Antik çağlardan Nazım Hikmet’e, Gandhi’den Bobby Sands’e açlık grevinin bilinmeyen tarihi
İlk açlık grevinin nerede başladığı kesin olarak bilinmiyor ancak yüzyıllardır kullanılan bu yöntem, zamanla siyasi mücadelenin en dikkat çekici protesto biçimlerinden birine dönüştü.
Açlık grevi, insanların siyasi, hukuki, sosyal ya da cezaevi koşullarına ilişkin taleplerini duyurmak amacıyla başvurduğu protesto yöntemlerinden biri olarak yüzyıllardır farklı toplumlarda görülüyor. Ancak bu yöntemin ne zaman başladığı konusunda tek bir tarih ya da “ilk açlık grevcisi” olarak kabul edilen tek bir kişi bulunmuyor.
Açlığı protesto amacıyla kullanma geleneğinin izleri Antik Çağ'a kadar uzanırken, modern anlamdaki siyasi açlık grevleri özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda yaygınlaştı. İrlanda'dan Hindistan'a, İngiltere'den Rusya'ya kadar farklı coğrafyalarda uygulanan yöntem, zaman içerisinde cezaevlerindeki siyasi mücadelelerin de önemli araçlarından biri haline geldi.
AÇLIK GREVİNİN KÖKLERİ ANTİK ÇAĞ'A UZANIYOR
Tarihsel kaynaklar, aç kalmanın yalnızca dini bir ritüel ya da kişisel bir oruç biçimi olmadığını, bazı toplumlarda hak arama ve baskı oluşturma yöntemi olarak da kullanıldığını gösteriyor.
Antik İrlanda'da haksızlığa uğradığını düşünen kişilerin, hakkını elde etmek amacıyla karşı tarafın evinin veya kapısının önünde aç kaldığı biliniyor. Bu uygulama İrlanda hukuk geleneğinde çeşitli biçimlerde yer aldı.
Benzer uygulamaların eski Hindistan'da da bulunduğu aktarılıyor. Özellikle borç, adaletsizlik veya anlaşmazlıklar nedeniyle bir kişinin karşı tarafın kapısında aç kalarak kamuoyu ve toplumsal baskı oluşturması, açlık yoluyla hak aramanın erken örnekleri arasında değerlendiriliyor.
Bu nedenle tarihteki “ilk açlık grevini şu kişi yaptı” şeklinde kesin bir cevap vermek mümkün değil. Daha doğru yaklaşım, açlığın protesto ve hak arama amacıyla kullanılmasının farklı toplumlarda bağımsız biçimde ortaya çıktığını kabul etmek.
MODERN SİYASİ AÇLIK GREVLERİ 19. YÜZYILDA BELİRGİNLEŞTİ
Açlık grevinin günümüzde anlaşıldığı şekliyle siyasi bir protesto aracına dönüşmesi ise özellikle 19. yüzyılda hız kazandı.
Çarlık Rusyası döneminde siyasi mahkûmlar ve sürgünler, hapishane koşullarını ve kendilerine yönelik uygulamaları protesto etmek amacıyla açlık grevlerine başvurdu.
Böylece açlık, yalnızca bireysel bir direniş yöntemi olmaktan çıkarak devlet, hapishane yönetimi veya siyasi otorite üzerinde baskı oluşturmayı amaçlayan kolektif bir protesto biçimine dönüşmeye başladı.
İNGİLTERE'DE KADINLARIN OY MÜCADELESİ
Açlık grevinin dünya çapında tanınmasını sağlayan en önemli dönüm noktalarından biri İngiltere'deki kadınların oy hakkı mücadelesi oldu.
1909'dan itibaren hapsedilen bazı kadın oy hakkı savunucuları, siyasi mahkûm olarak kabul edilmemelerini ve cezaevi uygulamalarını protesto etmek amacıyla açlık grevine başladı.
İngiliz yönetimi ise açlık grevine giren mahkûmların sağlık durumlarının ağırlaşması üzerine zorla besleme uygulamasına başvurdu. Bu uygulama büyük tartışmalara neden oldu ve açlık grevlerinin uluslararası kamuoyunda daha fazla gündeme gelmesini sağladı.
