Bütçede Haziran ayı sürprizi: Prof. Dr. Mustafa Durmuş'tan kritik analiz
Merkezi Yönetim Bütçesi dengesi aylar sonra pozitif bölgeye geçti. Prof Dr. Mustafa Durmuş, Haziran ayı bütçe verilerindeki devasa faiz detayına dikkat çekti.
Merkezi Yönetim Bütçesi dengesi, vergi tahsilatlarındaki agresif artışların etkisiyle haziran döneminde geçici bir nefes aldı. Hükümetin mali disiplin ve kemer sıkma politikaları altında yürüttüğü harcama kısıtlamalarını inceleyen Prof. Dr. Mustafa Durmuş, bütçeyi aylık bazda artıya taşısa da yapısal sorunları çözmeye yetmediğini kaydetti.
HAZİRAN AYI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ DENGESİ KAÇ MİLYAR TL OLDU?
Merkezi Yönetim Bütçesi dengesi, bu yılın haziran ayı verilerine göre uzun bir aradan sonra ilk kez 114,2 milyar TL fazla vererek pozitif yönlü bir seyir izledi. Prof. Dr. Mustafa Durmuş, kaleme aldığı bütçe değerlendirmesinde bu fazla kararının kalıcı bir rahatlama getirmediğini belirtti. Nitekim yılın ilk yarısına yayılan ocak-haziran dönemindeki toplam kümülatif açık 942,8 milyar TL olarak kronikleşmeye devam ediyor.

FAİZ ÖDEMELERİ NE DURUMDA?
Kamu maliyesinde haziran ayında sağlanan fazla tablosuna karşın, faiz harcamalarındaki yükseliş ivmesi hız kesmeden süratleniyor. Yılın ilk 6 ayında faiz kalemine ödenen toplam tutar 1 trilyon 464,2 milyar TL olarak kayıtlara geçti. Bu miktar, kümülatif bütçe açığından 524,4 milyar TL daha fazla bir harcamaya işaret ederken, faiz kaleminin bütçe içindeki payı yüzde 17 gibi tarihi bir rekor seviyeye tırmandı. Net sosyal güvenlik harcamalarının 821 milyar TL ile bütçede yüzde 9,4 pay alması, faiz yükünün sosyal harcamaları ikiye katladığını gösteriyor.

VERGİ GELİRLERİNDEKİ ARTIŞ RESMİ ENFLASYON ORANINI GEÇTİ
Ekonomide yürütülen kemer sıkma tedbirleri çerçevesinde, kamu otoritesi harcamaları kısarken vergi adımlarına ağırlık vermeyi tercih etti. Bu yılın ilk 6 ayında resmi toplam enflasyon oranı yüzde 17,8 olarak ölçülürken, devletin topladığı vergi gelirleri yüzde 38,7 oranında genişleme gösterdi. Aradaki bu büyük makas, uygulanan mali politikaların enflasyon oranının iki katından fazla bir vergi yükünü doğrudan mükelleflere fatura ettiğini kanıtlıyor. Ayrıca bu süreçte sermaye kesiminin muafiyet ve istisnalar sebebiyle 3 trilyon TL'lik vergisinden vazgeçilmesi sınıfsal bir tercih olarak yorumlanıyor.

GELİR VERGİSİ YÜKÜ OECD STANDARTLARININ ÜZERİNDE Mİ?
Gelir vergisi dilimlerinin asgari ücret artış hızına paralel olarak güncellenmemesi, çalışanların kısa sürede yüzde 15'ten yüzde 20 ve yüzde 27'lik üst vergi basamaklarına sıçramasına neden oluyor. Brüt asgari ücret ile ilk vergi dilimi arasındaki oran 2000 yılında 21 kat iken, 2026 yılında bu gösterge 5,8 kat düzeyine kadar gerilemiş durumdadır. Türkiye'deki bekar bir çalışanın ortalama vergi yükü yüzde 40,3 ile yüzde 35,1 olan OECD ortalamasını geride bırakırken, çocuklu ailelere yönelik vergi avantajlarının yetersizliği ülkeyi OECD sıralamasında en üst basamaklara yerleştiriyor.