1999 depreminden bugüne inşaat yönetmeliklerinde neler değişti?

1999 Marmara Depremi’nin ardından Türkiye’de inşaat ve deprem mevzuatı köklü biçimde değişti. Beton kalitesinden zemin etüdüne, yapı denetiminden taşıyıcı sistemlere kadar pek çok alanda yeni kurallar getirildi.

1999 depreminden bugüne inşaat yönetmeliklerinde neler değişti?

1999 öncesinde yürürlükte bulunan yönetmelikler ile günümüzde uygulanan Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY-2018) karşılaştırıldığında, yapı tasarımında yalnızca kullanılan malzemelerin değil, deprem tehlikesinin hesaplanma yönteminin, zemin değerlendirmesinin ve yapı denetim sisteminin de önemli ölçüde değiştiği görülüyor.

1999 ÖNCESİNDE YAPI DENETİMİ NASILDI?

1999 depremleri öncesinde yapıların denetiminde ağırlıklı olarak "fenni mesuliyet" sistemi uygulanıyordu. Ancak bu sistemin bağımsızlığı ve sahadaki denetim kapasitesi önemli tartışmalara konu oluyordu. Marmara Depremi'nin ardından yapıların yalnızca projelendirilmesinin değil, inşaatın her aşamasının bağımsız biçimde kontrol edilmesi gerektiği ortaya çıktı. Bu kapsamda 2001 yılında 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun yürürlüğe girdi.

Yapı denetim sistemiyle birlikte zemin etüdünden beton ve donatı kontrollerine, statik projeden uygulama aşamasına kadar çok sayıda işlem sistematik biçimde denetim kapsamına alındı. Sistem ilk etapta belirli pilot illerde uygulanırken, 2011 yılından itibaren Türkiye genelinde yaygınlaştırıldı.

BETON STANDARDI YÜKSELTİLDİ

1999 öncesindeki yapı stokunda öne çıkan sorunlardan biri de beton kalitesiydi. Eski yönetmeliklerde daha düşük beton sınıflarına izin verilirken, sonraki düzenlemelerle taşıyıcı sistemlerde kullanılabilecek minimum beton dayanımı kademeli olarak yükseltildi.

DBYBHY-2007 ile minimum beton sınıfı C20 seviyesine çıkarılırken, TBDY-2018 ile bu sınır C25'e yükseldi. Bu değişiklikle birlikte beton üretim ve denetim teknolojilerindeki gelişmeler de yapı güvenliğinin önemli unsurlarından biri haline geldi. Hazır beton kullanımının yaygınlaşması, laboratuvar kontrolleri ve beton numunelerinin izlenebilirliği, eski yapı stokuyla yeni yapılar arasındaki temel farklardan biri oldu.

DÜZ DEMİR DÖNEMİNDEN NERVÜRLÜ DONATIYA

Deprem güvenliği açısından önemli değişikliklerden biri de betonarme yapılarda kullanılan donatı çeliğinde yaşandı. Eski yapılarda düz yüzeyli donatıların kullanılması, beton ile çelik arasındaki aderansın günümüzdeki nervürlü donatılara göre daha düşük olmasına neden olabiliyordu. Deprem sırasında yapının tekrarlı yükler altında davranışı açısından bu durum önemli bir risk oluşturdu.

Sonraki standart ve yönetmelik değişiklikleriyle yüksek aderans sağlayan nervürlü donatıların kullanımı yaygınlaştırıldı ve taşıyıcı sistemlerdeki donatı detaylandırma kuralları sıkılaştırıldı.

"GÜÇLÜ KOLON, ZAYIF KİRİŞ" YAKLAŞIMI ÖNE ÇIKTI

Deprem yönetmeliklerindeki en önemli değişimlerden biri, yapıların yalnızca daha yüksek dayanım taşımasına değil, deprem sırasında enerjiyi kontrollü biçimde tüketmesine odaklanan tasarım anlayışının güçlenmesi oldu. Kapasite tasarımı yaklaşımıyla deprem sırasında oluşabilecek hasarın mümkün olduğunca sünek elemanlarda meydana gelmesi, ani ve gevrek göçme mekanizmalarının ise engellenmesi hedefleniyor.

Bu yaklaşımın en bilinen ifadelerinden biri "güçlü kolon, zayıf kiriş" prensibi. Amaç, plastik mafsallaşmanın öncelikle kiriş uçlarında oluşmasını sağlayarak kolonların taşıyıcı sistem açısından kritik görevini sürdürmesi.

DEPREM BÖLGELERİ KAVRAMI DEĞİŞTİ

1999 dönemindeki deprem hesaplarında Türkiye, farklı deprem bölgelerine ayrılmış ve bölgelere göre belirli tasarım ivmeleri kullanılmıştı.

TBDY-2018 ile birlikte bu yaklaşım terk edildi. Türkiye Deprem Tehlike Haritası'nın kullanılmasıyla deprem tehlikesi artık parselin koordinatına göre belirlenebiliyor. Yeni sistemde kısa ve uzun periyot spektral ivme değerleri üzerinden tasarım spektrumu oluşturuluyor. Böylece aynı deprem bölgesinde bulunan ancak faylara ve farklı zemin koşullarına sahip iki parsel için daha farklı tasarım parametreleri kullanılabiliyor.