1913 yılında çıkarılan ve kamuoyunda “Cat and Mouse Act” olarak bilinen düzenleme ise sağlık durumu ağırlaşan açlık grevcilerinin geçici olarak serbest bırakılmasına, iyileşmeleri halinde yeniden tutuklanmalarına imkan tanıyordu.

GANDHİ AÇLIK GREVİNİ DÜNYA ÇAPINDA TANINAN BİR YÖNTEME DÖNÜŞTÜRDÜ
Açlık grevi denildiğinde akla gelen en önemli isimlerden biri Mahatma Gandhi oldu.
Hindistan'da oruç ve açlık yoluyla direniş geleneği Gandhi'den çok daha eskiydi. Ancak Gandhi, bu yöntemi 20. yüzyılda şiddetsiz siyasi direnişin sembolik araçlarından biri haline getirdi.
İngiliz sömürge yönetimine karşı yürüttüğü mücadelede çeşitli dönemlerde açlık eylemlerine başvuran Gandhi, yöntemin uluslararası ölçekte tanınmasında önemli rol oynadı.
Bu nedenle Gandhi'yi açlık grevinin mucidi olarak değil, açlığı siyasi ve toplumsal bir protesto yöntemi olarak geniş kitlelere tanıtan en önemli isimlerden biri olarak değerlendirmek daha doğru.

İRLANDA'DA AÇLIK GREVLERİ SİYASİ MÜCADELENİN PARÇASI OLDU
İrlanda, açlık grevi geleneğinin en eski ve en güçlü biçimde görüldüğü ülkelerden biri oldu.
1917 yılında Thomas Ashe, Dublin'deki Mountjoy Hapishanesi'nde açlık grevine başladı. Zorla besleme sırasında hayatını kaybetmesi, İrlanda'daki açlık grevlerinin tarihindeki önemli olaylardan biri oldu.
1920 yılında ise Cork Belediye Başkanı Terence MacSwiney, İngiliz yönetimine karşı yürüttüğü mücadele kapsamında açlık grevine başladı ve uzun süren eylemin ardından hayatını kaybetti.
Aynı yıl Mountjoy Hapishanesi'nde çok sayıda İrlandalı mahkûm da açlık grevine katıldı. Böylece açlık grevi, İrlanda'nın bağımsızlık mücadelesinin en dikkat çekici protesto yöntemlerinden biri haline geldi.
BOBBY SANDS VE 1981 AÇLIK GREVİ
Açlık grevi tarihinin en çok bilinen olaylarından biri ise 1981 yılında Kuzey İrlanda'da yaşandı.
Maze Hapishanesi'nde bulunan IRA ve INLA bağlantılı mahkûmlar, siyasi mahkûm statüsü ve cezaevi uygulamalarına ilişkin taleplerle açlık grevine başladı.
Eylemin en tanınan ismi Bobby Sands oldu. Sands, 1 Mart 1981'de başladığı açlık grevinin 66. gününde hayatını kaybetti.
Toplamda 10 mahkûmun yaşamını yitirdiği 1981 grevi, İngiltere ve İrlanda'nın yanı sıra dünya kamuoyunda da geniş yankı buldu. Sands'in açlık grevi sırasında İngiliz Parlamentosu'na seçilmesi, olayın uluslararası görünürlüğünü daha da artırdı.
TÜRKİYE'DE AÇLIK GREVİNİN GEÇMİŞİ
Türkiye'de açlık grevlerinin geçmişi de 1980 sonrası döneme dayanmıyor. Türk hukuk literatüründeki bazı çalışmalarda, Türkiye'de bilinen ilk açlık grevi 1950 yılında Nazım Hikmet'in Bursa Cezaevi'nde gerçekleştirdiği eylem olarak gösteriliyor.
Ancak sonraki yıllarda özellikle siyasi mahkûmların bulunduğu cezaevlerinde yapılan eylemler, açlık grevlerini Türkiye'nin siyasi ve toplumsal gündeminin önemli başlıklarından biri haline getirdi.
