9. Başbakan Adnan Menderes kimdir? Bir liderin zirveden idama uzanan hikayesi
Türk siyasi tarihinin en etkili liderlerinden Adnan Menderes kimdir? Siyasete girişinden Demokrat Parti dönemine, 27 Mayıs darbesinden idam sürecine kadar tüm hayatının detayları haberimizde.
Türk demokrasi tarihinin en tartışmalı ve en etkili isimlerinden biri olan Adnan Menderes, Türkiye'nin çok partili hayata geçiş sürecinde Demokrat Parti'nin liderliğini üstlenerek on yıllık bir iktidar dönemine imza atmıştır. "Yeter, Söz Milletindir!" sloganıyla halkın büyük teveccühünü kazanan Menderes; ekonomik kalkınma hamleleri, demokratikleşme adımları ve yaşadığı trajik sonla Türk siyasi hafızasında derin izler bırakmıştı. İşte Türkiye'nin 9. Başbakanı Adnan Menderes'in çocukluğundan siyasi mücadelesine ve idamına kadar uzanan hayat hikayesi.
ADNAN MENDERES KİMDİR? AYDIN'DAN ANKARA'YA UZANAN YOLCULUK
1899 yılında Aydın’da dünyaya gelen Adnan Menderes, köklü bir aileden gelmekteydi. Eğitim hayatını İzmir’de tamamlayan Menderes, gençlik yıllarından itibaren yerel siyaset ve tarımla ilgilendi. Siyasi kariyerine, o dönemin tek partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bünyesinde başladı.

1930'lu yıllarda Aydın milletvekili olarak meclise giren Menderes, hitabet yeteneği ve toprak reformu konusundaki çalışmalarıyla dikkatleri üzerine çekti. Ancak zamanla CHP'nin katı yönetimiyle görüş ayrılıkları yaşamaya başladı.
DEMOKRAT PARTİ DÖNEMİ: "YETER, SÖZ MİLLETİNDİR!"
1945 yılında parti içindeki muhalif gruplarla beraber hareket eden Menderes, Celâl Bayar, Refik Koraltan ve Fuad Köprülü ile birlikte "Dörtlü Takrir"i hazırladı.

Bu girişimin ardından CHP'den ihraç edildiler ve 1946 yılında Demokrat Parti (DP) kuruldu. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde, "Yeter, Söz Milletindir!" sloganıyla halkın karşısına çıkan DP, ezici bir çoğunlukla iktidara geldi. Adnan Menderes, Cumhuriyet tarihinin ilk sivil ve halk tarafından seçilmiş başbakanı olarak göreve başladı.
İKTİDAR YILLARI: MODERNLEŞME VE EKONOMİ HAMLELERİ
1950-1960 yılları arasındaki Menderes dönemi, Türkiye için hem büyük bir kalkınma hem de yoğun bir kutuplaşma dönemi oldu

Tarımda makineleşme, Marshall Planı destekleri, altyapı yatırımları ve hızlı sanayileşme adımları atıldı. Menderes, Türkiye’nin NATO’ya girmesi, dış politikada Batı bloğu ile yakınlaşma ve ezanın Arapça okunması gibi kararlarla muhafazakâr tabanın desteğini perçinledi. Ancak planlı olmayan yatırımlar ve 1950'lerin sonuna doğru artan dış borçlar, ülkeyi ağır bir ekonomik krize sürükledi.
27 MAYIS DARBESİ VE YASSIADA GÜNLERİ
Ekonomik buhran ve siyasi kutuplaşmanın zirve yaptığı 1960 yılında, üniversite öğrencileri ve aydın kesim ile iktidar arasındaki gerilim koptu.

Tahkikat Komisyonu'nun kurulması ve baskı rejiminin artması, 27 Mayıs 1960'ta Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bir grup subay tarafından yönetime el koymasına yol açtı. Menderes ve DP yöneticileri tutuklanarak Yassıada'ya hapsedildi. Burada kurulan Yüksek Adalet Divanı'nda, aralarında "Bebek Davası" ve "Örtülü Ödenek" gibi dosyaların da bulunduğu pek çok suçlamayla yargılandı.
SONUN BAŞLANGICI: 17 EYLÜL 1961 VE İDAM SÜRECİ
Yassıada yargılamaları sonucunda Menderes, "anayasayı ihlal" suçundan idama mahkûm edildi. Milli Birlik Komitesi'nin infazı onaylamasıyla birlikte, Adnan Menderes 17 Eylül 1961 tarihinde İmralı Adası'nda asılarak idam edildi.

İnfazdan önce Menderes'in ailesine yazdığı son mektup, Türk siyasi tarihinin en dramatik metinlerinden biri olarak kabul edilir. Menderes'in ölümü, Türk siyasetinde onyıllar boyunca sürecek bir mağduriyet söylemini ve toplumsal bölünmeyi tetikledi. 1990 yılında ise naaşı, devlet töreniyle İstanbul'daki anıt mezara taşınarak iade-i itibar sağlandı.
Sokağın sesi mi, askerin kararı mı? 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin perde arkasıGüncel