Devletle boy ölçüşülür mü? Babalar operasyonundan dijital çetelere

"Kim devletle boy ölçüşebilir ki?" çıkışıyla ivme kazanan son operasyonlar, Türkiye’nin örgütlü suçla mücadelesini yeniden gündeme taşıdı. Peki Cumhuriyet tarihi boyunca devlet, alternatif güç alanı oluşturmaya çalışan yapılar karşısında nasıl bir yol izledi?

Devletle boy ölçüşülür mü? Babalar operasyonundan dijital çetelere

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin organize suç örgütlerine yönelik “Kim devletle boy ölçüşebilir ki!” şeklindeki manidar sözleri, Türkiye’nin suç örgütleriyle mücadelesinde yeni bir dönemin mesajı olarak öne çıktı. Peki geçmişte devlete alternatif güç oluşturmaya çalışan yapılar nasıl tasfiye edildi? İşte eşkıyalıktan klasik mafyaya, uluslararası uyuşturucu ağlarından yeni nesil sokak çetelerine uzanan mücadele hattı...

“KİM DEVLETLE BOY ÖLÇÜŞEBİLİR Kİ!”

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin 18 Ağustos’ta organize suç örgütlerine yönelik operasyonların ardından yaptığı bu çıkış, Türkiye’nin suç örgütleriyle mücadelesinde kullanılan sert güvenlik söyleminin son örneklerinden biri oldu. Çiftçi, “Milletimizin can ve mal güvenliğine kasteden organize suç çetelerine nefes aldırmayacağız” ifadelerini kullandı.

Bu sözler yalnızca güncel operasyonların değil, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde farklı biçimlere bürünen organize suç yapılanmalarına karşı yürütülen mücadelenin de bir devamı olarak okunabilir. Çünkü suç örgütlerinin profili yıllar içinde değişti; ancak devletin karşı karşıya kaldığı temel mesele aynı kaldı: Kamu düzenini tehdit eden ve kendisine alternatif bir güç alanı oluşturmaya çalışan yasa dışı yapılar.

EŞKIYADAN ŞEHİR ÇETELERİNE UZANAN MÜCADELE

Cumhuriyet’in ilk yıllarında güvenlik sorununun önemli başlıklarından birini kırsal bölgelerde faaliyet gösteren eşkıya ve silahlı gruplar oluşturuyordu. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinin savaşlar, ekonomik sıkıntılar ve otorite boşluklarıyla şekillenmesi, bazı bölgelerde silahlı grupların etkinlik kazanmasına zemin hazırladı.

Yeni Cumhuriyet’in temel hedeflerinden biri ise ülkenin tamamında merkezi otoriteyi tesis etmekti. Bu dönemde eşkıyalık ve silahlı başkaldırılarla mücadele için askeri ve güvenlik operasyonları düzenlendi. Zaman içerisinde Türkiye’nin sosyoekonomik yapısı değiştikçe suçun niteliği de değişti. Dağlardaki eşkıyanın yerini büyük şehirlerdeki kabadayılar, kaçakçılık şebekeleri ve giderek daha organize hale gelen mafya yapılanmaları almaya başladı.

1980'LERDE “BABALAR OPERASYONU” DÖNEMİ

1980’li yıllara gelindiğinde yeraltı dünyasının öne çıkan isimleri, yalnızca sokak suçlarıyla değil; kaçakçılık, silah ve uyuşturucu trafiği gibi daha geniş bir suç ekonomisiyle gündeme geliyordu.

Bu dönemin en dikkat çekici operasyonlarından biri Babalar Operasyonu oldu. 1984’te gerçekleştirilen operasyon kapsamında Dündar Kılıç, Behçet Cantürk ve Abuzer Uğurlu gibi yeraltı dünyasının tanınan isimleri gözaltına alındı. Operasyon, dönemin kaçakçılık ve organize suç yapılanmalarına yönelik en dikkat çekici güvenlik hamlelerinden biri olarak tarihe geçti.

Babalar Operasyonu'nun dikkat çekici tarafı, yeraltı dünyasının yalnızca sokaktaki faaliyetlerinin değil, bürokrasi ve kamu görevlileriyle kurduğu öne sürülen ilişkilerin de soruşturma konusu olmasıydı. Dündar Kılıç'ın operasyon kapsamında verdiği ifadeler, kaçakçılık dünyası ile bazı kamu görevlileri arasındaki iddia edilen ilişkileri de gündeme taşıdı. Ancak sonraki yıllar, organize suçla mücadelenin yalnızca suç örgütlerini yakalamaktan ibaret olmadığını da gösterecekti.

SUSURLUK: DEVLET-MAFYA İLİŞKİSİ TARTIŞMASI

3 Kasım 1996’da Balıkesir’in Susurluk ilçesinde meydana gelen trafik kazası, Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük devlet-mafya tartışmalarından birinin fitilini ateşledi. Kazadaki araçta dönemin Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak, Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ ve Interpol tarafından aranan Abdullah Çatlı’nın bulunması, olayın sıradan bir trafik kazasının çok ötesinde tartışılmasına neden oldu.