1950: NAZIM HİKMET'İN AÇLIK GREVİ
Nazım Hikmet'in Bursa Cezaevi'nde gerçekleştirdiği açlık grevi, Türkiye'deki açlık grevlerinin tarihindeki en erken ve en çok anılan örneklerden biri.
Bu nedenle Türkiye'de açlık grevlerinin başlangıcı araştırılırken 1950 yılı ve Nazım Hikmet önemli bir dönüm noktası olarak öne çıkıyor.
Bununla birlikte “Türkiye'deki kesin ilk açlık grevi” ifadesinin kullanılması yerine, kaynaklarda “bilinen ilk örnek” şeklinde ifade edilmesi daha sağlıklı.

1970'Lİ YILLARDA CEZAEVLERİNDE YAYGINLAŞTI
1970'li yıllarla birlikte siyasi mahkûmların bulunduğu cezaevlerinde açlık grevleri daha görünür hale geldi.
Özellikle Metris Cezaevi başta olmak üzere çeşitli cezaevlerinde mahkûmlar, cezaevi koşulları ve uygulamalara yönelik taleplerini açlık grevleriyle gündeme taşıdı.
1972 yılında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idamlarından önce açlık grevi yaptığına ilişkin tarihsel kayıtlar da bulunuyor.

12 EYLÜL SONRASI DİYARBAKIR CEZAEVİ DÖNEMİ
Türkiye'deki açlık grevleri açısından en kritik dönemlerden biri, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından cezaevlerinde yaşanan gelişmeler oldu.
Diyarbakır Cezaevi'nde siyasi tutuklu ve hükümlülerin gerçekleştirdiği protestolar arasında açlık grevleri de yer aldı.
20 Nisan 1981'de Ali Erek, Diyarbakır Askeri Cezaevi'ndeki açlık grevi sırasında zorla besleme sonrasında hayatını kaybetti. Bazı kaynaklarda Erek'in ölümü, Türkiye'deki açlık grevlerinde yaşanan ilk ölüm olarak gösteriliyor.
1982: DİYARBAKIR CEZAEVİ'NDEKİ ÖLÜM ORUCU
1982 yılında Diyarbakır Cezaevi'nde gerçekleştirilen açlık grevi ve ölüm orucu, Türkiye tarihindeki en ağır sonuçları doğuran cezaevi protestolarından biri oldu.
Eylem sürecinde Kemal Pir, Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek hayatını kaybetti.
Bu dönem, Diyarbakır Cezaevi'nin 12 Eylül sonrasındaki uygulamalarla birlikte Türkiye'nin yakın siyasi tarihinin en tartışmalı başlıklarından biri haline gelmesinde etkili oldu.
1984'TE YENİ CEZAEVİ GREVLERİ
1984 yılında Metris ve Sağmalcılar başta olmak üzere çeşitli cezaevlerinde uzun süreli açlık grevleri gerçekleştirildi.
Tek tip elbise uygulaması ve cezaevi koşulları gibi başlıkların öne çıktığı eylemlerde ölümler de yaşandı.
Böylece 1980'li yıllarda açlık grevleri, Türkiye'de özellikle cezaevlerindeki siyasi protestolarla özdeşleşen yöntemlerden biri haline geldi.
1996'DA BİNLERCE MAHKÛM AÇLIK GREVİNE KATILDI
1996 yılı Türkiye'deki açlık grevleri açısından bir başka büyük dönüm noktası oldu.
TBMM kayıtlarında, yaklaşık 43 cezaevinde 2 bin 174 tutuklu ve hükümlünün açlık grevine, 355 kişinin ise ölüm orucuna katıldığı belirtiliyor. Aynı süreçte 12 kişinin hayatını kaybettiği aktarılıyor.
1996'daki eylemler, cezaevlerinin yanı sıra Türkiye genelinde de geniş bir siyasi ve toplumsal tartışmaya yol açtı.
2000-2003 DÖNEMİNDE F TİPİ CEZAEVLERİ GÜNDEME GELDİ
2000 yılında Türkiye'de yeni ve çok daha kapsamlı bir açlık grevi süreci başladı.
