Ekrem İmamoğlu'nun diploma kararını istinafa taşıdı
Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun, iptal edilen diploması için idare mahkemesine ‘kararın iptali’ için açtığı dava reddedilmişti. İmamoğlu'nun avukatları İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin ‘Ret kararını’ istinafa taşıdı.
Ekrem İmamoğlu’nun diploma iptaline karşı İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nde açtığı davanın reddedilmesi üzerine İmamoğlu’nun avukatları, kararın yürütmesinin durdurulması ve davanın kabulü talebiyle istinafa başvurdu.
CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun, üniversite lisans diplomasının iptaline ilişkin İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu işlemine karşı İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nde açılan davanın duruşması 15 Ocak’ta görülmüştü.
Mahkemenin kararı, 8 gün sonra taraflara tebliğ edilmiş, heyet, oy birliğiyle davanın reddine karar vermişti. Mahkeme kararında “İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu'nun işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı” savunulmuştu.
"MÜVEKKİLİMİZİN, ÇEŞİTLİ ÜNİVERSİTELER VE YÖK ARASINDAKİ YAZIŞMALARI BİLMESİNİN BEKLENMESİ ABESLE İŞTİGALDİ"
İmamoğlu’nun avukatları, İstanbul 5. İdare Mahkemesi kararının yürütmesinin durdurulması ve davanın kabulü talebiyle istinafa başvurdu.
Başvuru dilekçesinde, "Hiçbir zorunluluğun öngörülmediği sabit, mevzuatta YÖK’ten görüş ve/veya onay alınmasının aranmadığı tartışmasız, anılan dönemde yapılan yüzlerce yatay geçiş başvurusundan ancak bir kısmı için tereddüt hasıl olduğu takdirde YÖK’e danışılması maksadıyla ilgili üniversiteler tarafından sorulan soruların ve bu sorular özelinde verilen cevapların, genel düzenleyici işlem niteliği bulunmadığı ve/veya
kamuya ilan edilmediği de gözetildiğinde, üniversitenin 1. sınıfını bitirmiş, yatay geçiş başvurusunda öngörülen koşulları sağlayarak başvurusunu yapmış olan müvekkilimizin, çeşitli üniversiteler ve YÖK arasındaki yazışmaları bilmesinin beklenmesi abesle iştigaldi" denildi.
İstinaf başvurusunda şu noktalara vurgu yapıldı:
"Müvekkilimizin öğrenci olarak kabul edilmesinden sonraki aşamada bizzat düzenlediği 20.2.1991 tarihli Öğrenci Durum Belgesi'nden de açıkça
anlaşıldığı üzere Müvekkilimizin yatay geçiş yaptığı Üniversitenin Davalı İdare tarafından her zaman bilindiği kuşkusuzdur...
Davalı İdare Vekili tarafından dahi duruşma sırasında 'Sayın Davacının yaptığı bir eylemden bahsetmiyoruz' denilerek Müvekkilimizin herhangi bir usulsüzlüğünün olmadığı açıkça kabul edilmişken; İstanbul 5. İdare Mahkemesi tarafından bu savunmanın da ötesine geçilerek, öğrencinin öğrencilik hayatı boyunca görmediği ve görmesinin de gerekmediği Üniversiteye ait olan ve ilgili kamu görevlileri tarafından tutulan öğrenci kütük defterine ne yazıldığı konusunda idareyi aydınlatma yükümlülüğünün bulunduğunun kabul edilmesi akıl ve mantık kurallarıyla açıklanamayacak bir kabuldür...
"İstanbul 5. İdare Mahkemesinin 23.1.2026 tarihli kararı hukukla ve bağlayıcılığı bulunan Danıştay İBK kararıyla bağdaşmamaktadır"
Danıştay 1987 tarihli İBK Kararı’nda hile ve gerçeğe aykırı beyan halinde dahi idari işlemin her zaman geri alınabileceği kabul edilmemişken; hiçbir hileli davranışı veya gerçeğe aykırı beyanı olmayan, ilan edilen şartların tamamını karşılayarak ve bunu ispatlayarak yatay geçiş başvurusu kabul edilen Müvekkilimizin 35 yıl sonra yatay geçişinin, mezuniyetinin ve diplomasının iptal edilmesi ve bu işlemi hukuka uygun bulan İstanbul 5. İdare Mahkemesinin 23.1.2026 tarihli kararı hukukla ve bağlayıcılığı bulunan Danıştay İBK kararıyla bağdaşmamaktadır"
Başvurunun sonuç bölümünde ise şu konulara ve istemlere yer verildi:
"... telafi edilmesi mümkün olmayan zararlar meydana getirmekte"
"... 35 yıl önce hukuka uygun olarak yaptığı yatay geçiş sonrasında önce lisans, sonra yüksek lisans mezuniyetine hak kazanan Müvekkilimizin, yatay geçişinin, mezuniyetinin ve diplomasının iptal edilmesi de tam olarak Müvekkilimizin hukuki durumunda, hukuki statüsünde telafi edilmesi mümkün olmayan zararlar meydana getirmektedir ve somut olay yürütmenin durdurulması kararı verilmesini gerektirmektedir.
... Cumhurbaşkanlığı seçiminin erken yapılması olasılığının gerçekleşmesi halinde adaylık başvuruları ve işlemlerinin aylar öncesinden başlatılma zorunluluğu olduğu gözetildiğinde dava konusu işlemle Müvekkilimizin Cumhurbaşkanlığı adaylığı engellenmiş olacaktır ki bu durum telafisi imkansız zararın tam karşılığıdır.
Kaldı ki bu halde Müvekkilimizin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 67 ile seçilme hakkının elinden alınması ve ihlal edilmesi söz konusu olacak ve bununla birlikte vatandaşların seçme hakkının da ihlaline sebebiyet verilmiş olacaktır.
Bu sonuçlar, dava konusu işlemin sebebiyet verdiği telafi edilemez zararın Müvekkilimiz nezdinde doğması bir yana vatandaşlar açısından da doğacağının net bir göstergesidir. Kaynak .cumhuriyet.com.tr