ZEMİN ETÜTLERİ DAHA KAPSAMLI HALE GELDİ

1999 depremleri, yapı güvenliğinin yalnızca binanın taşıyıcı sistemiyle sınırlı olmadığını da gösterdi. Özellikle Adapazarı ve Marmara Bölgesi'ndeki bazı alanlarda zemin koşullarının hasarın boyutunda önemli rol oynadığı görüldü. Bunun ardından zemin ve temel etütlerinin kapsamı genişletildi.

TBDY-2018'de yerel zemin sınıfları ZA, ZB, ZC, ZD, ZE ve ZF olarak daha ayrıntılı biçimde tanımlandı. Özellikle zayıf zeminler ve özel inceleme gerektiren ZF sınıfı zeminler için daha kapsamlı analizler öngörüldü. Böylece deprem hesabında yalnızca "bina kaç katlı?" sorusuna değil, "bina hangi zeminde?" sorusuna da daha fazla önem verilmeye başlandı.

YAPI DENETİMİ DİJİTALLEŞTİ

Yapı güvenliğindeki değişim yalnızca yönetmelik maddeleriyle sınırlı kalmadı. Denetim süreçleri de zaman içerisinde dijitalleşti. Elektronik Beton İzleme Sistemi (EBİS) ile beton numunelerinin şantiyeden laboratuvara kadar izlenebilirliğinin artırılması hedeflendi. Böylece numune değişimi ve sonuçların manipüle edilmesi gibi risklerin azaltılması amaçlandı. Ayrıca yapı denetim kuruluşlarının görevlendirilmesinde elektronik sistemlerin kullanılmasıyla, yapı sahibi veya müteahhit ile denetim kuruluşu arasındaki doğrudan seçime dayalı ilişkinin sınırlandırılması hedeflendi.

TBDY-2018 İLE YENİ DÖNEM

1 Ocak 2019'da yürürlüğe giren Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği, Türkiye'nin deprem mühendisliği mevzuatındaki en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Yönetmelikle birlikte yapıların tasarımında koordinat bazlı deprem tehlikesi, yerel zemin koşulları, performansa dayalı değerlendirme ve doğrusal olmayan analiz yöntemleri daha kapsamlı biçimde sisteme dahil edildi.

Özellikle mevcut binaların değerlendirilmesi açısından da önemli değişiklikler yapıldı. Yeni yaklaşımda binanın yalnızca taşıyabileceği kuvvet değil, deprem sırasında meydana gelebilecek şekil değiştirmeler ve performans düzeyi de dikkate alınıyor.

2023 DEPREMLERİ YENİ TARTIŞMALARI BERABERİNDE GETİRDİ

6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremler ise mevcut mevzuatın sahadaki uygulanması konusunu yeniden gündemin merkezine taşıdı. Depremlerin ardından yapı tasarımında perde duvarların kullanımı, kolon boyutları, yapıların yatay rijitliği ve denetim mekanizmalarının etkinliği gibi konular daha yoğun biçimde tartışılmaya başlandı.

Bu süreç, deprem yönetmeliğinde yalnızca hesap yöntemlerinin değil, yapıların mimari ve taşıyıcı sistem düzenlerinin de deprem performansı açısından yeniden değerlendirilmesi gerektiği yönündeki görüşleri güçlendirdi.

1999'DAN BUGÜNE EN BÜYÜK DEĞİŞİM NE OLDU?

1999 öncesindeki yapı anlayışı ile günümüzdeki yaklaşım arasındaki en önemli fark, deprem güvenliğinin tek bir parametre üzerinden değerlendirilmemesi.

Bugün bir binanın güvenliği değerlendirilirken;

  • Yapının taşıyıcı sistemi,
  • Beton ve donatı kalitesi,
  • Zemin özellikleri,
  • Faylara ve deprem tehlikesine ilişkin veriler,
  • Yapının düzensizlikleri,
  • Deprem sırasında oluşabilecek ötelenmeler,
  • Yapı denetim süreçleri,
  • Mevcut binaların performansı birlikte ele alınıyor.

Bu nedenle 1999'dan bugüne geçen süreç, yalnızca "beton kalitesi arttı" veya "kolonlar büyüdü" şeklinde özetlenebilecek bir değişim değil. Türkiye'nin deprem yönetmeliği, zaman içerisinde malzeme standartlarından zemin araştırmalarına, bilgisayar destekli analizlerden dijital denetime kadar çok daha kapsamlı bir yapıya dönüştü.

Ancak yönetmeliklerin gelişmesi tek başına güvenli yapı anlamına gelmiyor. Yeni kuralların doğru projelendirilmesi, kaliteli malzeme kullanılması, sahada eksiksiz uygulanması ve bağımsız denetim mekanizmalarının etkin biçimde işletilmesi, deprem güvenliğinin en kritik aşamalarını oluşturmaya devam ediyor.

Deprem 6 Şubat