluşturmayacağıydı.

Dönemin resmi tarih kaynaklarında, bazı tarikat ve tekke çevrelerinin toplumsal yenileşmeye direnç gösterdiği; ayrıca bazı yapıların kişisel ve siyasi amaçlarla kullanılmasının Cumhuriyet yönetimi açısından sorun olarak görüldüğü belirtiliyor. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi'nin Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi de tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ilişkin kanun teklifinin gerekçesinde, bazı kişilerin bu yapıları “şahsî ve siyasî amaçlarını gerçekleştirmek” için kullandığının ifade edildiğini aktarıyor.
Bu nedenle Atatürk'ün sözünü, dini inanç ile dini otoritenin devlet yönetiminde ayrı bir güç merkezi oluşturması arasındaki ayrım üzerinden değerlendirmek gerekiyor.
ATATÜRK'ÜN ASIL VURGUSU NEYDİ?
Atatürk, aynı konuşmada Türkiye Cumhuriyeti'nin zaten bir Diyanet İşleri Riyaseti bulunduğunu hatırlattı. Müftü, hatip ve imam gibi resmi din görevlilerinin devlet içerisinde belirlenmiş görevleri olduğunu ifade etti. Buna karşılık, resmi bir görevi bulunmadığı halde dini kıyafet ve sıfatlarla halk üzerinde otorite kurmaya çalışan kişileri eleştirdi.
Dolayısıyla sözün bağlamında öne çıkan meselelerden biri, devletin hukuki ve kurumsal otoritesi dışında dini bir hiyerarşi veya ayrıcalıklı otorite oluşturulması meselesiydi.
Atatürk, aynı konuşmada düşünsel rehberliğin kaynağı olarak bilim, teknik ve uygarlığı öne çıkardı. Atatürk Araştırma Merkezi'nin aktardığı başka bir 1925 ifadesinde de tekkelerin kapatılması gerektiğini savunarak Türkiye'nin güç kaynağını “uygarlık, bilim ve teknik” olarak gösterdi.
TEKKE VE ZAVİYELER NE ZAMAN KAPATILDI?
Atatürk'ün 30 Ağustos 1925'teki Kastamonu konuşması, tekke ve tarikatların kaldırılmasına yönelik sürecin önemli dönüm noktalarından biri oldu. Aynı yılın sonlarında 30 Kasım 1925'te TBMM'de yapılan düzenlemeyle tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı; şeyhlik, dervişlik, dedelik, seyitlik, babalık, müritlik ve türbedarlık gibi unvanların kullanılması da yasaklandı.
Böylece Cumhuriyet yönetimi, dini alanda devletin belirlediği kurumsal yapı ile devlet dışındaki tarikat ve tekke yapılanmaları arasındaki sınırı daha kesin biçimde çizdi.
“DEVLET İÇİNE SIZMA” TARTIŞMASIYLA BAĞLANTISI NASIL KURULABİLİR?
Atatürk'ün 1925'teki sözünü günümüzdeki tarikat ve cemaat tartışmalarıyla ilişkilendirirken tarihsel bağlamı korumak gerekiyor. 1925'te kullanılan ifadeler doğrudan bugünkü cemaat yapılanmalarına yönelik değildi. Ancak sözün temelindeki devlet otoritesi, hukuk, kamusal yetki ve dini yapıların siyasi güç haline gelmemesi tartışması günümüzde de farklı biçimlerde ele alınıyor.
Atatürk'ün Kastamonu konuşmasında özellikle resmi görevi bulunmayan bazı kişilerin halkın karşısına dini otorite görüntüsüyle çıkmasını ve halk ile devlet arasına bir otorite koymaya çalışmalarını eleştirmesi, bu açıdan dikkat çekici bir tarihsel referans niteliği taşıyor.
Süleymancılar'da hareketlilik! Ankara ve İstanbul'da neler oluyor?Güncel
Uğur Mumcu Rabıta kitabında ne anlatıyor? Tarikat, cemaat ve siyaset üçgeninde bir tartışmaGüncel