Susurluk sonrasında Meclis araştırması ve yargı süreçleri devreye girdi. Böylece Türkiye’de organize suç yapıları ile devlet içerisindeki bazı kişi ve kurumlar arasında kurulduğu iddia edilen ilişkiler kapsamlı biçimde tartışılmaya başlandı. Bu dönem, devletin yalnızca dışarıdaki suç yapılanmalarıyla değil, kendi kurumlarının içine sızdığı ileri sürülen ilişkilerle de hesaplaşması gerektiğini ortaya koydu.

2000'LERDE SUÇUN FİNANS DAMARINA OPERASYON

2000’li yıllara gelindiğinde organize suçun boyutu daha da genişledi. Suç artık yalnızca silah, uyuşturucu veya haraç üzerinden değil, finans sistemi üzerinden de yürütülebiliyordu.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Kasırga Operasyonu oldu. Kamuoyunda Kasırga Operasyonu olarak bilinen Egebank soruşturmasında, bankanın eski sahibi Yahya Murat Demirel’in de aralarında bulunduğu 36 kişi hakkında dava açıldı. İddianamede Egebank’ın sistemli biçimde zarara uğratıldığı ve bankanın 1,2 milyar dolar zarara uğratıldığı öne sürüldü. Bu operasyon, organize suçla mücadelenin sokağın dışına taşındığını gösteriyordu. Artık devlet yalnızca silahlı çetelerin peşinde değildi; ekonomik gücü kullanarak kamu kaynaklarını veya vatandaşın parasını hedef alan yapılanmalar da soruşturmaların merkezine giriyordu.

MATADOR OPERASYONU: HEDEF BU KEZ UYUŞTURUCU BARONLARIYDI

Aynı dönemde Türkiye'nin uluslararası uyuşturucu trafiğindeki bağlantılarına yönelik operasyonlar da hız kazandı. 2000 yılında gerçekleştirilen Matador Operasyonu, Urfi Çetinkaya ve Cemal Nayır'ın da aralarında bulunduğu uyuşturucu kaçakçılığı ağına yönelikti. Operasyonun uluslararası boyutu, Türkiye’nin uyuşturucuyla mücadelesinin Avrupa ülkeleriyle ortak çalışmalar üzerinden yürütüldüğünü de ortaya koydu. Dönemin Emniyet verilerine göre operasyonda 17 kişi gözaltına alınırken 7 kişi tutuklandı.

Böylece suç örgütlerinin yalnızca Türkiye sınırları içerisinde değil, uluslararası uyuşturucu rotaları üzerinden faaliyet göstermesine karşı da operasyonel bir mücadele yürütüldü.

KELEBEK OPERASYONU: KLASİK MAFYA YAPILANMASINA DARBE

2000’lerin ortasında ise bu kez klasik mafya yapılanmalarından birine yönelik Kelebek Operasyonu gündeme geldi.

Sedat Peker ve grubuna yönelik operasyonun ardından açılan davada Peker, çeşitli suçlardan toplam 14 yıl 5 ay 10 gün hapis cezasına çarptırıldı. Kelebek Operasyonu, klasik organize suç modelinin önemli özelliklerini de ortaya koyuyordu: Lider merkezli yapı, belirli bir kadro, hiyerarşi, tehdit ve zor kullanma üzerinden kurulan nüfuz alanı ve ekonomik ilişkiler. Ancak aradan geçen yıllarda suç dünyasının yapısı yeniden değişecekti.

YENİ NESİL ÇETELER: MAFYANIN DİJİTALLEŞMİŞ HALİ

Bugün güvenlik güçlerinin karşı karşıya olduğu yapılanmalar, geçmişteki klasik mafya modelinden önemli ölçüde farklılaşıyor. İçişleri Bakanlığı da son dönemde bu yapılara “yeni nesil suç örgütleri” tanımlamasıyla dikkat çekiyor. Bakan Mustafa Çiftçi, bu yapıların genç yaş gruplarını kullandığını, sosyal medya üzerinden örgütlendiğini ve vatandaşları tehdit eden sokak yapılanmaları oluşturduğunu belirtiyor.

Bu yeni modelde örgütlerin belirli bir mahalleye veya sabit bir mekâna bağlı kalması gerekmiyor. Sosyal medya, şifreli iletişim araçları ve farklı dijital kanallar örgütlenmenin yeni alanlarını oluşturuyor. Çeteler, özellikle gençleri suçun içerisine çekmek için sosyal medyadaki gösterişli yaşam tarzlarını da kullanabiliyor. Böylece geçmişte sokakta kurulan örgütsel bağların bir bölümü bugün dijital ortamda kuruluyor.

