Ekonomist Zafer Özcivan Yeni Ankara'ya yazdı: Kronik enflasyon ve alım gücü erozyonu

Ekonomist-Yazar Zafer Özcivan, enflasyonun yarattığı etkileri Yeni Ankara'ya anlattı.

Ekonomist Zafer Özcivan Yeni Ankara'ya yazdı: Kronik enflasyon ve alım gücü erozyonu

Ekonomist-Yazar Zafer Özcivan'ın ekonomiye dair "Kronik enflasyon ve alım gücü erozyonu" başlıklı yazısı şöyle:

"Enflasyon, kısa vadede fiyatların yükselmesi olarak tanımlanabilir. Ancak kronik enflasyon, bu
tanımın çok ötesinde, toplumsal ve ekonomik dokuyu yavaş ama sürekli biçimde aşındıran
yapısal bir sorundur. Yüksek enflasyonun geçici olduğu dönemlerde toplumlar uyum
gösterebilir; ücretler, sözleşmeler ve fiyatlama davranışları bir ölçüde ayarlanabilir. Ne var ki
enflasyon kalıcı hâle geldiğinde, asıl yıkıcı etki fiyat artışlarından çok, alım gücündeki
sistematik erozyon üzerinden ortaya çıkar. Bu erozyon, yalnızca bireysel refahı değil,
toplumsal güveni, üretim yapısını ve ekonomik rasyonaliteyi de zedeler.

Kronik enflasyon ortamında para, değer saklama aracı olmaktan çıkar. Bugün kazanılan
gelirin yarın neye yetmeyeceği belirsizdir. Bu belirsizlik, hane halklarının ekonomik
davranışlarını kökten değiştirir. İnsanlar geleceğe dönük plan yapamaz, tasarruf etmek yerine
harcamayı öne çeker, uzun vadeli hedeflerden vazgeçer. Bu durum, bireysel düzeyde bir
“geçim psikolojisi” yaratırken, toplumsal düzeyde kısa vadeli düşünmenin yaygınlaşmasına
neden olur. Ekonomi, üretim ve verimlilik ekseninden koparak, korunma ve savunma
refleksleriyle yönetilen bir yapıya dönüşür.

Alım gücü erozyonu, enflasyonun en görünmez ama en hissedilen sonucudur. Resmî gelir
artışları, maaş zamları ya da nominal kazançlar ilk bakışta olumlu bir tablo çizebilir. Ancak
fiyatlar gelirlerden daha hızlı yükseldiğinde, bu artışlar reel anlamda bir iyileşme sağlamaz.
Hatta çoğu zaman hane halkları, daha fazla kazanıyor gibi görünürken, daha az tüketebilir
hâle gelir. Aynı gelirle daha az gıda alınır, daha düşük kaliteli ürünler tercih edilir, eğitim,
kültür ve sosyal harcamalar ertelenir. Bu süreç, yaşam standardının sessizce gerilemesi
anlamına gelir.

Kronik enflasyonun alım gücü üzerindeki etkisi, toplumun tüm kesimlerini eşit biçimde
etkilemez. Sabit gelirli çalışanlar, emekliler ve sosyal transferlerle geçinen gruplar, bu
erozyonu en sert yaşayan kesimlerdir. Gelirleri belirli dönemlerde ve sınırlı oranlarda
artarken, harcamaları neredeyse her gün güncellenen fiyatlarla karşı karşıya kalır. Buna
karşılık, fiyatlama gücü olan, varlık sahibi ya da gelirini enflasyona endeksleyebilen kesimler,
bu ortamda görece daha az zarar görür. Böylece kronik enflasyon, gelir ve servet
dağılımındaki adaletsizlikleri derinleştirir.

Alım gücünün aşınması yalnızca tüketim kalıplarını değil, çalışma ilişkilerini de etkiler.
Çalışanlar, ücretlerinin temel ihtiyaçları karşılamaya yetmediği bir ortamda, iş değiştirme, ek
iş yapma ya da kayıt dışı faaliyetlere yönelme eğilimi gösterir. Bu durum, iş gücü piyasasında
istikrarsızlığa yol açar. İşverenler açısından ise maliyetlerin öngörülemezliği, uzun vadeli
yatırım kararlarını zorlaştırır. Ücret-fiyat sarmalı derinleştikçe, enflasyon kendi kendini
besleyen bir döngüye girer.

Kronik enflasyonun yarattığı bir diğer önemli etki, toplumsal algı ve güven erozyonudur. Fiyat
etiketlerinin sürekli değiştiği, sözleşmelerin kısa vadeli yapıldığı, “bugün almazsam yarın
pahalı olur” düşüncesinin hâkim olduğu bir ekonomide, rasyonel beklentiler yerini kaygıya
bırakır. İnsanlar, ekonomik göstergelere ve açıklamalara olan inancını yitirir. Bu güvensizlik,
yalnızca piyasalarda değil, kurumlar ve politikalar karşısında da kendini gösterir. Ekonomik
belirsizlik, toplumsal huzursuzluğun zeminini genişletir.

Alım gücü erozyonu, özellikle orta sınıf üzerinde yıkıcı bir etki yaratır. Orta sınıf, ekonomik
istikrarın ve toplumsal denge mekanizmalarının taşıyıcı kolonu olarak kabul edilir. Ancak
kronik enflasyon ortamında bu kesim, yavaş yavaş aşağı doğru sıkışır. Tasarruf yapamayan,
borçlanarak yaşam standardını korumaya çalışan bir orta sınıf profili ortaya çıkar. Zamanla bu
durum, sosyal hareketliliği azaltır ve “yerinde sayma” hissini kalıcılaştırır.

Bu sürecin uzun vadeli sonuçları, yalnızca bugünün refah kaybıyla sınırlı değildir. Eğitimden
feragat eden, sağlığa ve beslenmeye daha az kaynak ayıran haneler, geleceğin beşerî
sermayesini de zayıflatır. Çocukların eğitim kalitesindeki düşüş, gençlerin umutsuzlukla
şekillenen beklentileri ve nitelikli iş gücünün ülke dışına yönelme eğilimi, kronik enflasyonun
görünmeyen maliyetleri arasındadır. Alım gücü erozyonu, bu anlamda kuşaklar arası bir refah
kaybına dönüşür.

Kronik enflasyonla mücadele, yalnızca fiyat artışlarını baskılamaya yönelik teknik önlemlerle
sınırlı kalamaz. Bu sorun, güvenilir para politikası, öngörülebilir maliye politikası ve üretim
kapasitesini artıran yapısal reformların birlikte ele alınmasını gerektirir. Enflasyon
beklentilerinin kırılması, ancak tutarlı ve uzun vadeli bir yaklaşım ile mümkün olabilir. Aksi
hâlde geçici rahatlamalar, alım gücündeki erozyonu durdurmaya yetmez.

Sonuç olarak kronik enflasyon, cebimizdeki parayı küçülten bir ekonomik gösterge olmanın
çok ötesinde, toplumsal yapıyı dönüştüren derin bir sorundur. Alım gücü erozyonu, bireylerin
yaşam kalitesini düşürürken, toplumun geleceğe olan inancını da aşındırır. Bu nedenle
enflasyonla mücadele, yalnızca ekonomik bir zorunluluk değil, aynı zamanda sosyal adalet ve
toplumsal sürdürülebilirlik meselesidir. Fiyat istikrarının sağlanamadığı bir ekonomide,
refahın kalıcı olması mümkün değildir."

ekonomi enflasyon