Ateşten doğan şehir: Çeltik tarlalarından Türkiye’nin çelik kalbine
Karabük'te sabah gökyüzüne bakmak bir hava durumu tahmini değil, bir şehrin nabzını tutmaktır; çünkü o bacalar tütüyorsa, Türkiye'nin çelik kalbi atmaya devam ediyor demektir.
Bugün Karabük denildiğinde akla önce yükselen bacalar, yüksek fırınlar, raylar, çelik ve demir kokusu geliyor. Ancak bundan 89 yıl önce bu topraklar, Türkiye’nin ağır sanayi tarihinde bir dönüm noktasına dönüşmeden önce bambaşka bir görünüm taşıyordu. Fabrikanın kurulacağı alanlarda bataklıklar ve çeltik tarlaları bulunuyordu. Karabük ise yalnızca 13 haneli küçük bir yerleşimdi. Demiryolunun ve Zonguldak kömür havzasının yakınlığı, vadinin askeri açıdan korunabilir konumu ve ulaşım imkanları, genç Cumhuriyet'in ağır sanayi üssünü burada kurmasının önünü açtı.
3 Nisan 1937’de temeli atılan Karabük Demir ve Çelik Fabrikası, Türkiye'nin kendi demirini ve çeliğini üretme iradesinin de temeli oldu. Fabrikanın inşası sırasında Türk mühendisleri, teknisyenleri ve işçileri büyük bir çalışma yürüttü. İngiliz H. A. Brassert firmasıyla birlikte gerçekleştirilen çalışmalar kısa sürede sonuç verdi. 9 Eylül 1939’da 1 No'lu yüksek fırın ateşlendi, 10 Eylül’de ise ilk Türk ham demiri elde edildi. Bu tarihten sonra Karabük'ün kaderi de değişmeye başladı. Fabrika büyüdükçe işçi sayısı arttı, yeni mahalleler oluştu, yollar ve sosyal yapılar gelişti. Demiryolu, maden ve demir-çelik üretimi birbirine bağlandı.

YÜKSEK FIRINLARA KADIN İSİMLERİ VERİLDİ
Fatma ve Zeynep, Karabük’ün ateşten doğan iki kadın adı. Karabük Demir ve Çelik Fabrikasının en dikkat çekici geleneklerinden biri, yüksek fırınlara kadın isimlerinin verilmesi oldu. 1 No'lu yüksek fırın, ilk olarak köylü kızı "Fatma" tarafından ateşlendiği için bu adı aldı. Fırının ateşlenmesinin ardından 10 Eylül 1939'da ilk Türk ham demiri elde edildi. Yıllar sonra 2 No'lu yüksek fırın da Zeynep adını aldı. Tamamen Türk teknisyen ve işçilerinin hazırladığı fırın, 7 Ocak 1950'de yüksek fırın şefinin kızı Zeynep tarafından ateşlendi; ertesi gün ilk normal dökümünü verdi.
Bu isimler yalnızca birer kadın adı değildi. Fatma ve Zeynep; üretimin doğurganlığını, yeni bir hayatın başlamasını ve ateşin içinden yeni bir Türkiye'nin doğmasını simgeleyen isimler olarak tarihe not edildi. Yüksek fırınların bir anlamda sürekli “doğum” gerçekleştiren yapılar olarak görülmesi, kadın isimlerinin tercih edilmesine sembolik bir anlam kazandırdı. Fırınlar cevheri alıyor, ateşte eritiyor ve Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu demiri dünyaya getiriyordu.
FABRİKA İNŞASINDA HAYATINI KAYBEDEN İŞÇİLER OLDU
Karabük Demir ve Çelik Fabrikasının tarihi, yalnızca yüksek fırınların, üretim rakamlarının ve teknolojik yatırımların tarihi değil. Bu tarih aynı zamanda alın terinin, ağır çalışma koşullarının ve büyük risklerin tarihi. Fabrikanın inşaatında çalışan işçiler, dönemin son derece ağır şartlarında görev yaptı. Dev makinelerin kurulması, yüksek fırınların inşası, çelikhanenin oluşturulması ve üretim hatlarının devreye alınması büyük emeklerle gerçekleştirildi. Bu süreçte hayatını kaybeden işçiler oldu. Bugün fabrikanın devasa yapılarının ardında görünmeyen bir emek tarihi var. İşçilerin isimleri çoğu zaman fabrikanın duvarlarında yazmasa da Karabük'ün sanayi tarihinin temelinde onların emeği bulunuyor.