FETÖ ÖRNEĞİ: DEVLETİN KENDİ İÇİNDEKİ ÖRGÜTLÜ YAPILARA MÜDAHALESİ

Türkiye'nin devlet otoritesi ile örgütlü yapılar arasındaki mücadelesinde en çarpıcı örneklerden biri ise FETÖ oldu.

15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından devlet kurumlarında örgütlendiği tespit edilen yapılara yönelik kapsamlı tasfiye süreci başlatıldı. Mücadele yıllar sonra da devam ederken, İçişleri ve Adalet Bakanlıklarının açıklamalarına göre Temmuz 2026'da FETÖ'ye yönelik 81 ilde 968 şüpheli hakkında operasyon başlatıldı. Bu örnek, devletin karşı karşıya kaldığı tehdidin yalnızca sokaktaki silahlı çetelerden ibaret olmadığını gösteriyor. Devlet açısından asıl kritik eşik; kamu otoritesine alternatif bir hiyerarşi, finansal ağ veya örgütsel yapı oluşturulması iddiasının ortaya çıktığı noktada başlıyor.

ORGANİZE SUÇTAN CEMAAT YAPILANMALARINA: SON GÜNLERDE OPERASYON TRAFİĞİ HIZLANDI

Türkiye’de organize suçla mücadele gündemi son günlerde yalnızca sokak çeteleri ve uyuşturucu şebekeleriyle sınırlı kalmadı. Ağustos ayında kamuoyuna yansıyan Süleymancılar ve Furkan Vakfı operasyonları da devletin farklı yapılanmalara yönelik adli ve güvenlik soruşturmalarını yeniden gündemin merkezine taşıdı.

FURKAN VAKFI'NA DA OPERASYON

Süleymancılar operasyonunun ardından bu kez Furkan Vakfı yeniden gündeme geldi. 19 Ağustos 2026'da Adana'da Furkan Vakfı kurucusu Alparslan Kuytul ve eşi Semra Kuytul'un da aralarında bulunduğu kişilere yönelik operasyon düzenlendiği bildirildi.

Furkan yapılanması daha önce de güvenlik ve yargı soruşturmalarının konusu olmuştu. 2018'de Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı yöneticilerine yönelik operasyonda Alparslan Kuytul'un da aralarında bulunduğu kişiler gözaltına alınmış, savcılık soruşturmasında vakıf faaliyeti adı altında anayasal düzene ve kamu güvenliğine karşı faaliyet yürütüldüğü ve suç örgütü oluşturulduğu yönünde iddialar yer almıştı.

DEVLETİN OPERASYON MODELİ DE DEĞİŞİYOR

Suç örgütlerinin değişmesi, güvenlik güçlerinin mücadele yöntemlerinin de değişmesine neden oluyor. İçişleri Bakanlığı verilerine göre 2026’da organize suç örgütlerine yönelik operasyonların artırıldığı görülüyor. Bakanlık, 2026 yılının ilk dönemine ilişkin açıklamalarında organize suç ve uyuşturucuyla mücadelede operasyon ve tutuklama sayılarındaki artışa dikkat çekti.

Çiftçi daha önce yaptığı açıklamada da 2026’yı yeni nesil organize suç çeteleriyle mücadele yılı olarak değerlendirmiş ve hedefin bu yapıların “eylem yapamaz, iş yapamaz hale” getirilmesi olduğunu belirtmişti. Bu nedenle bugünkü mücadele yalnızca bir çete liderinin yakalanmasına değil, örgütün finansmanına, iletişim ağına, insan kaynağına ve uluslararası bağlantılarına aynı anda ulaşmaya odaklanıyor.

GEÇMİŞTEN BUGÜNE DEĞİŞMEYEN NOKTA

Türkiye’nin organize suçla mücadele tarihinde dikkat çeken ortak nokta, suç örgütlerinin her dönemde farklı bir kimliğe bürünmesi oluyor. Bir dönemde dağdaki eşkıya, başka bir dönemde şehirdeki kabadayı, ardından uluslararası kaçakçılık ağı, banka kaynaklarını hedef alan finansal yapılanma veya geleneksel mafya örgütü öne çıkıyor.

Bugün ise tabloya sosyal medya üzerinden örgütlenen, gençleri kullanan ve sınır aşan bağlantılar kurabilen yeni nesil suç yapıları eklenmiş durumda. Ancak suçun yöntemi değişse de devletin güvenlik politikalarının temel hedefi değişmiyor: Kamu düzenini ve vatandaşın can ve mal güvenliğini korumak.

Bu nedenle Mustafa Çiftçi’nin “Kim devletle boy ölçüşebilir ki?” sözleri, yalnızca bugünün operasyonlarına ilişkin bir açıklama olarak değil, Türkiye’de organize suçla mücadelenin farklı dönemlerine yayılan daha uzun bir güvenlik çizgisinin güncel ifadesi olarak değerlendirilebilir.

Süleymancılar Furkancılar Tarikat Cemaat İçişleri Bakanlığı Mustafa Çiftçi Operasyon