20 Ekim 2000'de birçok cezaevinde eş zamanlı olarak açlık grevleri başlatıldı. TBMM kayıtlarına göre başlangıçta 816 mahkûm eyleme katıldı.
Yaklaşık bir ay sonra eylemlerin bir bölümü ölüm orucuna dönüştü.
Bu dönemin temel tartışma başlıklarından biri, mahkûmların F tipi yüksek güvenlikli cezaevlerine nakledilmesi oldu.
2000-2003 arasında devam eden süreç, Türkiye'nin yakın tarihinde en uzun süreli ve en fazla ölümle sonuçlanan cezaevi protestolarından biri olarak kayıtlara geçti.
AÇLIK GREVLERİ CEZAEVLERİNİN DIŞINA DA TAŞINDI
Türkiye'de açlık grevleri zaman içerisinde yalnızca cezaevlerinde gerçekleştirilen eylemlerle sınırlı kalmadı.
2018 yılında Leyla Güven, cezaevindeyken açlık grevine başladı. Eylemin devam eden döneminde farklı kişi ve gruplar tarafından Türkiye'nin çeşitli kentlerinde ve Avrupa'nın bazı bölgelerinde destek amaçlı açlık grevleri gerçekleştirildi.
Bu dönem, açlık grevinin Türkiye'de cezaevi dışındaki siyasi ve toplumsal protestolarda da kullanılmaya devam ettiğini gösteren örneklerden biri oldu.
DÜNYADAN TÜRKİYE'YE AÇLIK GREVİNİN KRONOLOJİSİ
Dünyada öne çıkan dönemler
- Antik Çağ: İrlanda ve Hindistan'da açlığı hak arama yöntemi olarak kullanma örnekleri
- 19. yüzyıl: Çarlık Rusyası'ndaki siyasi mahkûmların açlık grevleri
- 1909: İngiltere'de Suffragette hareketinin açlık grevleri
- 1917: Thomas Ashe'nin İrlanda'daki açlık grevi
- 1920: Terence MacSwiney'nin açlık grevi
- 1920'ler: Gandhi'nin açlık eylemleri
- 1981: Bobby Sands ve Kuzey İrlanda'daki açlık grevi
- 20. yüzyıl: Güney Afrika ve farklı ülkelerde siyasi mahkûmların açlık grevleri
Türkiye'de öne çıkan dönemler
- 1950: Nazım Hikmet'in Bursa Cezaevi'ndeki açlık grevi
- 1970'ler: Cezaevlerinde açlık grevlerinin yaygınlaşması
- 1972: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın açlık grevi
- 1981: Diyarbakır Cezaevi'ndeki açlık grevi ve Ali Erek'in ölümü
- 1982: Kemal Pir, Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek'in hayatını kaybettiği Diyarbakır Cezaevi eylemi
- 1984: Metris ve diğer cezaevlerindeki uzun süreli açlık grevleri
- 1996: Çok sayıda cezaevine yayılan büyük açlık grevi
- 2000-2003: F tipi cezaevleri tartışması etrafındaki açlık grevleri ve ölüm oruçları
- 2018-2019: Leyla Güven'in başlattığı açlık grevi ve farklı yerlerdeki destek eylemleri
AÇLIK GREVLERİ NEDEN TARİHTE ÖNEMLİ BİR PROTESTO YÖNTEMİ OLDU?
Açlık grevinin diğer protesto biçimlerinden farklı özelliği, kişinin kendi bedeni üzerinden bir direniş ortaya koymasıdır. Bu nedenle tarih boyunca özellikle hapishanelerde, siyasi baskı dönemlerinde ve hak taleplerinin kamuoyuna duyurulmak istendiği durumlarda kullanıldı.
Ancak tarihsel örnekler aynı zamanda açlık grevlerinin ağır sağlık sonuçları doğurabildiğini ve bazı eylemlerin ölümle sonuçlandığını da gösteriyor.
Bugün açlık grevi, farklı ülkelerde siyasi mahkûmlardan insan hakları savunucularına, sendikal hareketlerden bireysel hak arama eylemlerine kadar çeşitli bağlamlarda kullanılan bir protesto yöntemi olmaya devam ediyor.