DEMİRİN AKTIĞI YERDE İŞÇİNİN TERİ DE AKTI
Yüksek fırınların karşısında çalışan işçiler için iş, bugünün standartlarıyla kıyaslanamayacak kadar zorlu şartlar oluşturdu. Sıcaklık, ağır yükler, kızgın metal, gazlar, makineler ve sürekli hareket halindeki üretim hatları... İşçiler deyim yerindeyse ateş çemberinin içinde üretim yapıyor. Çelikhanede yüksek fırınlardan gelen sıvı ham demir ile hurdanın harmanlanmasıyla çelik üretiliyor, ardından külçeler haddehaneye gönderiliyor. Çelikhanenin 1940 yılında faaliyete geçmesiyle üretimin önemli bir aşaması daha tamamlandı. Fabrikadaki haddehanelerde çelik yeniden şekilleniyor; raylardan traverslere, beton demirlerinden çeşitli profil ve levhalara kadar çok sayıda ürün ortaya çıkıyor.
KARABÜKLÜ SABAH İLK OLARAK FABRİKANIN TÜTEN BACASINA BAKIYOR
Karabük'te fabrika zamanla yalnızca insanların çalıştığı bir iş yeri olmaktan çıktı. Kentin kendisi fabrikayla birlikte yaşamaya başladı. Karabüklü için sabah ilk iş fabrikanın tüten bacasına bakmak zamanla alışkanlık halini aldı. Fabrikanın bacalarından duman yükseliyorsa, yüksek fırınlar çalışıyorsa, fabrikadan gelen sesler duyuluyorsa kentte hayat normal demek anlamını taşıyor. Bu nedenle Karabük'te kuşaklar boyunca anlatılan güçlü bir duygu oluştu:
"Sabah kalktığında pencereden fabrikaya bakarsın. Dumanı tütüyorsa güne huzurlu başlarsın."
FABRİKANIN YERİ BATAKLIK VE ÇELTİK TARLALARIYDI
Karabük Demir ve Çelik Fabrikası, bugün geçmişteki üretim yöntemlerinden ve kapasitesinden çok daha farklı teknolojilerle yoluna devam eden modern bir sanayi kuruluşu. Bir zamanlar çeltik tarlalarının bulunduğu yerde bugün yüksek fırınlar yükseliyorsa, bunun arkasında Cumhuriyet'in sanayileşme iradesi ve binlerce işçinin emeği bulunuyor.

Fatma'nın ateşlediği ilk yüksek fırından Zeynep'in ateşlediği ikinci yüksek fırına, inşaat sırasında hayatını kaybeden işçilerden ateşin karşısında çalışan kuşaklara, tepelerdeki savunma mevzilerinden bacaların dumanına ve demir pas kokusundan Karabüklünün sabah huzuruna kadar KARDEMİR, Türk tarihinde önemli bir yere sahip. Karabük'te yıllardır değişmeyen bir gerçek var: Sabah gökyüzüne bakılır. Fabrikanın bacası tütüyorsa, Karabük'te hayat devam ediyor demektir. Çünkü bu kentte fabrika yalnızca demir üretmez. Umut üretir, ekmek üretir, şehir üretir. Ve bütün bunların içinde, 89 yıldır en ağır yükü taşıyan ve ateş çemberi içinde ter döken işçiler, üretimin asıl kahramanları olmuştur.
