Ankara’daki kriz BM raporunda karşılık buldu: Dünya susuzluğa giriyor

Türkiye, küresel su krizinin artık yalnızca bir dış politika ya da çevre başlığı olmadığını acı biçimde deneyimliyor. Özellikle Ankara’da yaşanan tablo, Birleşmiş Milletler’in (BM) dünyaya yaptığı “küresel su iflası” uyarısının yerel karşılığını gözler önüne seriyor.

Ankara’daki kriz BM raporunda karşılık buldu: Dünya susuzluğa giriyor

Başkent, 2026 yılına barajlarında neredeyse kullanılabilir su kalmadan girdi. ASKİ verilerine göre Ocak 2026 başında Ankara barajlarındaki aktif doluluk oranı yüzde 1–5 bandına kadar geriledi.
3 Ocak 2026’da bu oran yalnızca yüzde 1,08 olarak ölçüldü. Oysa geçen yıl aynı dönemde doluluk yüzde 19–22 seviyesindeydi.

Günlük su ihtiyacı 1,2–1,4 milyon metreküp olan kentte, barajlara gelen su miktarı son bir yılda neredeyse yarı yarıya azaldı. Bu nedenle planlı kesintiler aylarca sürdü, yüksek kotlu semtlerde musluklar günlerce akmadı, vatandaşlar bidonlarla su stoklamaya başladı.

SU KRİZİ SİYASİ POLEMİĞE DÖNÜŞTÜ

Kuraklık, altyapı arızaları ve yetersiz yağış birleşince Ankara’da “ölü hacim”den su çekilmesi gibi acil önlemler devreye sokuldu. Sorumluluğun kimde olduğu ise belediye, DSİ ve merkezi yönetim arasında siyasi tartışmaya dönüştü.

Uzmanlara göre tabloyu ağırlaştıran başlıca nedenler arasında yüzde 37’ye ulaşan kayıp-kaçak oranı ve geciken yeni su kaynağı yatırımları yer alıyor.

Türkiye genelinde de risk büyüyor. Ülke, hâlihazırda “su stresi yaşayan ülkeler” arasında bulunuyor ve 2030’a doğru “su fakiri” kategorisine kayma tehlikesi taşıyor. 2025–2026 dönemi, birçok ilde şiddetli kuraklığın sürdüğü bir süreç olarak kayda geçti. Uzmanlar, yeterli yağış olmazsa İstanbul, İzmir ve büyükşehirlerin de Ankara’ya benzer bir tabloyla karşılaşabileceğini söylüyor.

BM UYARIYOR: BU ARTIK KRİZ DEĞİL, ÇÖKÜŞ

Tam da bu yerel tablo yaşanırken, Birleşmiş Milletler’in yayımladığı son rapor dünya için alarm zillerini çalıyor. Rapora göre gezegen, geçici bir “su krizi” değil, geri dönüşü zor bir “küresel su iflası” dönemine girmiş durumda.

BM Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü gibi kurumların katkısıyla hazırlanan rapor, suyun kendini yenileme hızından çok daha hızlı tüketildiğini ve bunun kalıcı bir yeni gerçekliğe dönüştüğünü vurguluyor.

Raporun yazarlarından Kaveh Madani, durumu şöyle özetliyor:

“Buna hâlâ kriz dersek, geçici olduğunu varsaymış oluruz. Dünya artık eski su koşullarına dönemeyecek bir noktada.”

“SU İFLASI” NE DEMEK?

Raporda su iflası, ekonomik bir benzetmeyle açıklanıyor:

Doğa, yağmur ve kar yoluyla bir “gelir” sağlıyor. Ancak insanlık bu gelirin çok üzerinde “harcama” yapıyor. Nehirler, göller ve yer altı suları, kendilerini yenileyebileceklerinden çok daha hızlı tüketiliyor. İklim değişikliği ise bu borcu her yıl büyütüyor.

RAKAMLAR TEHLİKENİN BOYUTUNU GÖSTERİYOR

  • 1990’dan bu yana büyük göllerin yarısından fazlası ciddi şekilde küçüldü.
  • Büyük yer altı su rezervlerinin yüzde 70’i uzun vadeli düşüşte.
  • Son 50 yılda, Avrupa Birliği büyüklüğünde sulak alan yok oldu.
  • Buzullar 1970’ten bu yana yüzde 30 küçüldü.
  • Yaklaşık 4 milyar insan, her yıl en az bir ay şiddetli su kıtlığı yaşıyor.

GÖÇ, AÇLIK VE ÇATIŞMA RİSKİ

Uzmanlara göre birçok bölge artık hidrolojik kapasitesinin ötesinde yaşıyor. Bu durum yalnızca çevresel değil; tarımsal üretimi, ekonomik dengeleri ve toplumsal istikrarı da tehdit ediyor. Zorunlu göçler, gıda krizi ve su kaynaklı çatışmalar, su iflasının en ağır sonuçları arasında gösteriliyor.

KALICI DÖNÜŞÜM ŞART

BM raporu, geçici çözümler yerine yapısal bir dönüşüm çağrısı yapıyor:

  • Az su tüketen tarım ürünlerine geçiş
  • Verimli sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması
  • Yapay zeka ve uydu teknolojileriyle su kaynaklarının izlenmesi
  • Kirliliğin azaltılması, sulak alanların ve yer altı sularının korunması

Uzmanlara göre su, bölünmüş bir dünyada ülkeleri bir araya getirebilecek en güçlü ortak başlıklardan biri olabilir.

Ankara Su Kesintisi ASKİ DSİ Çevre