Dünyaca ünlü futbol sitesi The Athletic'ten Türkiye analizi: Tarihe geçecek en büyük havayolu israfı
The Athletic'ten Nick Ames'in kalemi, Türkiye'nin 2026 Dünya Kupası'ndaki erken çıkışını acımasız bir dille mercek altına alıyor.
Gerçeklerle yüzleşme zamanı. Hiçbirimiz bir daha Türkiye'yi Dünya Kupası'nın karanlık atı ilan etmemeli. 2002'de yarı finale çıktılar, evet; ama bu, Miami Dolphins'in 1973'te çok iyiydi demek gibi bir şey. Her köpeğin bir günü olur.
Türkiye dün gece, turnuvanın dokuzuncu gününde elendi; bu tarihe geçecek en büyük havayolu israfı oldu. Neden Türkiye'nin şansına bu kadar kapılıyoruz, anlamak güç. Çoğu zaman finale bile katılamıyorlar. Bu sefer Arda Güler, Kenan Yıldız, Hakan Çalhanoğlu ve idare eder düzeyde başka isimler vardı elimizde; bu kadar kötü oynamak için hiçbir bahane kabul edilemez.
Türkiye'nin elenmesini özetlemenin en iyi yolunu bulmaya çalıştım; sanırım şu oluyor: Haiti'den tam iki buçuk saat daha uzun dayandılar turnuvada. Haiti'nin futbol kültürü yeni filizleniyor; onlar bir şeyler inşa ediyordu. Türkiye'nin kampanyasını ise toprağın altına gömmek gerek. "Burada yatıyor; Boğaz'daki delikanlıların bir işe yarayabileceğini düşünen tüm o ahmakların —yazarı dahil— onuru."
Türkiye'nin sefil performansını çerçevelemenin bir başka yolu daha var: Avustralya ve Paraguay maçlarında toplam 62 şut, tek gol yok. İstatistikçilerin kayıt tutmaya başladığı 1966'dan bu yana, iki maçlık süreçte bu kadar şutla fileleri hiç bulamamış bir takım daha yok.
Vincenzo Montella hiç de kötü bir teknik direktör değil. Oyunculuğu da fena sayılmazdı; Roma'da Serie A şampiyonluğu yaşadı ve Türkiye'nin 2002 yarı finalini oynadığı yıllarda Fransa'ya karşı tam anlamıyla soyulan İtalya'nın Avrupa Şampiyonası finalindeydi.
Türkiye'nin bu turnuvadaki şutları dikkat çekiciydi; ama en kötü anlamda. 62 denemeden elde edilen beklenen gol değeri 3,6. Beklenen gol kavramına aşina değilseniz şöyle açıklayayım: şutların kalitesine bakıldığında yaklaşık dört gol beklenmesi gerekirdi, yani her 17 şutta bir. Düz Türkçesiyle, kafalarına çuval geçirip golf oynasalardı daha iyi sonuç alırlardı. Şutların yüzde 51,4'ünün ceza sahası dışından, yüzde 29'unun ise 22 metreden uzaktan gelmesi, hem bir çaresizliğin hem de —sona doğru— tam bir paniğin göstergesi. Bu çocuklarla ava çıkacaksanız kesinlikle arkalarında durun.
Güler, Türkiye'nin yıldız ismi ve Real Madrid'in zarif orta saha oyuncusu; barda takılıp kalan viyolonsel bölümüyle çalışmak zorunda kalan bir şef gibi. Tribünlere ya da direklere giden 11 şutun hesabı ona ait. Diğerleri de şişman denemeler sıralamasında geride kalmadı: Yıldız 12, Çalhanoğlu 11. Toplamda 14 oyuncu şut denedi; kaleci Uğurcan Çakır aralarında olmasa da bir noktada o da deneyebilirdi —nitekim Paraguay maçında son dakika frikik pozisyonunda hücuma katıldı, sonuç değişmedi.
Her iki maçtan alınan bu ekran görüntüleri, Türkiye'nin karşı savunmaları ne denli az rahatsız edebildiğini gözler önüne seriyor. Avustralya ve Paraguay, Türkiye'nin verimsiz atakları karşısında şekillerini kolayca ayarlayıp düzeni koruyabildi. Montella, Paraguay'dan Miguel Almiron rakip oyuncularla ağzını kapatarak konuşmayı yasaklayan yeni kurala aykırı davranması nedeniyle kırmızı kart görünce elinde 45 dakikadan fazla süre kalan 10 kişilik rakibine karşı nasıl bir çözüm bulacağını çözemedi. Almiron'un rezaleti bile gecenin en aşırı anı değildi.
Merih Demiral'ın son dakikada kafaya girdiği bir kafa vuruşu turnuvayı neredeyse kurtarıyordu —belirki sadece kaçınılmazı erteleyecekti— ama o da trende kaldı ve topu direğin yanına gönderdi. En azından bu pozisyonda Türkiye, Paraguay kalecisinin gözlerinin beyazını görecek kadar yaklaşabilmişti. X'te birinin önerdiği yeni içki oyununu gördüm: Türkiye her fikir tükenip uzaktan şut çektiğinde, elinizdeki en yakın içkiden bir yudum. Şimdiye kadar hepimiz masanın altında olurduk. Ve eğer takımınız Türkiye ise, acıyı dindirmek için daha fazlasına ihtiyacınız olurdu.